İSLÂM, MÜSLÜMANLARIN ELİNDE ESİR!

Adnan DEMİR

1.) BÖLÜM
“Müslümanı tarif eder misiniz?” diye Müslümanlara sorun. Bakalım ne tür cevaplar alacaksınız.
İnsanı ve Müslümanı tarif etmeye çalışacağımız bu bölümde insanı ve Müslümanı tarif edince, neden bu başlığı attığımız daha iyi anlaşılacaktır diye umut ediyorum:

“İnsan, Allah’ın halifesi olarak yaratılmıştır; bu halifelik, sadece bir isim değil, Allah’ın emirlerini ve hükümlerini yeryüzünde hâkim kılma vazifesidir. Bu vazifenin şuurunda olan insana Müslüman denir.” (İslâma Muhatap Anlayış, Salih Mirzabeyoğlu)

“İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Fakat bu halifelik, İslâm idrakini temsil etmedikçe kuru bir isimden ibaret kalır. Müslüman, Allah’ın muradını kendi benliğinde ve cemiyetinde gerçekleştiren kimsedir.” (İslâma Muhatap Anlayış, Salih Mirzabeyoğlu)

“İnsan, Allah’ın halifesi olmak üzere yaratılmıştır. Müslüman ise bu hakikati idrak edip, bütün bir varlık düzenini Allah’ın hükmü altına almaya çalışan insandır.” (Bütün Fikrin Gerekliliği, Salih Mirzabeyoğlu)

Evet, Salih Mirzabeyoğlu Müslüman’ı “Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve temsilcisi” olarak tarif eder. Ama bu, sadece yaratılış itibarıyla değil, şuur ve aksiyon itibarıyla bir halifeliktir. Yani her insan potansiyel halife, fakat ancak Müslüman bu halifeliğin idrakinde olandır. “Fikirsiz Müslümanlık, pusulasız gemi gibidir.” (Kültür Davamız, Salih Mirzabeyoğlu)

İnsanın ve Müslümanın kim ve neye memur olduğunun anlaşıldığını umarak diğer bölüme geçebiliriz.

2.) BÖLÜM
2.1) Küresel Düzene Entegre İslâmcılık
Bugün “İslâmcılık” adı altında görünen hareketlerin çoğu, artık İslâm’ın hakikatini temsil eden değil, küresel düzenin ihtiyaçlarına adapte olmuş yapılardır. Bu hareketlerin en belirgin özelliği, Batı merkezli siyasî, ekonomik ve kültürel paradigmanın dışına çıkamamalarıdır. İslâm, onlar için bir yöneliş değil, bir süs ve meşruiyet kaynağı haline gelmiştir.

Bir zamanlar ümmetin kurtuluş reçetesi olarak sunulan “İslâmcılık”, bugün Batı’nın ürettiği liberal-demokratik kalıplar içinde nefes almaya çalışan, kendi ülkesinde iktidarda olsa bile Batı’ya karşı “kontrollü muhalefet” konumundadır. Bu yapıların çoğu, “medeniyet projesi” veya “adalet iddiası” gibi kavramları kullanır ama fiiliyatta NATO’yla, IMF’yle, küresel sermayeyle, hatta Siyonist yapılarla aynı hizaya düşmekten çekinmez.

Küresel sistemin temel direkleri olan kapitalizm, liberalizm ve demokratik siyaset biçimleri, bugün birçok “İslâmcı” hareketin gündelik pratiğinde meşrulaşmıştır. İslâm’ın mutlak hakikat iddiası, “çağın gerekleri” bahanesiyle törpülenmiş, ilahî ölçüler “reelpolitik” hesaplara feda edilmiştir.

Böylece İslâmcı, Allah’ın hâkimiyetini temsil eden halife olma sorumluluğunu değil, dünyanın efendilerine bağlı olarak hâkim oldukları bölgelerde “iyi yönetici”, “ılımlı ortak” ya da “stratejik müttefik” olma rolünü üstlenmiştir. Bu durum, bir teslimiyet değil midir? Bir dinin değil, bir sistemin hizmetkârı haline gelmek, esaretin tâ kendisidir.

Bugün İslâm’ın değil, “BOP İslâmcılığının” küresel versiyonu ihraç ediliyor: Ilımlı, denetimli, tüketim toplumuna entegre bir İslâm. Sorgulamaz, mücadele etmez, yalnızca sisteme dini bir cilâ sürer. İşte bu sebeple, “İslâm, İslâmcıların elinde esirdir.” Çünkü bu yeni İslâmcılık, İslâm’ı yaşatmak için değil, düzeni ayakta tutmak için vardır.

2.2) Hakikatten Kopuşun Sonucu: Esaret
İslâm, hakikatin adıydı; ama bugün o hakikat, kendi iddia sahiplerinin elinde zincire vurulmuş durumda. Bu esaretin en acı yönü, dıştan dayatılmış olmaması; bizzat Müslümanların içinden, “İslâmcılık” kisvesiyle gelmesidir. Yani düşman, artık dış cephede değil; içimizde, kalplerimizde, zihinlerimizde konuşlanmıştır.

Bugün İslâm adına konuşan birçok yapı, hakikati değil, menfaati temsil eder. İlâhî ölçü yerine pragmatizmi; adalet yerine dengeyi; hakikate sadakat yerine güçle uzlaşmayı seçmiştir. Böylece “imân” kelimesi bile bir politik sermaye, bir sosyolojik aidiyet, bir kimlik göstergesi hâline gelmiştir. Hâlbuki imân, varlıkla Allah arasındaki bağdır; retorik değil, hakikat meselesidir.

Hakikatten kopuşun ilk belirtisi fikirsizliktir. Fikirsizlik, Allah’ın nizâmını anlamaya değil, mevcut nizâmda yer kapmaya yönelir. Sonra taklitçilik gelir: Batının kurumlarını, ideolojilerini, yönetim biçimlerini, hatta düşünme tarzını “İslâmîleştirme” gayreti… Evet, dünün Batıcıları Batı’yı olduğu gibi alalımcıydı. Bugünün sözde İslâmcısı ise, Batı kurumlarına İslâmi adlar takarak, yerli ve millî diyerek bu meseleyi halledeceğini zannetmekte. Oysa İslâm, başkalarının ürettiği kalıpların üzerine yama yapılacak bir inanç değildir; tam aksine, bütün bir varlık düzenini kendi ölçüsüyle inşa etme iddiasıdır.

İşte bu iddianın yitimi, esaretin fikrî zeminidir. Bugünün İslâmcısı artık Allah’ın halifesi olarak değil, Batı düzeninin alt taşeronu olarak varlık gösteriyor. Fikirsizliğini “hikmet”, korkaklığını “realizm”, teslimiyetini “siyaset” diye pazarlıyor. Ve böylece, İslâm’ı yaşanacak bir hayat olmaktan çıkarıp, süslenip vitrine konacak bir kavram haline getiriyor.

Pusulasız bir gemi nereye giderse, bugünkü İslâm dünyası da oraya savruluyor: Kimi küresel finans ağlarının, kimi Batı ittifaklarının, kimi de yerel iktidar hesaplarının rüzgârına. Yani İslâm, BOP İslâmcılarının elinde yönünü kaybetmiş bir gemi hâline gelmiştir.

3.) BÖLÜM
Esaretten Çıkış Haritası
İslâm, BOP İslâmcılarının elinde esir… Ama bu esaret mutlak değildir. Çünkü hakikat, kimsenin tekelinde değildir. Yeniden dirilişin şartı İBDA; bu esareti doğuran zihniyeti teşhis edip, onun yerine hakikatin fikrini ikâme etmektir.

Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle, “Her şey fikirle başlar, fikirle biter.” İslâm’ın kurtuluşu da fikrin dirilişiyle mümkündür. Artık saf vecd devirleri geride kaldı… O çağlardaki gibi vecdden ibaret bir koca karı imânı bekleyemeyiz… Artık fikir olmadan imân kuru bir duygudur; imân olmadan fikir, kuru bir zihinsel faaliyettir. Bu ikisi birleştiğinde doğan şey, İslâm’ın özündeki tefekkür ve aksiyon birliğidir.

Bugün ihtiyaç duyulan, İslâm’ı ideoloji olarak, ilâhî nizamın ideolojisi olarak idrak edecek bir fikrî inkılâptır. Bu inkılâp, dış dünyayı dönüştürmeden önce insanın iç dünyasında başlamak zorundadır. Zira Mirzabeyoğlu’nun deyimiyle: “İnkılap, önce insanın nefsinde olur; dışta görünen sadece onun neticesidir.” (İslâma Muhatap Anlayış)

Bu inkılâbın üç temel merhalesi vardır:

1. Fikrî Diriliş: Hakikati Yeniden Kurmak
İslâm, sloganla değil, fikirle yaşar. Bugün Müslüman, Kur’ân ve Sünnet’i hayata tatbik edebilmek için İslâma Muhatap Anlayış’ın şart olduğunu idrak etmelidir. Taklit değil, tecdid (yenileme); teslimiyetin hakikatine ulaştıracak idrak lâzımdır. Mirzabeyoğlu’nun “İslâma Muhatap Anlayış” dediği şey, işte budur: İslâm’ı hayatın tüm alanlarına hâkim kılacak bir bütüncül fikir sistemi inşa etmek.

    2️. Nefs İnkılâbı: Hakikati Kendinde Yaşamak
    İslâm, dışta bir düzen kurmadan önce içte bir nefs terbiyesi ister. Fikrî diriliş, ahlâkî dirilişle birleşmedikçe kuru kalır. Bugün Müslüman, Allah’ın halifesi olma idrakini yalnız söylemde değil, hayatında yaşamakla mükelleftir. Yani adalet, merhamet, dürüstlük, sabır, emanet gibi değerleri kişisel ahlâkın değil, cemiyet nizâmının temeli haline getirmelidir. Bunun mücadelesini vermelidir. Nefsinde yaşadığı, yaşamaya çalıştığı hakikati cemiyetine hâkim kılma mücadelesi. Önce olalım da sonra olduralım değil, olma ve oldurma bir arada…

    3️. Aksiyon Birliği: Hakikati Cemiyetleştirmek
    Fikir ve ahlâk birleştiğinde, ortaya aksiyon çıkar. İslâm, bireysel bir inanç değil; içtimaî bir nizâmdır. Bugün Müslümanlar, şahsî çıkar ve cemaat sınırlarını aşarak, ümmet şuurunda birleşmek zorundadır. Bu birlik, siyasî ittifak gayeli; fikrî ve ruhî istikamet birliğidir. Zira birliğin temeli, hakikatte ittifaktır; sloganlarda değil.

    Sonuçta kurtuluş yolu şudur: Fikirde diriliş, nefste inkılâp, amelde birlik. Bu üçü birleştiğinde, İslâm yeniden esirlikten kurtulacak; Müslüman, yeniden Allah’ın halifesi sıfatını hakkıyla temsil edecektir.

    Bir Cevap Yazın

    Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

    Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

    Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

    Okumaya Devam Edin