25 OCAK DÜŞÜNCELERİ – “ZULÜM GÖRDÜĞÜ İDDİASIYLA”
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
25 Ocak 1991’de İstanbul Bayezid Meydanı’nda gerçekleştirilen Cuma gösterisi, sadece bir gösteri değil, aynı zamanda bir aydınlanma eylemiydi.
Neydi bu aydınlanma?
Emperyalizmanın saldırdığı kim olursa olsun, saldıran emperyalizmanın karşısında, saldırıya maruz kalanın yanında olmak…
Bu, hem “mazluma dini sorulmaz” ölçüsüne uygunluk, hem de Üstad Necip Fazıl’ın, “Gençliğe Hitâbe”sinde, işçiye, “(…) emekçiye “benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!” ihtarındaki mânânın aplikasyonudur.
Bu aynı zamanda, Efendi Hazretleri’nin (Abdülhakîm Arvasî), Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşı’na destek olmasındaki mânâya verasetin de gereğidir…
Şöyle…
İttihatçıların zulüm idaresinden perişan olan Anadolu ahalisi, Kurtuluş Savaşı’nı İttihatçı kadroların örgütlüyor olmasından dolayı da buna karşı oldukça geniş bir tepki gösterdi. Bu tepkide Mustafa Sabri Efendi gibi ilmiyle mümtaz kimi İslâmcıların da rol aldığı bir vaka… Onlar, işte tam da bu, yani zalim oldukları vs gibi sebeplerle İttihatçıların örgütlediği Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkarlarken, İBDA’nın üzerindeki mührün sahibi olan Efendi Hazretleri, yaşanan ve yaşanacak olan zulümlere bakmadan, Kurtuluş Savaşı’na destek vermiş ve bunu da dile getirmiştir. O’nun tavrı, kurulacak olan küfür düzenin bildiği hâlde o düzene bir rıza değil, bir katlanış ifadesi içinde, işbirlikçilik ve teslimiyetçiliği reddeden doğru politika ve ahlâkı örnekleştiricidir. Ki, Kumandan Mirzabeyoğlu da, 25 Ocak çıkışı ile meselenin Saddam’ın veya bir başkasının zalimliği değil, esas olanın emperyalizmaya karşı koymak olduğunu deklare etmiştir.
Bu konuda, “Saddam zalimdi, her ne sebeple olursa olsun ona destek olunamaz!” diyen sözde İslâmcıların kimi yaygaralarına hâlâ şahit olmaktayız. Bu “ahmak” soy… Evet, bunların çoğu hain değildir. İttihatçıların karşısında dururken Mustafa Sabri Efendi’nin hain olmadığı gibi… Ama siyaseten hainlikle aynı neticeyi doğuran yanlış yapmışlardır, orası ayrı… Şimdi, hainlerin ve düşmanın elinde oyuncak olan bu ahmak soy, Saddam’da olduğu gibi, Suriye’de, Libya’da kendini açığa çıkardığı gibi bugün de İran, Hizbullah, Ensarullah vs meselelerinde yaygara yapmaya devam etmekte.
Neymiş efendim, zulmetmişler…
İttihatçılar da zulmetti, Batıcılık yaptı ama Efendi Hazretleri meselenin bu olmadığını, esas meselenin emperyalist saldırıya karşı koymak olduğunu sözde kalmayarak, eylemli tavrıyla, Anadolu’daki Kurtuluş Savaşına fiilen destek olarak gösterdi.
25 Ocak 1991, bu mânâya verasetin ilânıdır…
UŞAKLIĞIN ADINA, “ESAD MİRASININ TEMİZLENMESİ” DEDİLER
Malûm, bölgemiz, İsrail, ABD ve diğer Batılı emperyalistlerin büyük saldırısına karşı hazırlanıyor.
Emperyalistlerin saldırı hedeflerinden biri de Hizbullah…
Hizbullah tabiî olarak İsrail saldırısı karşısında kendisini korumak için güç toplamaya, silâhlanmaya çalışıyor.
Hizbullah’ın ana lojistik hattını da İran-Irak-Suriye güzergâhı oluşturmakta.
İran, İsrail’le savaşabilsin diye Hizbullah’a silâh desteği sağlarken, İran’dan yola çıkan bu silâhlar, Iraktan geçip, Suriye üzerinden Hizbullah’a ulaştırılmakta.
Esad döneminde bu güzergâhın işleyişinde bir sıkıntı yoktu. Esad, İsrail düşmanına karşı Hizbullah’ın silâhlanması için gerekli desteği vermekteydi. Zira biliniyor ki, İsrail’e karşı savaşan Hizbullah sadece kendisini veya Lübnan’ı değil, aynı zamanda tüm bölgeyi, İslâm âlemini, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, Gazze’yi, hatta Anadolu’yu, İstanbul’u… Ve hatta tüm insanlığı da korumuş olmakta… İsrail’e yöneltilmiş her namlu, insanlık, bölge, İslâm, Mekke, Medine, Kudüs, Gazze, İstanbul’u koruma mânâsı taşımakta.
İdeolojisini, mezhebini geçmişini beğenelim beğenmeyelim, tasvip edelim ya da etmeyelim, üstlendiği bu misyondan dolayı Hizbullah ve benzeri yapılanmalar, tıpkı Erdoğan’ın Hamas için yaptığı benzetmede olduğu gibi, birer millî mücadele, birer İstiklâl Savaşı unsuru olarak öne çıkmaktalar. Esas düşmanı emperyalizma ve Siyonizm-İsrail olarak tespit eden herkes bu tesbitte birleşmek ve gereğini yapmak durumunda…
“Zalim Esad’ı devirdik, Suriye’de devrim yaptık!” iddiasıyla Suriye yönetimini devralan yeni rejim, İsrail’e sıkılacak silâhların Hizbullah’ın eline geçmemesi için, zalim olduğu için devirdiklerini ileri sürdükleri Esad’dan daha zalim İsrail’e bekçi köpekliği yaparak emperyalizma ve İsrail nezdinde meşruiyet aramaya, hayat hakkı elde etmeye çabalamaya devam ediyor.
Aşağıdaki haber (*), bu işbirlikçiliği, uşaklığı, İsrail adına bekçi köpekliğini anlatırken, bir de utanmadan bunları müslümanlık adına meşrulaştırmaya çalışıyor.
Neymiş?
Sınır güvenliğini sağlamakmış. Yani İsrail adına güvenlik, sınırlarda İsrail adına bekçi köpekliği…
Neymiş? Bölgesel çatışmalardan korunmakmış… Yani, İsrail’in bölgede zarar görmesine mani için köpeklik…
Esad’ın aksine, Suriye’nin ikmâl hattı olarak kullanılmayacağın kanıtlamışlar. Efendilerine, köpeklik etmekteki azimleri dile getirip, kendilerine güvenebileceklerini vurguluyorlar. İlgili haber:
“Şam’dan Hizbullah’a ‘Füze’ Darbesi: Geçit Yok
Yeni Suriye yönetimi, Lübnan’a kaçırılmak istenen füzeleri yakaladı. İran’ın ‘kaos hattı’ kesiliyor, Esed mirası temizleniyor.
Devrik diktatör Esed döneminde İran’ın silah sevkiyatı için “arka bahçe”ye çevirdiği Suriye’de, yeni yönetim sınır güvenliğini sağlamak ve ülkeyi bölgesel çatışmalardan korumak için operasyonlarını sıklaştırdı. Suriye resmi ajansı SANA, Lübnan sınırındaki Bureij bölgesinde Hizbullah’a gönderilmek istenen yüklü miktarda mühimmatın ele geçirildiğini duyurdu.
Tanksavar Füzeleri Yakalandı
Güvenlik güçlerinin dikkati sayesinde durdurulan araçta ve ardından Nabek bölgesindeki sığınakta yapılan aramalarda; 9 adet tanksavar füzesi, 68 RPG mermisi, roketler ve sandıklar dolusu mühimmat ele geçirildi. Yeni yönetim, Esed’in aksine Suriye topraklarının İran’ın vekâlet savaşları için bir “ikmal hattı” olarak kullanılmasına izin vermeyeceğini bir kez daha kanıtladı.
İran’ın ‘Direniş’ Maskesi Düşt
Yıllarca Esed rejimini ayakta tutmak için Suriye halkını katleden Hizbullah’a giden silah damarları bir bir kesiliyor. Geçtiğimiz ay yüzlerce kara mayınını yakalayan Şam yönetimi, bu son operasyonla Siyonist İsrail’in sınır kapılarını bombalama bahanelerini de elinden alarak, sınır hakimiyetinin sadece Suriye devletinde olduğu mesajını verdi.“
Neymiş?
İcra ettikleri bekçi köpekliği sayesinde artık zarar gelmeyeceğinden dolayı, İsrail’in, “bana zarar geliyor” diyerek bombalamasına gerek yokmuş. Öyle ya, köpekler köpekliğini iyi yapıyorsa, efendinin bizzat müdahale etmesine ne gerek var? İsrail’e köpekliği meşrûlaştırmanın bahanesi de Hizbullah’ın Esad rejimine verdiği destek… Esad rejimine destek verene karşı İsrail köpekliği meşrû bir işmiş gibi gösterilmekte. Düşmana yaranmak için çırpınmaktalar; zararsızlığı bırak faydalı olduğundan dolayı kendilerine dokunmamasını dilenmekteler…
Biz ki, Hakîmîyiz, Fehimîyiz, Tâhâîyiz, Mavlâna Halidi Bağdadîî’yiz…
O Mevlâna Hâlid ki, talebelerine, “Size ilmi siyaseti öğreteceğim!” buyurdu ve emperyalist saldırının İslâm coğrafyasına akbabalar gibi üşüştüğü bir demde, nur talebelerini dünyanın dört bir tarafına fışkırtarak, emperyalizmaya karşı mücadelede bir bayrak oldu, olmaya da devam etmekte…
İşte, Mevlânâ Hâlid’in talebesi Efendi Hazretleri ki, İbda’nın üzerindeki mührü vuran. Ve işte, “Allah’ın çekilmiş kılıcı” Halid Bin Velid soyunun temsilcisi Kumandan Mirzabeyoğlu ki, maddî ve manevî yoldan veraseti temsil eden…
Ve işte Adımlar ki, bizzat İbda Mimarı Kumadnan’ın emriyle 25 Ocak 1991’de o tetiği çeken ve işi orada bırakmayıp, o günden bu güne bu davanın temsil ve liyâkatında hep en önde olma gayretini de devam ettiren…
1919… Müslümanları emperyalizmaya karşı tesirsiz kılmak ve işbirlikçiliğe sürüklemek için kullanılan “kötü” imaj İttihatçılardı, Kemalizmdi… İyi imaj hilâfetti, Mustafa Sabri efendi gibi âlimlerdi…
1991… Irak’a saldıran Amerikan katliamlarına karşı Müslümanları emperyalizmaya tepkisiz kılmak ve işbirlikçiliğe sürüklemek için kullanılan kötü imaj Saddam’dı, zalimliğiydi, Baas ideolojisiydi… Karşısına iyi imaj olarak ilk Cuma namazı kılan Cumhurbaşkanı denilerek Özal çıkartıldı, emirül müminin denildi… Nice sözde müslümanlar da buna destek oldu.
Bugün de emperyalizmanın saldırısı karşısına kötü imaj olarak Esad, Kaddafi, Şia vs çıkarıldı, çıkarılıyor. İyi imaj olarak da Erdoğan, Yeni Osmanlıcılık, sözde Büyük Doğuculuk vs…
Sözde değil özde Büyük Doğu, duran değil, “Yürüyen Büyük Doğu”… Yani İBDA… Yani teslimiyet ve işbirlikçiliği reddeden anti-emperyalist tavır. Büyük Doğu deniliyorsa, işte gerçek Büyük Doğu’cu Kumandan Mirzabeyoğlu’nun tavrı, duruşu… Bunun dışındaki Büyük Doğu’culuk, her şeye sahtesinin musallat olması cinsinden bir hamakat ve ihanet teşekkülü olarak görülmelidir.
(*) Islamist Agenda https://www.islamistagenda.com.tr/samdan-hizbullaha-fuze-darbesi-gecit-yok










