BERAT KANDİLİ VESİLESİYLE MURAKABE-MUHASEBE VE KANDİL TEBRİĞİ

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Şaban Ayı’nın 14’ünü 15’ine bağlayan gece Berat Kandili…

Âlemlerin rahmetle dolduğu bir gece…

Bu rahmet gecesinde, Allah, “yok mu bir duanız, isteğiniz, siz isteyin ben kabûl edeyim!” buyuruyor.

Herkesin duası ayrı. Sağlık, sıhhat, afiyet, rızk gibi ortak duaların yanında şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin değişmesi hesabı, herkesin kendi makamına, mevkiine ve gerçekliğine göre edeceği, etmesi gereken dua da ayrı…

Kimi Allah’tan ilim diliyor, kimi mal, kimi de davaya fedai olmayı… Veya hepsini… Ellerimizi Allah’a açmışken, içimizden geçen baskın hissin ne olduğunu, gerçekte ne için dua ettiğimizi kendimiz biliyoruz…

İçinde bulunduğumuz dünyanın, yaşadığımız bölge ve ülkemizin şartları ortada. Dünyanın her köşesinden mazlumların ahları, iniltileri yükselmekte. Dünya düzeni el değiştiriken, Amerika hegemonyasını kaybetmenin telâşıyla fütursuzca saldırılara başladı. İsral’in katliamları yıllardır devam etmekte. Ortadoğu’da oluk oluk müslüman kanı akıtılmakta. Müslümanların yaşadığı ülkelerin başkanlarının önceliği ise kendi koltuklarının geleceğini düşünmek olduğundan, onlardan kahramanca bir hamle göremiyoruz. Malûm, sonunu düşünen kahraman olamaz.

Gazze’ye yardım etmek için kimi Amerika’dan merhamet dileniyor, kimi de “yardım yapacağız ama İsrail izin vermiyor” diyerek mazeret üretiyor… Ülke yönetmiyorlar da STK idare ediyorlar sanki… Ama işbirlikçilikte o kadar cevvaller ki, yeter ki emperyalist efendileri bölgede kendisine kafa tutan bir gücü, bir düşmanı hedef gösterip, bunlara, “tut!” demeye görsün… Emperyalistlere hizmet etmekte yarışıp, efendilerine ne kadar yararlı olduklarını göstermede atışıyorlar… Neymiş, dünya nizâmı kendileri olmadan yerinde olmazmış, büyük bölgesel stratejinin vazgeçilmez oyuncularıymışlar… Onlar olmadan bölgede oyun kurulamaz, onların haberi olmadan yaprak kımıldamazmış… Bölgesel barış üretmede üzerlerine yokmuş… Evet, emperyalizmaya baş kaldırmayıp teslim olmanın adı barış; emperyalzimaya baş kaldıracak olanlara karşı da emperyalizma adına hot zot etmenin, emperyalizma adına korku vermenin, emperyalizmanın bölgedeki karaltısını artırmanın adı da barışa katkı…

Evet barış istiyoruz… Türk, Arap, Kürt, Fars vs tüm unsurlar, kardeşçe bir arada yaşamak istiyoruz. Bunun olmasının yolunun da Amerika ve Batı’nın bölgemizden kovulması, Amerika ve Batı’ya ait işgâl üslerinin kapatılmasından geçtiğini görüyoruz. Amerika bölgemizde kimi komşularımızı, kardeşlerimizi hedef alırken, bizler Amerika’nın şerrinden korunmak için bu saldırılara sessiz kalırsak, gerçekçi tepkiler veremezsek…

Yukarıda söyledik, Amerika’ya gereken tepki verilmiyor. Çünkü iktidardakiler Amerikan işbirlikçisi olarak iktidara geliyorlar ve koltukta kalmayı esas gaye görüyorlar. Hem Amerika’ya gebeler hem de Amerika’ya rest çekecek kahramanlık ahlâkından kendilerinde eser yok. Amerika da zaten iktidara böyelelerinin gelmesine yol açıyor ki, yarın başına belâ olmasınlar. Bölgede anti-emperyalist mücadele veren grup ve akımlar içinden birileri iktidara gelecekse bile, bunların safında gözükenlerden en ödlek, en korkak, en menfaatperest tiplerin başa gelmesine tavassut ediyorlar. Ve bunlar, gerçek kahramanların üzerine basarak, kahramanlık satarak yükselmeye devam ediyor. Bunların kahramanlık ve fatihlikleri, fethedilmiş alanalrın sahte fatihleri olmaktan ibaret. Mücadelenin verildiği, tahlikenin gerçekten yaşandığı yer ve zamanda bunları göremezsiniz ama, mücadelenin kıyısında yer alırlar ve akabinde de mücadele sonrasında o mücadelenin kazanımlarını fatih edasıyla, kendi mücadeleleri ile elde edilmiş kazanaımlarmış gibi dağıttıklarını ve böylece başkasının, gerçek kahramanların emek ve çabasını çalarak kendilerine iktidar alanı açtıklarını görebilirsiniz. Kahramanlar buzdağlarını hohlaya hohlaya eritedursun, bunlar, yumuşayan iklimle birlikte eriyen buzların oluşturduğu çamurda hayat bulan sürfelerden ibarettir.

Bütün bu satekârlıkları, riyakârlıkları gören İslâm ihtilâl ve inkılâbının gözcüleri olarak, Allah’tan bizleri İslâm ihtilâl ve inkılâbının madde ve mânâ şartlarına erdirmesini diliyoruz ki, görsünler bakalım devlet nasıl olurmuş, öyle Trump atıp tutabiliyor muymuş… Mazlumlara, müslüman akrdeşlerimize yardım edebilmek Yahudi çıfıtının izni ile mi mümkünmüş…

Evet, bu gece dua gecesi…

Hakikatte herkes kalbindekinin duasını eder, kendi gerçekliğinin… O da yapıp ettikleriyle zaten ortadadır.

Koltuklarından başka bir şey düşünmeyen hainler, lâfta Filistin’e destek verirken, gerçekte perde gerisinde İsrail’le her türlü işi tutuyor, alışverişi yapıyorlar.

İsrail’e karşı savaşan bir avuç mümin ve onlara destek olmaya çalışan bir kaç samimî teşebbüs dışında devlet plânında gerçek bir hamle ortada yok…

Emperyalizma, yıllar boyu BOP’la, İbrahim Anlaşmaları ile, normalleşmelerle bu günlere hazırlandı. İktidarlara getirdikleri işbirlikçileri ile katliama uğrayan kardeşlerine yardım etmek isteyenlerin elleri, ayakları bağlandı. Emperyalizmaya karşı koyup Filistin’e destek olanları da ya Saddam veya Kaddafi gibi katlettirdi, ya da Suriye gibi karıştırdı. İşbirlikçileri, eşbaşkanları eliyle yaptı bunları, herkesin gözü önünde…

Cihad edilmesi gereken İsrail’le ticaret yapanlar…

Abdülhakîm Arvasî Hazretleri buyuruyor ki:

— “Dinî işlerde bid’atlerin (uydurma yeniliklerin) türemesi öyle bir fitnedir ki, zararı bütün mahlûkları sarar. Bunlardan biri de CİHAD VE GAZADA GEVŞEKLİK VE TEMBELLİK’tir. Burada bir nükte vardır ki, MÜNAFIKLIĞIN ALÂMETİ olmaya kadar gider. O da ŞEHİTLİK NİMETİNDEN KAÇINMAK… Şehitlik, İslâm’ın kuvvet bulması yolunda can vermektir. Her mümin fert bu yüksek makamı kalb ve zevk yoluyla benimsemeye, istemeye memurdur. Bu sır icabı olarak Resûl ve Nebilerin birçoğu, sahabîlerin ekserisi ve Peygamber evlâdının hepsi, şehâdet arzularına ulaşmış ve bu yolda ruhlarını teslim etmişlerdir… Bir kişinin bile sebep olduğu fitne dolayısıyla bütün mahlûkların zarar görmesi karşısında kalblere bir vehim düşebilir. Bu hususta Allah, İlâhî ukubetinin pek şiddetli olduğunu bildiriyor. Çünkü İlâhî rızasına aykırı bir şeyin zuhurunda cezanın nasıl geleceğini takdir, ancak kendi zâtına âittir. İlâhî âdet gereğindendir ki, ceza umumî olarak gelir. Sebep olanlara, başlangıcı dünyada olarak ceza, sebep olmayarak mazur görülecek olanlara da, fitnenin doğuş ve yayılışına mâni olamayarak yalnız kalble karşı durdukları için şehitlik nasip eder.” (Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, 4. Basım, s: 240)

Cihaddan kaçmak bidat ve münafıklık alâmeti, cihad edilmesi gerekenle ticaret yapmak da ihanettir.

Münafık, bakarsan müslüman görünür, hatta senden benden keskinlik taslar, ümmete liderlik bile satar ama yaptığı işle veya yapması gerekirken yapmadığı ile kendini ele verir.

Hani Üstad, “ben sizden, yapabilecekken yapmadıklarınızın hesabını soruyorum!” demekteydi ya…

İşte, elinde imkân varken, güç varken, iktidar varken, bunu kullanmak yerine, kullanmamanın bahanesini üretenler, yapması gerekeni yapmayıp da elindeki imkânla yapabileceklerin çapına göre eften püften sayılacak işlerle teselli bulan, “bakın biz neler neler yaptık!” diyerek bunları abartanlar… Münafıklar, bunlardır. Münafık, “ümmetin lideriyiz” deyip de, “bir şey yaparsak bize ne yapmazlar” diyenlerdir.

Allah, bizleri, İslâm ihtilâl ve inkılâpçıları vasıtasıyla münafıkların elinden kurtarsın; İslâm ihtilâl ve inkılâpçılarına her türlü madde ve mânâ imkânını behşetsin de müslüman neymiş, mümin nasıl olurmuş, devlet nasıl yönetilirmiş cümle âleme gösterebilelim. Varoluşun ilk şartı şuurdur, şuursuz, rastgele varoluş mümkün değil. Şu ifadelerimiz bile, bu şuruu aksettirmek için… Söz, amel ağacının meyvesidir; şehidlerimizin şahitliğinde yürüyüşümüzün…

Büyük velînin bahsettiği cihad ve gazada gösterilen gevşeklik -bidat- sebebiyle gelen ve gelmekte olan büyük musibetler de işte bu münafık tipinin sahte dualarının kabûl olunmayıp, reddedilmesi saikiyle… Allah yolunda kerih görülüp kaçılan ölüm, sıkıntı ve musibetleri, Allah, o kaçanların başına öyle ya da böyle musallat ediyor.

Evet, geliyor gelmekte olan…

Hani Kumandan’ın işaret ettiği mehşerî kargaşa…

Yer depreniyor, gök yüzünde adı sanı bilinmedik cisimler dolanıp duruyor…

Allah’tan korkmayanlarsa, mürted münafık eteğinde nefslerini yellemeye devam…

Oysa, geliyor gelmekte olan…

Her şeyin o kadar hızlanacağı bir zaman dilimine giriyoruz artık.

Ve her şey, büyük bir tevafuk olarak her şey üst üste gelip kesişmekte.

İşte, Gazze’de sözde ateşkese ve garantörlere rağmen İsrail katliamları devam ederken İran hedefe konmuş durumda. Buna karşılık haysiyetli ses Hizbullah ve Yemen’den yükseldi. Irak’ta bazı kıpırdınmalar yaşanıyor… Cephede bunlar var? Ya biz?

Biz, “cephede şöyle varız” diyebiliyor muyuz?

Hani ümmetin lideriyiz ya?

Kınıyoruz, yiyecek içecek gönderiyoruz da…

İsrail’e de lojistik sağlamaya devam edişimizi ne yapacağız meselâ?

Allah’tan korkmadan, kuldan korkumuzdan… Amerika’dan korktuklarından, İsrail’e gerekli tavır konamıyor…

Hani ilâhımız Allah’tı?

Ya Rabbî, biz onlardan değiliz; bizi affet.

Ya Rabbî, sahte kurtarıcılardan kurtulmadan gerçek kurtuluşa ermenin mümkün olmadığı şuuruyla, bizi İslâm ihtilâl ve inkılâbının madde ve mânâ şartlarına erdir ki zalim, kâfir, mürted ve münafık saltanatına son verip, dünyada zulmün kökünü kazıyacak ordular donatalım, senin yolunda dünyanın en ücra köşelerinde bile adaleti tesis edebilelim…

Yâ Muntakîm Allah, bizi intikamına memur et!

Yalnızca Allah’a güveniyoruz…

Kandiliniz mübarek olsun!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin