ORTAK DÜŞMAN TESPİTİ VE ORTAK TAVIR ALMA ZARURETİ

Adnan DEMİR

Bir medeniyetin ya da toplumun siyaset, ticaret, sanat, kültür, müzik ve edebiyat gibi alanlardaki bütün faaliyetleri, o toplumun fikrî kaynaklarının yansımasıdır. Toplumun geneline yayılan eylem biçimleri, hangi fikirle beslendiğini ve nereye doğru aktığını açık eder. Bu pencereden bakıldığında, bugün üzerinde yaşadığımız dünyada olup bitenleri anlamak için netice–sebep yahut sebep–netice ayrımı yapmaya dahi gerek kalmamaktadır. Zira hangi yöntemle bakılırsa bakılsın, karşımıza çıkan manzara aynıdır.

Coğrafî bir adlandırmadan ziyade fikrî bir merkez olarak tarif edilmesi gereken Batı ve Batı dünyasının küresel ölçekte yaydığı neo-liberal düzen, artık gizlenemez bir yozlaşma üretmektedir. Bu durum münferit hatalarla, insan zaaflarıyla yahut talihsiz sapmalarla açıklanamaz. Batı’nın ürettiği kötülük tesadüfî değildir; teoride de pratikte de sistematik bir mahiyet taşımaktadır. İyi–kötü ayrımını bulanıklaştıran, insanı araçsallaştıran ve nihayet insanın kendisini inkâra varan bu yapı, kendi iç tutarlılığı içinde işleyen bir düzen hâline gelmiştir.

Batı’nın kötülüğü tesadüfi değil, ya da insan zaafından ileri gelmiyor. Batı teoride de pratikte de kötüdür. Sistematize olmuş kötülük.”

Bu sistamatize olmuş kötülük, neredeyse dünyanın her ülkesinde ve devletinde kendi vasallarını (hizmetçilerini) üretmiş, devşirmiş ve kölesi yapmıştır. Bu vasallar içinde yaşadığı toplumda çok zaman yerli ve millî paravanının ardına gizlenmeyi başarabilmiştir.

Bu şekilde vasallardan oluşmuş olan gri alan sistematik kötülüğün kendisinden bile daha kötü ve tehlikelidir. Çünkü yaptığı şey kötülüğü perdeleme görevidir.

Bu tespitten sonra sorulması gereken soru açıktır: Bu sistematik kötülük karşısında ne yapılmalıdır? Önümüzde iki yol bulunmaktadır. Ya bu düzenin insanlığı kuşatmasına ve kendisi gibi pisleştirmesine razı olunur ve böylece onun bir parçası hâline gelinir; ya da bu düzenin ürettiği tahribata karşı bilinçli, kararlı ve ortak bir tavır geliştirilir. Üçüncü bir yol yoktur.

Burada önemli bir ayrımın altı çizilmelidir. Kötülüğün içinde doğmuş olmak, onu sürdürmek zorunda olmak anlamına gelmez. Vazgeçmek, yüzleşmek ve arınmak isteyenler için kapı her zaman açıktır. Ancak kötülüğü üreten, besleyen ve küresel ölçekte yeniden üreten merkezî zihniyet hedef alınmadan insanlığın geleceğine dair gerçek bir umut inşa edilemez. Kendi toplumunun, hatta kendi çocuklarının dahi insanlık onurunu tüketen ve hatta tüketmekle kalmayıp çocuklarını kobay faresi haline düşüren bir düzen karşısında suskun kalmak, bu yıkımın ve kokuşmuşluğun ortağı olmak demektir.

Bu şartlar altında yapılması gereken ilk iş, kötülüğün merkezini doğru biçimde teşhis ettikten sonra, ona karşı duranların kendi aralarındaki tali ihtilafları ikinci plâna almalarıdır. Fikir ayrılıkları, yöntem farklılıkları ve tarihî kırgınlıklar, büyük resimde çözülebilir meselelerdir. Asıl mesele, ortak düşman karşısında ortak tavır geliştirebilecek bir iradenin ortaya konulmasıdır. Bu irade oluşmadığı takdirde, kötülük parçalanmış zihinlerden ve dağınık tepkilerden beslenmeye devam edecek; insanlık adına konuşulabilecek bir zemin giderek daralacaktır.

Doğu’ya İnanalım

Bütün medeniyetlerin beşiği olan Doğu, her şeye rağmen insanlık adına umut olma vasfını bütünüyle yitirmemiştir. Batı, ruhu dışlayan; aklı ve bilimi mutlaklaştıran bir yöntemle ilerlediği noktada kendi kendisini inkâr eden bir çıkmaza sürüklenmiştir. Buna karşılık Doğu, bütün tarihî yaralarına rağmen, ruhu merkeze alan bir medeniyet tasavvurunun izlerini hâlâ bünyesinde taşımaktadır. Bu, romantik bir nostalji değil; insanı bütüncül olarak ele alan bir idrak imkânıdır. Umut tam da buradan filizlenmektedir.

Görünmez El Kanunu

Tarihî ve siyasî hadiseler değerlendirilirken çoğu zaman gözden kaçan bir hakikat vardır: Bir şeyin var olması için İlâhî “Ol” emri yeterlidir; olup bitenleri yalnızca yüzeydeki sebeplerle açıklama çabası çoğu zaman yanıltıcıdır. Son dönemde Batı dünyasında patlak veren ifşalar ve skandallar etrafında yürütülen “neden şimdi?” tartışmaları da bunun tipik örneğidir. Yüzlerce gerekçe sıralanabilir; ancak bu gerekçelerin hiçbiri, Batı düzeninin ürettiği çürümenin artık gizlenemez hâle geldiği gerçeğini perdeleyemez. Görünmez el işlemiş, kurulan düzen kendi ağırlığı altında açığa çıkmıştır. İfşa olan şey tekil olaylar değil, bir zihniyet rejimidir

Şu, şunun için yaptı, bu bunun için yaptı; neyse ne… Mesele, ortaya çıkışındaki vesileler plânında neyin ne için ortaya atıldığı üzerinde kısır tartışmalara girmek yerine, bu ortaya çıkan hadiseleri kendi aksiyonumuza nasıl malzeme kılabileceğimizdir.

Bu noktada asıl soru şudur: Nasıl bir birlik?

Bu soruya daha önce verilmiş cevaplar vardır. İBDA Mücadele tecrübesinde bu cevap “Eylemde Birlik” olarak formüle edilmiştir. Yani herkesin aynı düşünmesi değil; ortak düşman karşısında işte ve amelde koordineli hareket edebilme yeteneğinin geliştirilmesi. Savunmada ve mücadelede müşterek refleksler üretmek, birliğin asgarî ama vazgeçilmez şartıdır.

Bugün bu sistematik kötülüğe karşı duran her fert, her toplum ve her devlet; kendi iç gelişimini iyilik temeli üzerine inşa ederken, ortak düşman tanımında birleşmeli ve önceliklerini bu merkezin etkisizleştirilmesine vermelidir. Birliğin sahici olup olmadığı, niyet beyanlarıyla değil; ortaya konan tutum ve eylemlerle anlaşılır. Bu gerçekleştiği anda, varlığını bölme ve parçalama stratejileri üzerine kurmuş olan mevcut düzen, kendi zeminini kaybedecek ve çözülme sürecine girecektir.

Mesele, bir yıkım tutkusu değil; insanlığın geleceğini savunma meselesidir. İnsan onurunu merkeze alan yeni bir medeniyet iddiası, ancak bu kararlılık ve bu bilinçle mümkün olabilir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin