25 OCAK DÜŞÜNCELERİ
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
“Bugün 25 Ocak!
1991 ve 2000…
Tarihin dönüm noktaları.
İlki “Yeni Dünya Düzeni”ne Dünya Çapında meydan okuyuşun, ikincisi bu meydan okuyuşa cevap niteliğinde topyekûn imha hedefiyle yapılan saldırı karşısında Sancar Kartal’ın şehâdetiyle mühürlenen zaferin yıldönümü.
Kumandan ve ona eşlik eden şehidlerimize gıpta ile rahmet olsun!
Kutlu olsun!”
Aydın Alkan, dünkü attığı tebrik mesajında 25 Ocak’ı bu güzel ve önemli tespitlerle anmış…
Yaşadığımız günler boyunca ortaya çıkan yeni durumlar, 25 Ocak’ları her geçen gün daha da mânâlı kılmaya devam ediyor. 25 Ocak ve 5 Aralık’ta toplu mânâların tafsile gelişine şahit oluyoruz…
25 Ocak 1991… Yer, İstanbul Bayezid Meydanı. Cuma namazından çıkan kalabalık, Turgut Özal’ın Türkiye’yi Amerika’nın yanında Saddam Hüseyin’e karşı savaşa sokmak istemesine karşı çıkan bir protesto eylemi düzenliyor.
Eyleme polis müdahale etmek istiyor. Özellikle “Saddam sen oradan, biz buradan!” pankartı dikkat çekmekte. Polisin müdahale etmek istemesi karşısında yaşanan arbede esnasında göstericiler arasından birileri havaya ateş ederek tarihî mesajı veriyor…
Birkaç gün geriye gidelim…
Yer, başında Harun Yüksel’in bulunduğu Kıvam Hukuk bürosunun, İstanbul Beyoğlu’ndaki ofisi…
Kumandan Mirzabeyoğlu, Ali Osman Zor’a, gerçekleştirilecek eylemle ilgili son talimatları verirken soruyor: Havaya ateş edebilir misiniz?
Sorunun muhatabı bunu emir telakkî ediyor…
Netice malûm…
Verilmek istenen mesaj açık: Amerikan köpekliği yapılarak, Amerikaya destek olmak üzere Irak’a saldırıya iştirak edilirse gerekirse silâhla müdahale ederiz.
Bu açık mesaj muhatapları tarafından dikkate alındı ve Türkiye’nin Amerika için Irak’a saldırmasının önüne geçildi. Amerika nezdinde Turgut Özal’ın itibarı zedelenmiş oldu. Ve Amerika, Irak’a Türkiye’nin desteği olmadan saldırmanın bedelini ağır ödedi ve ödemeye de devam etmekte.
Normal hesaplamada Amerika güneyden, Türkiye ise Kuzeyden saldıracak, cephede ise esas olarak mehmetçik öne sürülecekti. Böylece Müslüman Irak birlikleri adeta tost edilecek, bunda da mehmetçiğin kanı akıtılacaktı.
Fakat o 25 Ocak gösterisinden dolayı mehmetçik cepheye sürülemedi. Zira Irak’ta savaşa tutuşmuşken içeride bir halk ihtilâlinin patlamasından korktular. İçeride karışıklık patladığı esnada ordu Irak’la meşgûlse, içeriye müdahale edemeyeceklerini gördüler. “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacağız!” diyerek Irak saldırısında Amerika’ya destek olamadılar. Bayezid meydanında atılan silâhın yankısı, Pentagondan, Vaşingtondan, Brüksel’den, Bağdat’dan, Londra’dan ve daha dünyanın pek çok yerinden duyuldu. Karada Irak ordusuyla esas olarak mehmetçiğin savaşması düşünülmüşken, bu olmayınca, Saddam’ı devirmek üzere kara harekatı tam olarak yapılamadı ve Saddam devrilemedi. Saddam’ı devirememek ve direniş karşısında tökezlediğinin ortaya çıkması, emperyalizmanın havasını söndürdü. Ve işte o gündür bu gündür, Amerika, İslâm topraklarına ne kadar saldırırsa saldırsın, bir türlü istediğini alamadı. Saldırıyor, yakıyor, yıkıyor ama bir türlü istediğini tam olarak alamıyor.
Amerika İslâm’a saldırırken bu esnada, Amerika’nın İslâmla meşgûl olmasından istifade etmeyi bilen Rusya ve Çin güçlenerek Amerika’nın karşısına bir güç olarak çıktı.
Havaya atılan bir kaç merminin yol açtığı hadiseler zinciri, kelebek etkisi teorisini hatırlatır şekilde tesirini günümüze kadar gösterdi ve göstermeye de devam etmekte.
İşte, bizzat İbda Mimarı’nın verdiği emir ve direktifle Adımlar, o günden bu güne emperyalizmanın karşısında durmayı sadece retorik bir meşgâle olarak değil, aktif, kanlı canlı bir aksiyon olarak örnekleştirmeye devam etmektedir.
Adımlar’ın kesin ve net anti-emperyalist tavrı emperyalizmanın yanında yer alan sözde müslümanlarla bir ve aynı değildir. Müslümanlık, emperyalizmanın yalakalığı ya da işbirlikçiliği değildir. Emperyalizmaya, kapitalizmaya, Siyonizme lafta karşı gelirken pratikte işbirlikçiliği yapan, ne yapalım şartlar böyle diyerek bu işbirlikçiliği meşrûlaştıran sözde müslümanlar… Evet, iktidarda bu işbirlikçi sözde müslümanlar olmayaydı, emperyalizma bu topraklarda bu kadar rahat at oynatamazdı. Zira İslâm karşıtlarının foyaları meydana çıkmış ve ahali de bunlara karşı büyük tepki ortaya koymaktaydı. Ama iktidara bu sözde müslümanları getirerek işbirlikçiliği de kabûllendirip, ahaliyi de böylece sisteme entegre ettiler.
Anti-emperyalizma, kuru kuru, “kahrolsun emperyalizm” demekten ibaret bir şey değildir. Anti-emperyalist olmak için, emperyalizmin içimizdeki işbirlikçilerini hedef almak, onları deşifre etmek, siyaseti onlara karşı yeniden örgütleme şuuru ile hareket etmek gerekir. “En küçük çaplarda bile doğru politika” ilkesiyle…
Evet, ne diyorlardı?
Sizin bu yaptıklarınızdan ne olacak ki! Neyi değiştireceğinizi zannediyorsunuz?
Gördük ve görüyoruz, nelerin değiştiğini, nelerin olduğunu ve olmaya devam ettiğini…
25 Ocak 1991’de karşımızda Özal denen sözde müslüman hain vardı. Bugün onun yerini, onun izinden gittiğini söyleyen imânsız İslâmcılık rejimi aldı…
Tedaisi: Zombi filmlerinde, kişi, zombileşen sevdiğine, yakınına kıyamaz. O sevdiği zombi olarak üzerine yürümektedir ama bu ona karşı bir şey yapamaz. Emperyalizmle işbirlikçiliğe girenler de bu zombiler gibi… Ne de olsa bizdenler ya… Millet bunların ne olduğunu biliyorsa da kıyamıyor… Oysa artık onlar bizden değil, zombi. Onlar artık dünkü Kemalist lâik görünümlü işbirlikçilerin yerini alan, müslüman kılıklı işbirlikçiler. Siyasî irade ve liderlik, burada kendisini ortaya koymaktadır: Kesin, cesur ve kararlı…










