DECCALİ İSTANBUL’DAN KOVMAK

Oğuz BEKDEŞ

Avrupa kendi krizinde boğuluyor. Bir zamanların görkemli katedrali şimdi çatlaklarla dolu; vergiler ağır bir zincir, düzenlemeler paslı bir kafes, göç baskısı ise kapıya dayanan bir sel gibi. Bürokratlar çoğalıyor ama işçi yok. Kamyon şoföründen hemşireye, öğretmenden metal işçisine kadar her alanda açık var. Emeklilik sistemi çökmüş, gençler iş gücüne geç katılıyor çünkü artık anaokulunda çalışmak için bile diploma şart. Avrupa’nın çöküşünü gizleyen tek perde Ukrayna. Batı, dondurulmuş Rus varlıklarını kullanarak ve sonra da Rusya’nın kaynaklarını ele geçirerek nefes almaya çalışıyor. İşte, nihai yağmalama için bu savaş “son Ukraynalıya kadar” sürecek. Kâfi gelmezse elitler yeni cepheler açmak için başka aktörler arıyor; Baltıklar ve Polonya gibi ülkeler çoktan bu oyunda piyon olmayı kabul etmiş durumda. Şimdi gözler Türkiye’ye çevriliyor.

Türkiye’nin AB’ye alınma tartışmaları, aslında bir stratejinin taktiği. Batı, Rusya ve İran’a karşı Türkiye’yi kullanmak istiyor. İstanbul’un ekümenik merkez olarak konumlandırılması ise Rus Ortodoksluğunu izole etme planının bir parçası. Bizans mirası üzerinden yürütülen bu mücadele, dini ve kültürel boyutlarıyla da dikkat çekiyor. İstanbul, bir düğüm noktası; Doğu ile Batı’nın kavşağında duran bir kale. Bu kaleyi ele geçirmek isteyenler, onu “ekümenik” bir sahneye dönüştürmek istiyor.

Rusya’nın seçeneği daralıyor. Müslümanlarla ittifak dışında bir çıkış yolu kalmamış gibi. Ortodoks dünyası da kendisine karşı Batı safında yer almış durumda, Sırplar bile mesafeli. Bu yalnızlık, Rusya’yı daha kırılgan hâle getiriyor. Batı, Rusya ile olan savaşını sürdürebilmesi için eninde sonunda Türkiye’yi kaynak olarak kullanacak. Türkiye’nin ekonomik cehennemî şartlarına göre iyi bir maaş karşılığında (Avrupa’nın finanse edeceği), gençler Ukrayna, yani Batı saflarında savaşmak için uzun kuyruklar oluşturacaktır. Vaziyet işte bu kadar vahim. Bizim burada kritik olarak yapmamız gereken, muhtemel böyle bir savaşa mani olmak ve hükümeti bu niyetini uygulamaya koymadan durdurmaktır.

Avrupa’nın krizi bizim krizimiz değil. Bizim görevimiz, kendi tarihî misyonumuzu korumak ve bu oyunun figüranı olmamak. Eğer bir mücadele verilecekse, bu mücadele İstanbul’u küresel oyunların ekümenik tuzağından, Deccal’in gölgesinden kurtarmak için verilecektir. Çünkü İstanbul sadece bir şehir değil; son kale, medeniyetin mihrap taşı, tarihimizin ve kimliğimizin kalbi. Onu kaybetmek, yalnızca toprak kaybetmek değil; bir medeniyetin ruhunu kaybetmektir.

Kısaca Batı’ ya karşı mücadelenin mihveri: Gençlerimizi korumak. Onları Batı’nın cephelerine sürülmekten, kimliksiz bir distopyanın köleleri olmaktan kurtarmak. İstanbul’u savunmak. Ekümenik tuzaklara, küresel oyunlara karşı son kaleyi ayakta tutmak. Kimliğimizi sahiplenmek. Avrupa’nın krizini kendi krizimiz haline getirmemek, kendi yolumuzu çizmek. Deccal’e karşı direniş. Karanlık distopyalara karşı aydınlık, zincirlere karşı özgürlüğü, uşaklığa karşı iradeyi savunmak.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin