KRAL ÇIPLAK

Hasan KARADEMİR

Evvelâ şunu bilelim: Bir zamanlar pabuçlarının arkasına basarak gelen, cübbesini dâvâya siper ettiğini sanan o “kasaba siyasetçisi”, bugün fildişi kulelerinden halka bakarken “Acaba hangi dağı ben yarattım?” diyecek kadar kendinden geçmiş bir narsisizm bataklığındadır. Bu öyle bir bataklıktır ki, içine daldıkça parlar, parladıkça kirlenir!

Onlar ki, yola çıkarken “Bir hırka, bir lokma!” diyerek bu milletin imânıyla kontrat imzaladılar. Ama heyhat! O lokma bugün binlerce tabağa sığmayan bir israf şölenine, o hırka ise ipekli ve altın sırmalı birer kibir zırhına dönüştü. Masal bitti; artık karşı karşıya olduğumuz şey, İslâm’ın “ruhu” değil, “kabuğu” üzerinden ticaret yapan bir menfaat mekanizmasıdır!

Bakın hele şu manzaraya: Ülke bir boydan bir boya dev bir şantiye! Nereye baksan beton, nereye baksan ruhsuz taş yığınları… Sanki bu milletin ruhu acıkmamış da, midesi sadece çimento istiyormuş gibi! Kâhya ve onun etrafındaki “Ihlamur Kasrı’nın türedileri”, adaleti adliye binalarının mermerinde arıyorlar. Bilmiyorlar ki; adalet mermerin soğukluğunda değil, yetimin hakkındaki sıcaklıktadır!

Zalimin en büyük hünerini seyredin: Bir eliyle seccade sererken, öteki eliyle bu milletin geleceğini küresel tefecilere, “beşli” dedikleri o iştahlı devlere peşkeş çekmek! İşte hicvin en kanlı tarafı:

“Ekmek aslanın ağzından alınıp sarayın bahçesine süs diye ekiliyor.”

Mazlumun çocuğu işsizlikten kıvranırken, kâhyanın dalkavukları üçer, beşer maaşla, lüks araçlarının içinde pudra şekeri koklayarak “dâvâ” nutukları atıyorlar!

Dün kendilerine söven, bu milletin mukaddesatına küfreden ne kadar “pörsümüş aydın” ve “müstamel gazeteci” varsa, bugün şatonun kapısında en sadık bekçi oldular. Zira menfaat, en keskin düşmanları bile aynı yalakta birleştiren bir “kimyasal mucize”dir!

Bakın şu “ekonomi dehası” geçinenlerin kurduğu muazzam tezgâha! Elinde bir “nas” bayrağı, dilinde “şeriatın hükmü” sakızı; ama ruhunda küresel tefecilerin faiz kırbacı! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Millete “sabır” tesbihi çektirirken, kendi yandaşlarını “kur korumalı” hırsızlıklarla ihya etmek, hangi kitabın neresinde yazar?

Zalim, paranın değerini yerin dibine sokarken; “Biz gönül köprüleri kuruyoruz!” diyerek, halkın sofrasındaki zeytini, çocuğunun sütünü çalıyor. Esnafın kepengine kilit, emeklinin boğazına düğüm atan bu zihniyet; altından klozetlerin, ejder meyveli smoothie’lerin ve bin odalı karanlıkların içinde bir “saadet zinciri” kurmuş, adına da “millî ekonomi” demiş! Bu ekonomi değil, bu; alın terini betona gömüp, üstüne dalkavukluktan cila çekme sanatıdır!

Eğitime bakın! Üniversiteler, kâhya’nın kapı kullarına makam dağıtılan birer “arpalık” haline gelmiş. Bilim mi? Hak getire! Liyakat mi? Çöp sepetinde! “Âlim” yetiştirmesi beklenen kurumlar, “intihalden kale kurarak” “talimatla imza atmaya gönüllü” uşaklara diploma vermekle nam salıyor…

Gençlerin ruhunu kuruttular! Bir yandan “dindar nesil” diye yola çıkıp, öte yandan adaletsizlikle, kayırmacılıkla, mülâkat rezaletleriyle o gençleri dinden de, vatandan da soğuttular. Gençlik, ufukta bir ışık göremediği için gözünü Batı’nın kokuşmuşluğuna dikmişse, bunun vebali; eğitimi “kadrolaşma bataklığına” çeviren o sahte mücahidlerin boynunadır!

Adalet mekanizması mı? Orası artık bir “giyotin fabrikası!” Hâkimin cübbesinde düğme yok derlerdi; şimdi o cübbeler sarayın ima dolu nazarlarıyla düğmelenmiş durumda. Liyakat yerini “eyyamcılığa” bıraktı. Eğer kâhyaya sadıksan, istersen cahilin en koyusu ol; sana her kapı açık! Ama eğer “hakikat!” dersen, zindanların küfü senin kaderin…

Bu memlekette artık suçlu; hırsızlık yapan, yetim hakkı yiyen veya vatanı satan değildir. Bu memlekette tek bir suç vardır: “Kral çıplak!” demek.

Şimdi kulak verin; bu yükselen beton binaların arasından bir ses geliyor. Bu, yıkılan bir ruhun, pörsüyen bir ahlâkın feryadıdır! Zannediyorsanız ki, bu devran hep böyle sürer. Oysa tarih, altından tahtların altında kalan devlerin mezarlığıdır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin