ADIMLAR SÖZCÜSÜ TÜRKBİNER TV-5’DE

ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Sahibi ve Sorumlu Müdürü gönüldaşımız Cem Türkbiner, yaşanan yeni gelişmeleri değerlendirmek üzere TV-5’de “Günden Yansıyanlar” programına konuk olacaktır. Gönüldaşımızın, başta Kumandan Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere bir çok gönüldaşımız hakkında çıkarılan yakalama ve tutuklama kararını değerlendireceği programın başlama saati 15:15…

Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Osman Zor Konuşuyor

07 Eylül 2014 Pazar günü Adımlar Fikir-Kültür-Siyaset Platformu merkezinde gerçekleşen İstişare Toplantısı’nda Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Ali Osman Zor’un gündemimize ilişkin bir takım hususları tekrar ihtiyacı hissetmesi dolayısıyla gerçekleşen sohbetin video görüntülerini sizlerle paylaşıyoruz. Devrim Mücadesi’nin Kumandan Mirzabeyoğlu’nun çıkışıyla girdiği yeni safha… 2003 saldırısından sonra tekrar Irak’a NATO eşliğinde saldırı ihtimâli karşısında, Kumandan’ın artık dışarıda oluşunun her şeyi değiştireceği… IŞİD ve Irak merkezli son gelişmeler… AKP İktidarının 12 yıllık yekûnü… Bu süreçte yaşanan “değişim” ve “dönüşüm”ün ideolojik, siyasi ve sosyal sonuçları… İktidarların siyasi hatalarının telafi şartlarının neler olduğu… Nasıl bir hareket tarzı izlenmesi gerektiği… ve sair ara başlıkları başta olmak üzere bir çok hususun masaya yatırıldığı sohbetten siz değerli takipçilerimizin istifâde etmesi arzusuyla ilgili bölümlerini yayınlıyoruz.

TÜRKBİNER’DEN ÇARPICI DEĞERLENDİRMELER

Adımlar Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Sorumlu Müdürü ve Sözcüsü gönüldaşımız Cem Türkbiner, TV5 televizyonunda Kadir Öztürk’le Günden Yansiyanlar programına konuk oldu. Kumandanımız Salih Mirzabeyoğu ve onlarca gönüldaş hakkında “Noel Baba Operasyonu Davası”ndan yakalama-tutuklama kararı çıkmasını Sayın Öztürk’e değerlendiren Türkbiner, yaşanan bu gelişmeden tabii olarak siyasi iktidarı sorumlu gördüğünü ifâde etti. Kumandanımız ve beraberinde Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Osman Zor başta olmak üzere onlarca gönüldaşımızın tekrar cezaevine girmesini gündeme getiren bu mahkeme kararı karşısında Adımlar Platformu olarak Kumandanımız ve gönüldaşlarımızı teslim etmeme beyanımızı ve hemen yarın bu çerçevede gerçekleştireceğimiz Basın Açıklaması’nı duyuran Platform Sözcümüz Cem Türkbiner’in konuk olduğu programın videosunu izleyebilirsiniz.

Basın Açıklamasına Davet

Mirzabeyoğlu Ve Arkadaşlarını Teslim Etmeyeceğiz! Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ve onlarca gönüldaşın “Noel Baba Saldırısı” olarak bilinen cezaevi isyanından dolayı tekrar tutuklanıp cezaevine girmeleri kararının alınışını yarın protesto edeceğiz. Bu çerçevede yarın İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde yapılacak basın açıklamasına Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun sevenleri ve tüm gönüldaşları bekliyoruz. Tarih: 10 Eylül Çarşamba Saat: 14:00 Yer: İstanbul Çağlayan Adliyesi, C Kapısı önü ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu ADIMLAR Dergisi

NATO’NUN TSK İHTİYACI

Galler’de dün başlayan ve bugün tamamlanacak olan NATO Zirvesi, belki de tarihinin en zor dönemeciyle karşı karşıya… Zira Atlantik ittifakı bir kaç cephede birden sıkışmış durumda: 1) ABD 13 yıldır işgal etmekte olduğu Afganistan’dan çekiliyor. Sonuç mu? Kimi analistlerin “biz işgal ettik ama Çin kazandı” şeklinde özetlenen yorumu bile eksik kalır. Zira ABD Taliban’la pazarlık yapmak zorunda kaldı, atadığı Karzai’ye imza attıramaz duruma düştü ve Afganistan üzerinden sıçramayı umduğu Orta Asya içlerine yönelemedi… 2) ABD’nin Ukrayna hamlesi ters tepti. Ukrayna’nın en önemli bölgesi olan Kırım bağımsızlığını ilan edip Rusya’ya katıldı. Kalan parçanın doğusu da Kiev’in otoritesinden adım adım kopmaktadır. Ukrayna hamlesiyle aynı zamanda transatlantik ittifakı restore etmeyi uman ABD, tersine Avrupa’nın siyaseten bölünmesini sağladı. Almanya merkezli Avrupa ile İngiltere-Fransa merkezli Avrupa Ukrayna ve Rusya’ya tavır konusunda ayrı düştüler. 3) NATO’daki müttefiklerine rağmen Irak’ı işgal eden ama yenilip çıkmak zorunda kalan ABD, bölgesel taşeronlarıyla birlikte hedeflediği Suriye rejimini yıkma görevini de başaramadı. Şimdi bir de IŞİD bahanesiyle savunmada atak yapıyor ve ana hedefi olan Kürt Koridoru’nu canlı tutmaya çalışıyor. ‘GÜNEY KANADININ GÜVENLİĞİ’ NATO’nun gündemindeki 48 saat içinde müdahale edebilecek “öncü güç” oluşturma hedefi, işte bu tablonun ihtiyacı içindir. Ancak yetmeyeceği de görülmektedir! Peki ABD ne yapacak, nasıl bu tablonun altından kalkacak? Daha önce incelediğimiz Center for American Progress Raporu’nda Obama’ya Kürt birliği kurması tavsiye edilmişti. IŞİD’in Musul işgaliyle başlayan sürece bakılırsa Beyaz Saray o tavsiyeye uydu. Ancak bunun yetmeyeceği görülüyor. Center for American Progress’in Beyaz Saray’a tavsiyesini, Center for New American Security’nin NATO’ya hazırladığı tavsiyeler izliyor… Gazeteci Ahu Özyurt’tan aktaracağımız “yol haritasını çizmek” isimli rapor Türkiye açısından oldukça önemli. Zira rapor Türkiye için bir “koruma kalkanı” oluşturulmasını öneriyor! Raporun “güney kanadının güvenliği” isimli bölümünde NATO Genel Sekreteri’ne şu tavsiyeler yapılıyor: “Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşın yayılması ve IŞİD tehdidine karşı hazırlanması gerekmekte. Genel Sekreter, farklı senaryolar üzerinden bölgedeki durumun kötüleşme ihtimaline karşı ne tedbirler alınması gerektiğini belirlemeli ve NATO’yu bunun için kanalize etmelidir. İttifak, teröristlerin sızmalarını engellemek için bölgeye daha fazla istihbarat, takip ve izleme imkanları kaydırmalı. Bunun yanında Ankara da özellikle cihatçıların sınırdan Yunanistan ve Bulgaristan’a geçişlerini engellemeli.” Bu önemli paragraftan iki sonuç çıkıyor: 1) Rapor NATO’nun yeni Genel Sekreteri’ne tavsiye raporu da olsa, aslında Beyaz Saray’adır ve ABD’nin IŞİD bahaneli yeni süreçte NATO’ya dayanması gerektiğini savunmaktadır. 2) ABD için cihatçıların Türkiye’den Irak ve Suriye’ye girmesi değil, dönüp Yunanistan ve Bulgaristan sınırından Avrupa’ya geçmesi risktir ve bu nedenle Türkiye’ye görevler düşmektedir! MİT Mİ, TSK Mİ? Raporu ayrıntılı inceleyen Ahu Özyurt bu paragrafa dayanarak şu önemli soruyu soruyor: “Tavsiyeler uygulanırsa NATO’nun bu işi MİT ile mi yapmayı tercih edeceği yoksa hep çalıştığı TSK ile daha yakın bir temasa mı geçeceği tartışma konusu.” (radikal.com.tr, 4 Eylül 2014) Özyurt sorusuna kendi yanıtını da veriyor: “İbre ikincisinden yana görünüyor.” Biz de öyle düşünüyoruz. O zaman yeni soru şudur: Bu durum Ankara açısından yeni bir süreci başlatır mı? Esad karşıtlığı, Suriye politikası, IŞİD’le mücadele sorunu, Açılım gibi birbiriyle bağlantılı en temel konular bu yeni durumdan nasıl etkilenir? Hükümetin dağınık götürdüğü bu görevler aynı çizgide mi yürütülür, yoksa bir düzene girip ABD adına daha yararlı bir yoldan mı ilerler? ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in NATO Zirvesi’nin hemen ardından yapacağı Türkiye ziyareti bu nedenle büyük önem kazanmıştır. KAYNAK Mehmet Ali Güller Aydınlık Gazetesi 5 Eylül 2014 Bu iktibastaki fikirler yazara ait olup, Adımlar’ın ideolojik ve siyasi anlayışına zıt görüşler sitemizi bağlamaz. ADIMLAR DERGİSİ

“Noel Baba Operasyonu” Davası’nda İNFAZ’ın Devamı Kararı

Kamuoyunda “Noel Baba Operasyonu” olarak bilinen ve yargılananlar arasında İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun da aralarında bulunduğu “25 Ocak Metris Cezaevi İsyanı Davası”nda cezanın infazının devamına karar verildi. Daha önce yeniden yargılama talebi kapsamında, cezanın infazının durdurulması yönünde verilen karar yeni bir mahkeme kararıyla iptal edildi. İBDA Mimarı  Salih Mirzabeyoğlu’nun Avukatı Sayın Hasan Ölçer’in bu konuda yaptığı ilk açıklama yaptığı açıklama aynen şöyle: “Bakırköy 3 ağır ceza mahkemesi noel baba operasyonu-isyan davasında “durdurulmuş infazın devamına” karar vermiştir. Infazı durdurulan hükümlülerin kalan cezalarının infazını teminen cumhuriyet Savcılığı’na 8.9.2014 öğleden sonra müzekkere yazılmıştır.” ADIMLAR HABER

BAŞBAKAN TEDBİR ALMAKTA KARARLI (!)

Asansör kazasında 10 işçimiz daha katledildi. Katledilen bu 10 işçi ardından Başbakan Davutoğlu çok önemli açıklamalar yaptı: Gerekli tedbirler ne ise alınacaktır! Başbakanımızın bu kararlı tutumu içimizi serinletti. On iki yıldan bu yana tedbir almadıklarının da itirafıydı söyledikleri aslında. 12 yıldan bu yana işçiler ölürken kendileri seyretmişti ve bu 10 işçinin ölümü üzerine artık gereken tedbirleri almanın zamanı geldiğini söyleyebilmekteydi Başbakan Davutoğlu. Peki gerçekten gereken tedbirleri alabilecekler mi? Buna inanan var mı? Yoksa Başbakan Davutoğlu konuşup, “şunu yapacağız, bunu yapacağız!” diye vaatleri sıraladıkça, millet de bunlara bakıp, “He yav he, senden önceki de ondan önceki de daha öncekiler de ne vaatler verdiler; atın yalanı sevsinler inananı!” diye Başbakan’ın her söylediğine sonuna kadar inandıklarını ortaya mı koymaktaydı? Bu meselede gereken tedbirleri alabilmek için topyekûn sistem değişikliği şart. Mevcut sistemde AKP iktidarına düşen patronların menfaatini korumak… 3000 ailenin menfaatini korumak. İktidar da bunun için, asker de polis de. Bu gün AKP kendi iktidarını sağlama alırken, kendi zenginlerini de 3000 ailenin çiti içine sokmak istiyor. Mücadelesi, bu 3000 aile çitinin içine kimin dâhil olup olmayacağı. RTE’ye biat edenlere bu çitin içinde yer var. Yani Yeni Türkiye mücadelesi çiti yıkma değil, çitin içini yeniden tanzim etme mücadelesi. Çitin içine girmeyi hak edebilecek derecede palazlandırılması gereken, bunu yaparken de milletin …. koymasının yolu açılan çokça kişi var. Ve bu hâl aciliyet kesbediyor. Ne kadar çok adam palazlandırılır ve çitin içine sokulursa, AKP kendi iktidarını o derece sağlamlaştırabileceğinin farkında. İktidar rant paylaşım, rant dağıtın yeri. Kim nereyi, hangi suyun başını tutacak orada karar veriliyor, paylaşımlar buna göre yapılıyor. Ilımlı İslâm rejimi kendi haramzadelerini, kendi yiyicilerini türetiyor ki, sistem kendilerine de çalışsın. 3000 aile içinde yer alabildikleri kadar varolabilecekler. Aklımıza, Üstad Necip Fazıl’ın, Cumhuriyet rejimi kurulması akabinde, İstanbul’a gönderdiği temsilcisinin tercihleri çerçevesinde, yeni rejimin yeni bir ruh getirmekten uzak olduğu teşhisini yapması geliyor. Bu yeni rejimde de yeni bir ruh yok, yalnızca değişen alınlarının secdeli oluşu ki bizzat Allah resulü, kişinin namazı-orucuna değil, parayla olan münasebetine bakmamızı emrediyor. Kişinin para ile olan münasebeti ideolojisini ele verir, gerçekten kalbindeki inancın muhtevasını bu münasebetten süzebiliriz. O sebeptendir ki Büyük Veli muhataplarını paraya tapmakla suçlamıştır vakti zamanında. Yine bir benzer suçlama da Ali Haydar Efendi’den, “bir gün caminin içinden cemaatin arasından geçerken ” cümlesi ile gelmiştir. (S. Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler 4. C., s: 316) Bunlar, “faiz bir dünya gerçeğidir!” diyerek, ideolojilerinin kimliğini ifşa eden, faizin Allah’a savaş açmak demek olduğunu bilerek bu elfazı küfrü ağızlarına almaktan imtina etmeyen, dolayısıyla “güneşe evet, ışığına hayır” diyerek, güya güneşe inandıklarını ilân ederlerken, ışığını reddederek, aslında güneşi de reddettiklerini hileli yoldan ilân ve ifşâ etmeye devam ediyorlar. 12 yıldır iktidarda oldukları halde tedbir almak akıllarına gelmemiş ki şimdi yeni Başbakan gereken tedbir neyse alınacağını söylüyor, gereken çalışmaların yapılacağını taahhüt ediyor. Biz de inanıyoruz: “He yav, he, he!” Arap USTA ADIMLAR DERGİSİ

Gündemimize Dair İstişare Toplantısı Gerçekleşti

Artık gelenekselleşen, İBDA Külliyatı etrafında istişare toplantıları bu hafta da Adımlar Fikir-Kültür-Siyaset Platformu merkezinde yapıldı. “İktidar” ve “Hakimiyet” kavramları etrafında Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’na ait Bütün Fikrin Gerekliliği eseri merkezinde sohbet toplantısı gerçekleştirmek amacıyla gönüldaşlar toplandı. Toplantının başında Sayın Ali Osman Zor’un gündemimize ilişkin bir takım hususları tekrar ihtiyacı hissetmesi dolayısıyla, Bütün Fikrin Gerekliliği etrafında gerçekleştirilecek sohbet haftaya bırakıldı. Ali Osman Zor’un aktüel gündemi aşıcı bir perspektifte ele aldığı meseleler etrafında gönüldaşların da katılımcı yorumlarıyla zenginleşen sohbetin ardından, haftaya konu edilecek Bütün Fikrin Gerekliliği’ne temas eden bazı konu başlıkları da işlendi.

“YENİ TÜRKİYE”DEN ESKİ UYGULAMALAR

Tayip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Davutoğlu’nun da Başbakan oluşuyla “Yeni Türkiye” söylemlerinin pompalandığı bugünlerde, AKP Hükümetinin Erdoğan Başkanlığı’nda IŞİD’e karşı NATO Birliği Toplantısıyla aslında “yeni”yi netleştirmiş oldu. Bunun en karakteristik göstergelerinden biri olarak, AKP Hükümeti’nin ABD’ye bir “yararlılık-iyi niyet göstergesi” olarak yaptığı “jest” dikkat çekti. Amerikan Savunma Bakanı Chuck Hagel’in hafta sonunda Türkiye’ye yapacağı ziyaret öncesinde, Amerikalı terörist işgalcileri öldürmekle suçlanan Ahmed İbrahim el-Ahmed’i ABD’ye teslim etti. Aşağıda okuyacağınız Sabah gazetesi’nin ABD yayınıyla duyulan haber, “Yeni Türkiye”deki yeniliğin Başbakan’ın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın Başbakan olması dışında hiçbir mânâ taşımadığını ortaya koymuş oldu. Hatırlanacağı gibi, 2001 Afganistan ve 2003 Irak Saldırılarıyla başlayan süreçte İşgal Gücü ABD’ye en çok Müslüman mücahidi teslim eden hükümet, açık ara AKP ve teslimin gerçekleştirildiği İşgal Üssü ise İncirlik olmuştu. Ve söz konusu müslümanlar Guantanamo işkencehânesinde sistemli işkenceye tabi tutulmuş ve bir çoğu bu işkenceler sonucunda katledilmişti. Hagel’ın ziyareti öncesi Türkiye terör zanlısını ABD’ye verdi Irak’ta tasarladığı geliştirilmiş uzaktan kumandalı patlayıcılar ile en az dört ABD askerinin ölümüne birinin de yaralanmasına neden olan Suriyeli Ahmed İbrahim el-Ahmed Türkiye tarafından ABD’ye iade edildi. El Ahmed’in iadesi ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’ın bölgede Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)’e karşı koalisyon kurmak üzere bu hafta sonu Türkiye’ye yapacağı ziyaret öncesinde geldi. Ziyaret Hagel’ın Ankara’ya yaptığı ilk resmi gezi olacak. 17 Mayıs 2011’de yakalanan el-Ahmed hakkında ABD tarafından daha önce Kırmızı Bülten yayınlanmıştı. Geçen hafta Çarşamba günü Türkiye’den sınır dışı edilen el Ahmed, 28 Ağustos’ta da Arizona’da ilk kez hâkim karşısına çıkarıldı. 2005-2010 yılları arasında radyo dalgalarını kullanarak tetiklenen özel patlayıcı mekanizmaları ile ABD hedeflerine sayısız saldırılar düzenlenmesine yol açtığı tahmin edilen el-Ahmed’in Irak merkezli “1920 Devrim Tugayları” adlı grupla bağlantılı olduğu belirtiliyor. ABD Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada el-Ahmed’in bu gruba patlayıcılar temin ettiği belirtildi. Grubu IŞİD’le bağlantılı 18 Ocak tarihli Reuters haberine göre el-Ahmed’in bağlantılı olduğu 1920 Devrim Tugayları adlı örgüt Felluce’yi ele geçiren radikal gruplar arasında yer alıyor. Söz konusu şehir IŞİD tarafından Irak’ta ele geçirilen ilk bölge olma özelliğini taşıyor. IŞİD konusundaki birkaç uzmandan biri olan Aymenn Jawad Al Tamimi’nin Temmuz’da yayınladığı rapora göre ise 1920 Devrim Tugayları aktif bir şekilde IŞİD’le işbirliği yapmaya halen devam ediyor. Mahkeme tarafından “kitle imha silahı kullanmak” suçundan yargılanacak olan el-Ahmed’in davasında ise ilk celsenin 7 Ekim’de görüleceği belirtildi. El-Ahmed’in iadesiyle Türkiye’nin ABD’ye sınırdışı ettiği sanık sayısı dörde çıktı. Türkiye bugüne kadar alarında cinayet suçu, vergi kaçakçılığı, dolandırıcılık suçu yanında terör suçuyla karşı karşıya kalan sanıkları ABD’ye iade etti. USA Sabah

Kumandan Mirzabeyoğlu İktidar Mevkiine Gelmelidir!

Esselâmü aleyküm. Nasılsınız? Sizi böyle erken aradığım için üzgünüm ama ziyaretçilerim geldi, şu ân beni bekliyorlar, bu yüzden. (Av. Güven Yılmaz, kendisi için mesele teşkil etmediğini söylüyor.) Yeri gelmişken, sizden birşey rica etmek istiyorum. Arka kapağında benim fotoğrafım bulunan BARAN dergisinden üç nüshayı eşim Isabelle’e gönderebilir misiniz? (Av. Yılmaz, göndereceğini söylüyor.) Bu arada, herhangi bir haber var mı? (Av. Yılmaz, “evet, doğrudan sizi ilgilendiren bir haberim var” diyor, “Kumandan Mirzabeyoğlu size hem selâm ve dualarını, hem de şu mesajı gönderdi” dedikten sonra, “Kumandan Mirzabeyoğlu’nun mesajını kelimesi kelimesine okuyorum” diyerek mesajı okuyor: – “Hakkınızda samimi duygum şudur; Allahın verdiği ömrü israf etmemiş şahsiyet… Devrimci müslüman kimliğin ile hep gurur duydum. Allah hakkımızda hayırlı olanı versin duası içinde senin ve bütün mücahid kardeşlerimizin bir ân önce kurtulmasını istiyorum. Allah zındanda veya dışarda yolundan ayırmasın, hele cihad şuurundan… Allah yardımcımız olsun.”) (SALİH MİRZABEYOGLU SAYS ABOUT CARLOS : “This is what I sincerely feel about you; the personality who has not wasted the life Allah granted… I have always been proud of your revolutionary muslim identity. With the prayer that Allah give you what is best for us, I would like you and all the mujahid brothers to be released as soon as possible. In prison or outside, may Allah not separate from His way, especially from jihad awareness… May Allah help us…”) Çok teşekkür ediyorum. Lütfen bu mesajın orijinalini, İngilizce tercümesiyle birlikte e-posta yoluyla Isabelle’e gönderin… Çok duygulandım şu ân… Allah, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun yardımcısı olsun, Allah razı olsun… Ah… Yeniden yargılanması hemen bitmeli ve Türkiye’de iktidar mevkiine gelmelidir… Gerçekten!.. Bu ülkede etkisizleştirilmesi gereken çok suçlu var çünkü… Açık fikirli olunarak elbette… Neyse… Bana soracağınız herhangi bir soru var mı? (Av. Yılmaz, sorusu olmadığını, dilediği gibi konuşabileceğini söylüyor Carlos’a.) Fransa hakkında konuşmak istiyorum bugün; çok ilginç bir hâdise yaşanıyor çünkü… Fransa devlet başkanı [François Hollande], “École Nationale d’Administration – Millî İdare Okulu”ndan mezundur. Dünyanın en iyilerinden olan; Fransa için idareci, organizatör ve teknokrat yetiştiren çok yüksek seviyede bir okuldur. Cumhurbaşkanı Mitterand’dan sonra, iktidara ağırlıklarını koymayı başardılar. Gerek cumhurbaşkanı, gerek başbakan, gerekse bakan olarak, çoğu mevkî hep bu okuldan çıkan teknokratlar tarafından dolduruldu. Ne var ki, ülkenin mahvolmasına da yine bunlar sebeb oldu. Berbat bir ekonomik durumda, mahvolmuş bir durumda bugün Fransa. Hernekadar hayat standardı oldukça yüksek olsa da, sözkonusu teknokratların kötü yönetimi ve yol göstermesi yüzünden borca battı bu ülke. Bu kötü gidiş dolayısıyla, iktidardaki Sosyalist Parti bünyesinde de bir problem yaşanıyor ve Başbakan Manuel Valls’in gösterdiği “neoliberal politik sapma” sebebiyle, üç önemli bakan kendisine başkaldırıyor. Üstelik, Fransız meclisinde çoğunluğu teşkil eden Sosyalist Parti milletvekilleri de bir toplantı düzenliyor ve milletvekillerinin çoğunluğu, Sosyalist Parti hükümetinin, özellikle –Manuel Valls’in başında olduğu ikinci hükümetin- takib ettiği “neoliberal çizgi”yi protesto ediyor. Derken, çok ilginç bir şey daha oluyor ve yine bu “rahatsızlık” vesilesiyle birkaç gün önce bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Hollande, ekonomik meselelerle ilgili olarak, Brüksel’de, Avrupa Birliği’ne üye 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı bir toplantı yapılmasını taleb edeceğini söylüyor. Bilâhare anlaşılıyor ki, Alman hükümeti gibi Fransız hükümeti de, bu “anti-sosyalist” politik çizgiyi –özellikle ekonomide!- sürdürmek istiyorlar. Daha önce de söylemiştim: Mevcut borçlarını ödeyebilmek için, bu süreçte hiçbir yeni borç almamak üzere, Fransa’nın –bu “zengin ülke”nin!- 20 seneye ihtiyacı var. Dış borçlar sözkonusu olduğunda, hep “Üçüncü Dünya Ülkeleri”ne atıf yapılır. Oysa Fransa’nın veya ABD’nin dış borçlarıyla karşılaştırıldığında, o ülkelerin dış borçları bir hiçtir. Meselâ ABD, borçlarını asla ve asla ödeyemeyecektir. Her yıl trilyonlarca dolar borca giriyor ABD. Bu “sistem” çöküyor ve şu ân hâlâ güç mevkiinde olması da, tamamen o sun’i parası –herhangi bir karşılığı olmayan “kâğıt” parası!- sayesinde mümkün olabiliyor. Bedelini de şu veya bu şekilde Afrika’nın, Asya’nın, Latin Amerika’nın sömürülen halkları ödüyor. Çünkü ekonomik sistem “dolar” tarafından kontrol ediliyor. Evet, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, bir yandan bir açıklama yapıp Sosyalist Parti’nin takib ettiği “neoliberal” politik ve ekonomik çizgiyi destekliyor, diğer yandan da bu desteği “Avrupa Birliği” seviyesinde pekiştiriyor. Hâlbuki bu “neoliberal” çizgi yüzünden tüm Avrupa halkı günden güne fakirleşirken, bankacılarsa günden güne zenginleşiyor. Size söyleyeceğim şudur ki, bana sorarsanız, ancak bir “devrim” değiştirebilir bu gidişi. “Devrim” derken, insanlar silâha sarılıp sokaklarda çatışsın demek istemiyorum. Komünist bir devrimi de kasdetmiyorum. Kelimenin ideolojik anlamını, tüm bu ekonomik sapmaları durdurabilecek bir “devrim”i kastediyorum. Şayet borç para alıyor ve bunu ödeyemiyorsam ne olur? Paranızı alamayacağınız için, elbette o vakitten sonra benim mülkümü, evimi, arabamı kullanırsınız; hepsi bu. Benim borcumu size ödeyebilecek millî bir bankacılık sistemi olmadığı için, varıma yoğuma el koyarsınız. Bugün Yunanistan’da yaşanan da budur. O felâket çapındaki ekonomik durum yüzünden Yunan halkı borcunu geri ödeyemeyince, korkunç büyüklükte paralar “özel” yabancı bankalara transfer ediliyor. Daha önce de konuştuğumuz gibi, sözkonusu “çizgi” bu şekilde sürüyor, sürüyor, sürüyor. Diğer taraftan; Çinliler, daha da gelişip dünyaya ağırlığını koyacak; ticaret âlemi ise dolar veya euro yerine, daha çok kendi para birimlerini kullanmayı tercih edecektir. Sanıyorum, yakın gelecekte, gelecek on yıl içinde, aklı başında tüm ülkeler, dolar ve euro dışında başka uluslararası para birimleriyle ticaret yapacaktır. Burada cezaevinde bulunduğum 20 senedir, günlük ve haftalık gazeteleri okuyarak, radyo ve televizyon kanallarını takib ederek, ülke içinde ve dışında yapılan haberleri karşılaştırarak, Fransa’nın saplandığı berbat ekonomik durumu izliyorum. Ne kadar üzücüdür ki, böylesine berbat bir duruma ve devlet borçlarının bu kadar derinleşmesine rağmen, Fransa tüm bunları örtbas etmeye çalışıyor ve sözkonusu kötü gidiş böylece sürüp gidiyor. Soru şudur: Kim bu “özel” bankacılar? Bunlar, uluslararası bir “apartheid” kitlesidir ve herhangi bir anavatanları olmayıp, tek bir milliyetleri vardır sadece: “Kapitalist” ve “kapital-sermaye”… Fransa’da bunlar yaşanırken, Türkiye günden güne ileriye gidiyor; böyle giderse, I. Dünya Savaşı’nda kaybettiği tarihî seviyeye yeniden yükselebilecek bir görüntü çiziyor. Ben, “Müslüman Kardeşler”den değilim. Ancak, “Müslüman Kardeşler” ideolojisini bir şekilde paylaşan ve bu çizginin bir bakıma Türkiye’deki mukabili olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, benim kanaatime göre, Türkiye’yi bağımsızlığına kavuşturmaya çalışıyor. Fakat Fransa’ya baktığımızda, onun günden güne bağımsızlığını yitirdiğini görüyoruz. “Bağımsızlık”, topraklarınızın yabancı askerlerin işgali altında olup olmaması meselesinden ibaret değildir. Borçlu olup olmamanız da tâyin eder bunu. Şayet size borçluysam, nasıl sizden “bağımsız” olabilirim ki? Bir başbakan [Manuel Valls] var… Yahudilikten hıristiyanlığa “dönme” bir aileden gelen; bu bakımdan yahudilikte de sapkın bir mezhebi temsil edenlerin, bu şekilde güya “katolik”, hem de “koyu katolik”, gerçek katoliklerden bile “daha katolik” olduklarını göstermeye bakanların soyundan gelen; İspanya’da, Katalonya’da doğmuş biri… Fransa’daki politik yükselişini, güya Filistin davasına gösterdiği ilgiden dolayı Kuzey Afrikalı seçmenlerden aldığı destekle seçilmesine borçlu olmasına rağmen, âniden karısından boşanan ve siyonist kadrodan meşhur bir müzisyen kadınla evlenip, şimdi de açıkça, alenen, İsrail’i ve yahudi cemaatini destekleyen bir ikiyüzlü!.. “Riya”nın çapına bakın!.. Kuşkusuz, bu yolla önce iktidar katına nüfuz edip, sonra da başbakan olabilmek, kendi gibiler bakımından bir “fazilet” olarak bile görülebilir. Ancak, bulunduğu iktidar mevkiinde yalnız değildir Valls. Kendi gibi dönmeler, teknokratlar, hür masonlar, bankacılık sistemi, basın, hepsi birbiriyle bağlantılıdır ve herbiri kendi sahasında ülkeyi kontrol ederken, hepsinin bir şekilde bağlantılı olduğu bankacılık üssü de “Rotschild”lardır. Başkan de Gaulle’den sonra devlet başkanlığı katına bile nüfuz edecek kadar, Fransa’da işte bu siyonist “Rotschild”ların bankacılık sistemi şu veya bu seviyede hüküm sürüyor ve dünyadaki siyonist hegemonyanın politik çizgisi de buna paralel olarak Fransa’da güç kazanıyor. Evet, güya “sosyalist” Fransız hükümetinin “neoliberal” politik çizgisi, iktidar milletvekillleri arasında bile tepki çekiyor ve önem sıralamasında dördüncü bakan olan Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan ve Güney Amerikalı kölelerin soyundan gelen kadın bakan da dahil olmak üzere, Sosyalist Parti milletvekilleri ve bakanları bu gidişe karşı açıkça bayrak açıyor. Komplo teorileri faslına giren hususlara temas etmek istemiyorum, fakat Fransa’da çok ama çok tuhaf birşeyler yaşandığı ortada. Cumhurbaşkanı Hollande’ın “düşman ajanı” olduğunu düşünmüyorum; sonuçta “Fransız” bir insan… Fakat bu adam, bu teknokrat, “Suriye’ye şunu yapacağız, bunu yapacağız!” şeklinde olmadık açıklamalar yapıyor. Senin ne alıp veremediğin var Suriye’yle? O Fransa ki, 1945’te, kendisine bağımsızlık vereceği dönemde, sadece birkaç hafta içerisinde, Suriye’nin bağımsızlığı için savaşan 45 bin Suriyeliyi katletmiştir. Fransız hükümeti, güya 1943’te bağımsızlığını verdiği Suriye’ye, ancak 45 bin Suriyeliyi katlettikten sonra, “resmen” 1946’da bağımsızlık vermiştir. Hollande çıkmış, Suriye’nin yaklaşık yarısını kontrol eden cihadçıları bombalamaktan da bahsetmektedir. Ben bir cihadçı değilim, fakat bu insanlar, yabancıların ajanı değiller; hernekadar benim kullanmayacağım savaş metodları kullanıyor olsalar da, yolsuzluğun ve yozlaşmanın olmadığı iyi ve hür bir toplum tesis etmek istiyorlar. Fransa devlet başkanı Hollande’ın pozisyonuna kıyasla, tarihin en büyük emperyalist gücü olan ABD’nin devlet başkanı Obama’nın pozisyonu bile ılımlı kalıyor. Tüm bu söylediğim şeyler, bir sır değil; herkesin basında görebileceği açık bilgiler, kaskatı gerçekler. Bunları söylemek, bulunduğum yer bakımından pek yararıma olmayabilir, ama hakikat hakikattir. Kaldı ki, hüriyetimin verileceği vaadi karşılığında taviz verecek de değilim. Söylemem gerekeni söyleyecek; inancımı savunacak; devrimci pozisyonumu, çizgimi ve davranışımı hep sürdüreceğim. Allahü Ekber. 30 Ağustos 2014