CARLOS’UN, İSLÂM DEVLETİ DEĞERLENDİRMESİ ETRAFINDA

Oturduğu yerden “saha” hakkında yalan-yanlış yapılan “değerlendirme”ler sonrasında, BOP’un kucağında hüküm verenlere karşın,

CARLOS: RUS JETİNİN DÜŞÜRÜLMESİ PAHALIYA PATLAYACAK

Çakal Carlos (Salim Muhammed) Esselâmü aleyküm. Nasılsınız? (Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.) İyiyim, teşekkür ederim. Sizi bekliyorum. (Önce Carlos gülüyor; peşinden, Av. Ahmed Arslan’la birlikte 7 Aralık 2015 Pazartesi günü Carlos’u Paris’te kaldığı Poissy cezaevinde ziyaret edecek olan Av. Yılmaz gülüyor.) Bugün Baran geldi postayla. Fatih Turplu’nun da bir yazısı var dergide. O yazıda kullanılan ve Brezilyalı bir karikatüristin, Carlos Latuff’un çizdiği bir karikatür dikkatimi çekti. Çok hoş bir karikatür bu: Bir yanda Fransa haritası, diğer yanda da Suriye haritası var karikatürde. Fransa Cumhurbaşkanı Françoise Hollande, Suriye üzerine benzin döküyor. Buna karşılık IŞİD yâni “İslâm Devleti” de siyah bir hayâlet olarak havada ilerliyor ve elindeki bıçağı Fransa’nın ortasına saplıyor. Çok basit bir mesaj gibi görünüyor belki ama herşey söyleniyor aslında bu karikatürde. Fransızlar Suriye’yi ateşe veriyor, Suriyeliler de mukabil bir vuruşla misilleme yapıyor. Bu kadar basit. Çok üzücü ama olan budur. Halklara, hattâ kendi halklarına ihanet etmektedirler emperyalistler. Neyse… Bana vereceğiniz bir haber var mı? (Av. Yılmaz, yeni bir haber olmadığını söylüyor.) Gelecek haftasonu ne yapıyorsunuz peki? (Av. Yılmaz, o saatlerde Paris yolunda uçakta olacakları için, gelecek haftasonu Carlos’un telefonla aramamasını rica ediyor; nasıl olsa Pazartesi günü yüz yüze görüşeceklerini ekliyor.) İnşallah. Tamamdır. Bana soracağınız herhangi bir soru var mı? (Av. Yılmaz, sorusu olmadığını ancak Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerini bombalarken Türk hava sahasını ihlâl ettiği gerekçesiyle Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16 savaş uçağı tarafından 24 Kasım 2015 günü Suriye sınırında düşürülen Su-24 tipi Rus savaş uçağıyla ilgili olarak konuşabileceğini söylüyor Carlos’a.) Evet, evet. Ben de tam bu konu hakkında konuşmak istiyordum zaten. Biliyorsunuz, Amerikalarla Ruslar, doğrudan irtibat kurabilmek için bir âcil durum telefon hattı tesis ettiler aralarında. Böylece bir tarafın uçaklarından biri Suriye üzerinde uçarken, diğer taraf bundan haberdar edilebilecek ve bu sayede bir hava muharebesi gerçekleşmeyecek. Putin de zaten bu yüzden, “düşürülen uçağın uçuşundan Amerikalıları haberdar ettik” demiştir. Türkler ve Ruslar arasında da böyle bir âcil durum hattı tesis edilmişti aynı şekilde. Her ne olursa olsun, Türkiye tarafından yapılan şey, yâni bu Rus uçağının düşürülmesi, Türk tarafından kaynaklanan bir provokasyondur. Bu bakımdan, mesele şudur: Bu işin arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve adamları mı vardır, yoksa bir başkası mı? Bunun neticesi de yanlış olmuştur. Çünkü aynı düşmana karşı mücadele ediyor olmalıydılar; kendi aralarında değil. Diğer yandan, benim duygularımı, bizim duygularımızı biliyorsunuz: İzzet İbrahim el-Durî ile beraberiz biz. Bunu da inkâr etmiyorum. İzzet İbrahim el-Durî ile beraberim ben ve kendisini destekliyorum. 1975’den bu yana da hep böyle oldum ve bu dürüst insanı destekledim. Dün de öyleydi, bugün de öyle; iyi bir insandır o. Gerçek bir müslüman, gerçek bir Baasçı, gerçek bir Arab sosyalisti, milletlerarası kalbi olan bir insan. Bunu da isbatlıyor zaten. Öbür taraftan, dünyanın bu bölgesinde yaşanmakta olan bazı şeyler, meselâ bazen 3-4 bin yıllık antik eserlerin tahrib edilmesi, kabul edilemez. Suudî sızmasından, Vahhabî sızmasından kaynaklanan provokasyonlardır bunlar; ayrı mesele… Şimdi yaşanan hâdiseye gelince; berbat bir şeydir bu ve Türk Hava Kuvvetleri bu yaptığından pişmanlık duyacaktır. Ruslar, bir Türk uçağını vurmayacaklardır veya bir uçağa bomba falan yerleştirmeyeceklerdir asla. Böyle bir şey hiçbir zaman olmayacak ama şu olacaktır; ki olmaya da başlamıştır zaten, bundan eminim ve elimi Kur’an’a basarak söyleyebilirim: Ruslar, -yerden havaya atılan- taşınabilir modern hava savunma roketleriyle silâhlandıracaklardır PKK’yi. Ve, Türk savaş uçakları Kuzey Kürdistan’daki, Irak Kürdistanı’ndaki PKK üslerini bombalamaya gittiğinde, o Türk uçakları vurulup düşürülecektir. Bunları söylemek çok üzücü. Azınlıktaki Sabetaycıları falan saymazsak, Türk ordusunu düşman olarak, İslâm düşmanı olarak görmüyoruz çünkü biz. Ne var ki, sözkonusu uçağın düşürülmesi şeklinde ortaya çıkan ve hem Batı etkisi hem de kötü tavsiye altında gönüldaş Erdoğan tarafından uygulanan bu Türk karşıtı politikanın neticesi işte bu olacaktır. (Carlos, Suriye rejiminin bittiğini, artık bu şekilde devam edemeyeceğini ve Beşşar el-Esad’ın bile zamanında “bu rejim değişmeli” dediğini, babası Hafız el-Esad’ın ölümünden sonra devlet başkanlığının kendisine miras kaldığını ve bu bakımdan sistemin hiç de demokratik olmadığını, ancak sonuçta seçilmiş bir devlet başkanının başta olduğunu, daha önce de birçok kez dile getirdiği bu tesbitleri bilvesile hatırlatmak istediğini ifade ediyor. Ancak Beşşar el-Esad’ın o sözünde duramadığını ve özellikle Alevilerin etkili olduğu yeni neslin para kazanmak isteyip yolsuzluğa saptığını, Beşşar el-Esad’ın da bu yüzden rejimi değiştiremediğini, bu yozlaşmış sistemin bu şekilde devam ettiğini, işte bu yapının bugün ülkeyi kendi kendisini yıkma noktasına getirdiğini vurguluyor.) Rusların Suriye’ye müdahale ettiği bugün bilmek gerekir ki, Ruslar iyi savaşçıdırlar, öyle Amerikalılar veya Batılılar gibi uzaktan ülke dışından da müdahale etmezler. Şayet bir savaşa giriyorlarsa “bizzat” savaşa giriyorlar demektir. Yerde askerlerinin olmadığını söylüyorlar ama özel kuvvetleriyle sahadadırlar aslında onlar. Ruslar sahadadır, çünkü çok iyi bir durumda değil şu ân Suriye ordusu. Zayıfladılar ve tüm ülkeyi kontrol edemeyip, topraklarının üçte ikisini terkettiler. Ülkenin doğusundaki veya kuzeydoğusundaki stratejik yerler, Ürdün sınırına kadar uzanan sahil bölgesi dışında, durum budur. Beşşar el-Esad’ın iktidara geldiği ve bir rejim değişikliğinin sözkonusu olduğu demde, Cumhurbaşkanı Erdoğan Beşşar el-Esad’a babası gibi yaklaşıyor, güzel tavsiyelerde bulunuyordu. Ne zaman ki Erdoğan rejim değişikliği çerçevesinde birtakım doğru tavsiyeler yaptı Beşşar el-Esad’a, işte o zaman Beşşar bunları yapmadı; istemediğinden değil, dünyanın bu bölgesini yiyip bitiren kanserden dolayı yapamadı. Sonuç olarak, Sykes-Picot Anlaşması sonrasında Türkiye ile Osmanlı imparatorluğundaki Arab topraklarının sun’i bölünüşü, şu ân yaşamakta olduğumuz çatışmaları doğurdu. Türkiye’de ikili bir politika oynanıyor şimdi. Elbette diplomaside ikili oynamanız gerekir bazen; bir şey söylerseniz ama aslında başka bir şey yapmak istersiniz. Bu “nifak” değil, “diplomasi”dir ve milletlerarası siyasette işler böyle yürür zaten. Ne var ki mesele, bundan elde edilen sonuçlardır ve Türk halkı çok büyük bir bedel ödemeye başlamıştır şimdiden. Ankara’da ve diğer bölgelerde gerçekleşen saldırılar, İslâm Devletinin işi değildir; yoksa ilân ederlerdi bunu. Ardında ne olduğunu bilmiyoruz ama her türlü manipülasyonun yapıldığı bir süreç sözkonusu; belki de Suudîler vardır bunların arkasında, bilmiyorum. Ne olursa olsun, bunlar kötü, hem de çok kötü. Tamam, Ankara’dan günden güne yükselen bir politik tepki gelecektir; bu normaldir. Fakat sonuç, gerçek suçluların mahkeme önüne çıkartılması değil, masumların veya Kürt milliyetçilerinin, özellikle elde silâh mücadele edenlerin bedel ödemesi veya hesaba çekilmesi olacaktır. Ki, sözkonusu Kürt milliyetçileri, Türk anayasasına göre gerçekleştirilen kanunî seçimlerde bazı sonuçlar elde ettiler, malûm. İşler her gün öyle bir noktaya gidiyor ki, neticesi bir karmaşa olacaktır. Türk Hava Kuvvetleri, sırf o uçağı düşürmesinin bir sonucu olarak felç olacaktır, hiçbir işe yaramayacaktır. Bana sorarsanız, Türk hükümetinin bir Rus uçağını düşürmesinde hiçbir çıkarı yoktur. Sınırda Türk hava sahasına girmiş olsa bile böyledir; aptalcadır çünkü uçağı düşürerek buna mukabele etmek. İsyancılar Türkiye içerisinde değil ki; kimsenin Türkiye’ye bir saldırı düzenleyeceği de yok bu yüzden. Suriye içerisindeki isyancıları vuruyor Ruslar. Velhâsıl, Türkiye’nin Rus uçağını vurmasının berbat sonuçları olacaktır, berbat sonuçlar… Fikrimi sorarsanız, Rus hükümetine sunulmuş bir hediyedir bu aynı zamanda. Sonucu da düşmanca bir karşı karşıya gelme olacaktır. (Carlos, Vladimir Putin’in, Stalin’den sonra Rusya’nın en popüler ve en güçlü lideri olduğunu vurguluyor.) Unutmamamız gereken bir başka şey de, Rusya’nın, üstelik hukuken, yeniden bir hıristiyan ülke olduğudur. Moskova yeniden “Üçüncü Roma” olmuştur. Diğer ikisi ise ortadan kaybolmuştur. İtalya’daki Roma’dan, turistler için para ödenip girilecek ve fotoğraflanacak kalıntılar kalmıştır geriye sadece. İkinci Roma olarak Bizans’a gelince; Osmanlı imparatorluğunun tarihi başşehri olmuştur. Kaldı ki, şu ânda başşehir olarak Ankara geçse de, Türkiye’nin asıl başşehri İstanbul’dur. Hernekadar “saray” Ankara’da olsa bile, İstanbul’dur başşehir. Evet, Moskova yeniden “Üçüncu Roma”dır artık; bunu da ilân ettiler zaten. Ve yine unutmayınız ki, hıristiyanlarla müslümanlar hiç de dost değildirler birbirine. Müslümanlar, tarihî olarak, hıristiyanlara, hattâ yahudilere çok yakın davranmış; “Kitab Ehli” görerek onları korumuştur bile. Hıristiyanlar ise en başından beri stratejik bakımdan bir tehlike olarak görmüştür müslümanları. Tüm hıristiyan toprakları müslüman olmuştur çünkü. (Carlos, ilk sufiler arasında müslüman olmuş hıristiyan rahiblerin bulunduğunu ve ilk tarikatleri kuranlar arasında bunların da yer aldığını hatırlatıyor, bunun unutulmamasını istiyor.) Şimdiyse, -ekonomik bakımdan dünyanın ikinci askerî gücü olsa da- askerî anlamda en güçlü ordusu olan Rusları müslümanlara karşı verilen bir savaşa sokuyorsunuz. Bu çok ama çok hassas bir mevzu ve bir Rus savaş uçağının vurulmasıyla provoke edilmiştir şu ân; o aptalca provokasyonla bu noktaya gelinmiştir. Acaba Sabetaycılar mı var bunun arkasında diye düşünüyorum hattâ. O kadar uzağa gitmeden, belki de Gülenciler vardır arkasında. Belki CIA, belki de İsrail. Türk Hava Kuvvetleri’ni eğitenlerin veya eğitilenlerin bir kısmının siyonist olduğunu unutmamalıyız. Yoksa niçin vurulsun ki bir Rus savaş uçağı? Suriye’yi terkettiğim 1991’den bugüne PKK’dan kimseyi görmedim, onlardan bir haber alıyor da değilim ama sonucu PKK’nın silâhlandırılması olacaktır bu provokasyonun. Berbat sonuçları olacaktır. Bazen hiç de gerçekçi olmayan politik pozisyonları olsa bile, Kürtlerin millî ve tarihî haklarının tanınması talebleri yerindedir. Türkiye’nin dağılmasına taraftar değilim elbette. Her etnik gruba bir devlet veya cumhuriyet kurma hakkı tanımak tüm ülkenin parçalanması sonucunu doğuracaktır ki, bu da ne gerçekçidir ne de bölge halkları dâhil herhangi bir kimsenin yararına. Ancak aynı şekilde, PKK’nın habire bombalanması da kesinlikle çözüm getirici değildir. Asla teslim olmayacaklar, bombalandıkça daha da güçleneceklerdir. Böyle devam ettiği takdirde, Türkiye’den daha fazla Kürt genç katılacaktır çünkü PKK’ya. Bunun gibi, Fransa gibi emperyalistlerin tepkilerine baktığımızda, onların politikalarının da çözüm getirici olmadığı ortada. Fransa eskiden bile daha güçlü müdahale edeceğini söylüyor şimdi Suriye’ye. (Carlos, Rusların müdahalesini destekleyen ve Suriye ordusuyla işbirliği yapılmasını savunan Fransız yetkililerin bulunduğunu vurguluyor ve durumun bir ay öncesine göre değiştiğini ekliyor.) Evet, durum değişiyor ama kim ödeyecek acaba bunun bedelini? Elbette dünyanın o kısmında yaşayan halklar. Sadece bu da değil. İslâm Devleti, Suriye ve Irak’ta savaşmış ama çok da tecrübeli olmayan militanlarını kendilerini fedâ etmek üzere Avrupa’ya gönderiyor. Burası önemli; “kendilerini fedâ etmek üzere”… Öldürmek ve ölmek üzere geliyorlar. Vurdukları sembolik hedeflerde ise, maalesef yanlış zamanda yanlış yerde olan insanlar ölüyor çoğunlukla. Daha önceki bir analizime dayanarak ifâde etmem gerekirse, ABD’de, Fransa’da veya başka bir yerdeki nükleer santrallere saldıracaklardır bundan sonra. Müslümanlara ve peygamberine saldırmaktan başka bir şey bilmeyen Fransız “Charlie Hebdo” dergisine yönelik saldırıdan sonra iş buraya gelip dayandı. Charlie Hebdo’cular bir risk aldı ve bunu hayatlarıyla ödediler, malûm. O gün bunlarla dayanışma içerisinde olduklarını göstermek için dünyanın neredeyse yarısının devlet başkanları Paris’e gelmiş ve Paris caddelerinde arzı endam etmişti. Şimdiyse, ülkesindeki bazı aşırı sağcı hareketlere yönelik bir seçim hesabı dolayısıyla gelen İngiltere başbakanını saymazsak, neredeyse 200 kişinin öldüğü bu yeni Paris saldırılarından sonra, bir Allah’ın kulu bile gelemiyor Fransa’yla dayanışmaya. Daha mantıklı değil mi tam şimdi gelmeleri? Tabiî, artık son derece tehlikeli Paris’e gelmek! Diğer taraftan, tüm dünyaya 200 yıldır kirleten sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerin devlet başkanları, bir toplantı (İklim Zirvesi) gerçekleştirmek üzere Paris’e gelecek önümüzdeki günlerde. Güvenlik gerekçesiyle tüm Paris’i felç edecekler şimdi. Oysa, kendisini davası için fedâ etmeye hazır genç bir kadını veya adamı, yâni hakiki bir mücahidi engelleyebilecek hiçbir güç yoktur. Ve, müslümanların davası, haklı olan davadır. Mücahidlerin belli taktik ve operasyonel kararlarını veya faaliyetlerini eleştirebilirsiniz. Neden olmasın? Kimse mükemmel değildir, onlar da öyle. Fakat müslümanların tarihî haklarını savunmak ve kendilerini vuranları vurmak, tartışılmazdır. Brezilyalı karikatürist Latuff’un çizdiği de -ki o kadar komik olmasa da- yaşanan gerçekliğin tâ kendisidir ve bunu da müslümanlar başlatmamış, Fransız halkı da başlatmamış, bu suçları yıllar yıllar boyu insanoğluna karşı işleyen emperyalistler ve siyonistler başlatmıştır. İşte Vietnam’da, işte Filistin’de işlenen suçlar… Gönüldaş Erdoğan’a belli bir sempatim var, ilginç bir insan, faziletleri olan bir insan, birşeyler inşâ eden bir insan, mütevazi bir aileden gelen bir insan, karakter sahibi bir insan, ikiyüzlü olmayan bir insan, çok becerikli bir siyasetçi ve şimdi ikili bir oyun oynayarak problemleri çözmeye çalışıyor, burası açık ve bu da bir şeref onun için; ne var ki, büyük stratejik hatalar yapıyor. Sonucu da çoğunluğu müslüman yüzbinlerce masum insanın bu hatalar yüzünden ölümü olacaktır. Allahü Ekber. (Carlos, mûtad konuşması bittikten sonra da bir süre devam ediyor ve “Kumandan Mirzabeyoğlu’nu benim adıma sımsıkı kucaklayın; o Nakşibendî liderimizi, siyasî liderimizi düşünüyorum.” diyor ve gülümseyerek Av. Yılmaz’Ia vedalaşıyor.) 28 Kasım 2015 Kaynak: Baran dergisi

CARLOS’TAN ALİ OSMAN ZOR VE ADIMLAR’A TEBRİK MESAJI

Gönüldaş Carlos (Ilich Ramirez Sanchez-Salim Muhammed) ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Genel Başkanı Ali Osman Zor’a Kurban Bayramı tebriği gönderdi. Başta Tabiî Düşman İsrail’in karşısında Filistin olmak üzere, İslâm’ın devrimci karakterini dünyanın her yerinde açtığı cepheler ve sergilediği eylemlerle ortaya koyan Mücahid Carlos, döneminden başlayarak “bütün devrimci hareketlere ilham kaynağı” olmuş ve bu sebeble Barbar Batı saldırganları tarafından onyıllarca ele geçirilmeye çalışılmıştı. En son, işbirlikçi bazı Sudanlı ajanların yardımıyla, başta CIA, MOSSAD ve Fransız DGSE olmak üzere Batılı istihbarat örgütlerinin ortak operasyonuyla 1994 yılında Sudan’da yakalanarak, gayrımeşrû bir şekilde Fransa’ya getirildi. Carlos, bu saldırının yıldönümü olan 15 Ağustos 2015 tarihinde çektirdiği ve üzerine, devrimci iradesini gösteren bir latifeyle “21 yıllık zorunlu tatil!” yazdığı fotoğraf eşliğinde dergimize gönderdiği tebrik mesajı şöyle: Ilich RAMÍREZ SÁNCHEZ Poissy, 23/IX/2015 Sevgili gönüldaş Ali Osman Zor, sizin ve Adımlar’daki bütün meslektaşlarınızın 1436 yılının mübarek Kurban Bayramını en derin devrimci selâmlarımla tebrik ediyorum. Carlos

99’dan Günümüze… Tufan Ersöz’ün BAGİ Raporu

99’dan Bugüne… Tufan Ersöz’ün BAGİ Raporu’nun Tam Metni Büyük Anadolu Gençliği BAGİ, bağlısı olduğu Cephe Liderinin direktifiyle kurulmuş bir “inisiyatif”tir. İnisiyatif kavramının bilinen kelime mânâsı yanında, Büyü Anadolu Gençliği, bir şeyi ele alma, bir şeyde harekete geçme tanımlamalarıyla beraber, öne atılma ve bu çerçevede sorumluluk alarak Kendinden Zuhurunu idrak etme gayesine matuf bir davranış biçimi olarak meydana çıkmıştır. İBDA’dan aldığını ve anladığını kararlılıkla ortaya koyma davranışı… “Direktif” verenin, işin başında açıkca bir “örgütlenmeye gidin” demediğini, 2004 yılı yazında cezaevinden tahliyelerin artması ve yıllarca cezaevinde mücadele içinde eğitim gören gönüldaşların çokluğu karşısında sadece “toplanıp sohbet edin!” tavsiyesi verdiğini ifâde etmeliyiz. Bugünden bakan göz olarak, bu “hileli” yönlendirmenin mânâsını BAGİ’nin gerçekleştirdiği eylemlerde görebiliriz. Sayın Ali Osman Zor’un tahminimizce, “İbdacıların toplandığı yerden ancak İbdacı bir kalkış, bir hareket doğar” hüsnü zannı olarak düşünülebilecek bu tavrı, bizi, ilk bir kaç toplantıda “şakalaşmalar”dan, “dışarıdaki hayatın değişmişlikleri”ne, “cezaevi hatıraları”ndan, “hala F Tipi zindanlarda olan gönüldaşların durumu”na ve nihayet “Kumandan’ın cezaevinde tutuluşu” şeklindeki “rahat ve neşeyi kaçıran gerçek”ten “şimdi ne yapmalıyız?” sorusuna getirdi. Bu sohbetler umumiyetle, çeşitli gönüldaşların evlerinde oluyordu. Sayıları da 10-15’ten aşağıya inmiyor ve devamlılık arzediyordu. Maksadın farkında olan gönüldaşların yönlendirmeleriyle 2004 yılı yazında büyük bir piknik düzenlendi. İstanbul Ayazağa-Fatih Ormanı’nda gerçekleştirilen bu piknik aileleriyle birlikte 150 gönüldaşı buluşturdu. Akıncı Beyinin, işi “piknik yapmak”tan çıkarıcı bir toplantı tertibine dönüştürmesi ve konuşması, o zamana kadar düzenli buluşmalar gerçekleştiren bizlere ufuk açıcı olmuş ve yönlendirmiştir. Sorumluluk almaya davet edici söz konusu konuşmanın ardından çalışmalarımıza hız verdik. Bu çerçevede ilk eylemimiz diyebileceğimiz 2005 yılı 20 Mayıs tarihine kadar cezaevinden çıkan gönüldaşlarla, dışarıdaki gönüldaşların hâlleşmesi ve ilişkilerini geliştirmeleri… Bu noktada sözü fazla uzatmadan kronolojik bir tertiple BAGİ tarafından düzenlenen eylemlerden söz etmek etmek istiyorum… İLK EYLEM: “KUR’ÂN’A UZANAN ELLERİ KIRACAĞIZ!” 20 Mayıs 2005… Günlerden Cuma… Büyük Anadolu Gençliği İnisiyatifi adı ile gerçekleştirilen ilk eylem. İlk eylemini 25 Mayıs Çarşamba günü, Üstad’ı kabri başında selâmlayarak gerçekleştirmek isterken, Ali Emireri’nin “Bu eylemi yapıp, öyle gidin Üstad’ın kabri başına!” demesi üzerine gerçekleştirilen eylem. “Camide gösteri” tecrübesinin ilki olan bu eylem, bir hafta sonra tekrarlanacak ve hemen sonraki hafta daha büyük kalabalıklara kavuşacaktır. “ÜSTAD BÖYLE ANILIR!” 25 Mayıs 2005… Başlık, Aylık Dergisi’nin ilgili sayısından… “Üstad’ın 100. Doğum Yıldönümü” başlığı altında Üstad’ı ve Büyük Doğu’yu istismar etme kampanyasına karşı, “Necip Fazıl Kısakürek, Salih Mirzabeoğlu’dur!” hakikatini haykıran eylem… Ve, Üstad’ın vefâtından beri, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun onbinleri galeyana getiren liderlğindeki Defin Günü’nden sonra, ilk olarak toplu bir şekilde Akıncılar Üstad’ın huzurunda… İkindi Namazını Eyüp Sultan Camii’nde kılan gönüldaşlar, Eyüp Sultan Hazretleri’ni selâmladıktan sonra avluda toplanıyor ve pankartlarını açıyorlar: Necip Fazıl Ölmedi, Kavgamızda Yaşıyor! -Büyük Anadolu Gençliği İnisiyatifi- Emniyet Müdürü’nün etrafındaki polisleriyle yaptığı “böyle bir gösteriye izin veremeyiz!” çıkışı, gönüldaşların “engel ol o zaman!” ihtarı karşısına sessizlikle mukabele görüyor… Gönüldaşların sayısı 60’ı buluyor… Ve Eyyüb El-Ensârî Hazretelerinin huzurunda Salavatlar eşliğinde başlayan yürüyüş… Söz konusu pankartın ardından… Üstad’ın Sakayra’sı ve mukabilinde Kumandan’ın Yeşilırmak şiirleri… Üstad’ın “Yâ Muntakim!” başlıklı duâsı okunduktan sonra bir gönüldaşımız BAGİ’nin bildirisini okudu… “KUR’ÂN’A UZANAN ELLERİ KIRACAĞIZ!” -2- 27 Mayıs 2005… İlk Cuma Gözterisi’nin hemen ardındaki Cuma tekrar gösteri… Bu sefer, önceki haftanın tecrübesi etrafında daha iyi düşünülmüş bir hazırlık. Fakat bu sefer katılımcı gönüldaş sayısı yarıya düşmüş, tersi olarak da cemaat eyleme büyük bir destek vermiştir. Okunan bildiriden son cümleler BAGİ’nin bugüne bakan yönüyle, sözünün eri bir duruş sergilediğinin göstergesidir: “Bir kişi de kalsak, yüzbin kişi de dursak, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun idrak ettirdiği hakikate bağlı olarak Meydanda olacağız: “Müslümanlar Dik Durun Karşınızda Leşler Var!” KAİDE DERGİSİ 1 Ağustos 2005 / 17 Şubat 2006… Her sayısı bir eylem biçimi olan Kavga Dergisi Kaide, BAGİ’nin, ardında yürümekle şahsiyetini idrak ettiği Lideri Ali Emireri’nin etrafında olmuş ve Dergi’nin teknik işleri başta, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışmıştır… BAGİ için ilk ve asıl sınav, Ali Emireri’nin yönetimindeki Kaide etrafında ideolojik eğitim, pratik faaliyetler ve örgütlenme tecrübesi olmuştur. Kaide’nin her sayısı bir eylemdir, zira, ilk defa bir dergi hem teknik hazırlıklarını, hem baskısını ve hem de tüm dağıtım işlerini tamamıyle kendi öz bünyesiyle icrâ etmiş oluyordu. Ve daha önemlisi gerçekleştirilen tüm engellemelere karşın Ali emireri’nin etrafında mevzi tutulmuş ve Kaide misyonunu yerine getirmiştir. BİRİNCİ BOLU SEFERİ 18 Kasım 2005… Kaide Dergisi bünyesinde BAGİ’nin, günümüze kadar gelen BOLU Seferlerinin ilki olması hasebiyle, mânâsı daha iyi anlaşılan bir mevzii açışı… Hemen önceki haftanın kapağında manşet olan “Salih Mirzabeyoğlu’na sahip Çıkmak, İslâm’a Sahip Çıkmaktır!” hakikati etrafında İstanbul’dan (İslâm’la Mücadele Masası’nın gözetiminde) bir minibüs dolusu gönüldaşın yola çıkışı ve Bolu Valiliği’ne çatması… MEŞHUR TAKSİM EYLEMİ: İBDACILARDAN DİŞ’Lİ ATEŞLİ EYLEM 6 Şubat 2006… Bir avuç gönüldaşın attıkları Adım’ın “misillerince bereketlenmesi”ne misâl güzel bir eylem… Öyle ki, bu eylem El-Cezire, BBC, CCN, AP, AFP, ZDF ve Reuters gibi haber kanalları ve ajanslarının bir numaralı gündemi olmuş, bazı yabancı gazetelerinin 1. sayfalarında boydanboya kapak fotoğrafı olarak kullanılmıştır. “İBDA-C BAGİ” olarak medyada yer alan eylem, Türkiye’de de “Karikatür Eylemleri” başlığı altında ilk misâl olmasıyla, dünya çapında merak edilen ilk karşı duruş olmuştur. Bu eylem tam da Kaide Dergisi’nin son sayısına tevafuk etmiş ve Kaide, bereketli bir eylemle misyonunu tamamlamıştır. BİR MEYDAN OKUMA: BEYAZIT EYLEMİ 10 Şubat 2006… İlk tepkisini BAGİ’nin Taksim’de gerçekleştirdiği eylemle veren Anadolu, “Karikatür Krizi” etrafında büyük bir eyleme hazırlanıyor… Eylem, ilk defa olarak yüze yakın gönüldaşı buluşturmuş olmasıyla birlikte büyük bir meydan okumaya dönüşüyor. Haklarında “Yasadışı İBDA-C örgüt üyeleri” şeklinde anahaber bültenlerine konu olan Kar Maskeli Militanlar… Bu militanlar tam bir cazibe merkezi oluşturmuş ve kitlelere slogan attırıyorlar. Onlarca gözaltı… Eylemin üzerinden bir ay geçtikten sonra, başta Ali Emireri olmak üzere bir çok BAGİ mensubu gönüldaşın evlerine Özel Harekat eşliğinde baskınlar düzenleniyor. Gözaltılar gerçekleştiriliyor… Böylesi korku doğuran, bereketli bir eylem… NECİP FAZIL ADINA KAVGA 25 Mayıs 2007… Üstad’ı Kabri Başında tekbirler ve sloganlar eşliğinde selâmlama tecrübesinin ikincisi… İBDA Gençliği’nin kalabalığı göz kamaştırıcı… Bu sebeble olacak ki polis sayısı önceki seneden farklı olarak üçyüz civarında… Gönüldaşlar namaz sonrası “Doğsun Büyük Doğu Bizden Doğarak!” pankartını açarak yürüyüşe geçiyor. Polisin engelleme teşebbüsleri karşılık görünce akim kalıyor ve Teşvik tekbirleri, Salavâtlar eşliğinde Üstad’ın huzuruna çıkılıyor… Gayet güzel bir programın ardından duâ, sloganlar ve İntikam Yemini edilip, Üstad’ın “Şarkımız” başlıklı şiiri hep bir ağızdan marş şeklinde okunarak Eyüp Meydanı’na iniliyor. Tam da düzlüğe gelindiğinde, iniş noktasında büyük bir polis kalabalığı; kalkanlı, joplu bir şekilde konuşlanan Çevik Kuvvet’in arkasına geçen Eyüp Emniyet Müdürünün sesi geliyor: “Tuzağa düştünüz!” Zaten böyle bir sahneye can atan Akıncılardan birinin Emniyet Müdürü’nün yanına giderek yumruk savurmasıyla kavga başlıyor. Ve aralarında ilk defa “gözaltı” tecrübesi yaşayanlarla birlikte 25 gönüldaş Çevik Kuvvet otobüsünde yerlerini alıyor. Eylem ardından açılan ve 5 yıl süren davadan anlaşıldığı kadarıyla 7 polis yaralanıyor. Gönüldaşlardan biri ciddi, 4 yaralı… Nezarethanelerde gece boyunca Marşlar, Sloganlar… Üstad’ın nezaretinde bir gece , böylece yaşanmış oluyor. İSRAİL KONSOLOSLUĞU ÖNÜNDE İLK EYLEM Ağustos 2006… Terör Yapılanması İsrail’in Lübnan’a saldırmasının hemen ardından, ilk tepki, has eylem… Yahudi’nin Lübnan Hizbullahına saldırısı karşısında, Yahudi’nin karşısında durduğu her ân Hizbullah’ın yanındayız mesajını veren eylem. Filistin Davasına sahip çıkıcı ve bu çerçevede de Düşman Karargahının karşısında mevzi tutan ve “İslâmcı camiâ”yı kendisine getiren eylem… Eylem, aynı zamanda, Yahudi’nin Gazze’ye saldırısıyla başlayan “Konsolosluk Kuşatmaları”nın da ilki olma haysiyetini taşıyor… Ağustos 2006… YENİ BİR DERGİ, YİNE BİR EYLEM: GERÇEK ŞEHİD SADDAM HÜSEYİN 05 Ocak 2007… Yeni bir haftalık derginin hazırlık süreci… İsmi, Baran… BAGİ, tıpkı Kaide Dergisi’nde olduğu gibi, teknik ve amelî işlerin sorumluluğunu yüklenmiş olarak Baran’ın kadrosu. Hazırlıklar henüz tamamlanmadan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in Kurban Bayramı sabahı katledildiği haberi. Birkaç gün sonra asılarak katledilişinin görüntüleri ekranlarda. Fakat hâlâ Türkiye’de bir tepki yok… Ali Emireri’nin yönlendirmesiyle Saddam Hüseyin’in kahramanca duruşu, İran’ın İstanbul Başkonsolosluğu önünde selâmlanıyor… Yine bir Cuma günü ve Cağaloğlu Cezeri Kasımpaşa Camiinde kılınan namazın ardından büyük bir polis kalabalığıyla gönüldaşların etraflarının kuşatılması. Polis kalabalığı eşliğinde giden gönüldaşların medya ordusu önünde protestolarını gerçekleştirmeleri… Şiîlerin tarihi düşmanı Yavuz Hân’ın posteri eşliğinde “Hepimiz Saddamız!” çıkışı… Polisin, artık dayanamayıp BAGİ mensubu gönüldaşlarımızı gözaltına alması… Sloganlar eşliğinde gözaltında direnişlerine devam eden gönüldaşların iki günlük “şube” tecrübesi ardından dördünün tutuklaması… Salıverilen gönüldaşların, savcılığın itirazı üzerine evleri basılarak tutuklanmaları ve saire… Komple bir eylem olan “Saddam Eylemi” sonucunda, gönüldaşlar, dünyada bu gösteriler sonucunda tutuklanan tek örnek olarak, altı ay boyunca cezaevi tecrübesini de yaşamış oldular… Eylem, dünya çapında yankı buldu. ANZAKLARI GELİBOLUYA SOKMUYORUZ 24 Nisan 2008… “Çiğneyemeyecek Yabancı Adam Toprağımızı” düsturuyla, “Anzakları Sokmuyoruz” şeklinde Baran’da başlattığımız fikrin eyleme dönüşmesi… 24 Nisan sabahı, Gelibolu sahillerinde Haçlı ayini yapmak için gelen Anzakları denize dökme teşebbüsü… Bu çerçevede BAGİ mensublarının yola çıkışları. Çanakkale girişinde askeri araçlar eşliğinde yollarının kesilmesi. Jitem karargahına götürülmeleri ve gözaltına alınmaları… Bir çok Ordu Subayı’nın “İlk defa bu sene Anzaklar gelmedi denecek kadar az sayıdalar”. “Sayenizde Anzaklar her sene yaptıkları sarhoş partilerini ve çıplak gezintilerini yapamadılar” itirafları… İBDA GENÇLİĞİ 3. YILINDA ÜSTADIN HUZURUNDA 25 Mayıs 2008… Artık gelenekselleşen bir eylem hâlinde İBDA Gençliği yine Salih Mirzabeyoğlu’nun Üstad’ı, Necip Fazıl Kısakürek’in kabri başında… Önceki senenin gerginliği altında ezilen polis, 3 otobüs Çevik Kuvvet, 15 ekip arabası, 50’ye varan sayılarıyla sivil ve 7 motorize “yunus”la mevzilenmiş âlde… Tedirgin bakışların arasında İBDA Gençliği Tekbir ve Salavâtlar eşliğinde huzura çıkıyor. Okunan Kur’ân ve yapılan duâların ardından kazanılmış bir zafer edasıyla ziyaret son buluyor. CUMAY BEY İÇİN EYLEM 18 Ekim 2010 Kırgızistan’daki İBDA bağlısı TAZA Din Hareketi’nin lideri Cumay Suyunaliyev’den 6 gündür haber alınamaması üzerine Kırgızistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun Taksimdeki binası önünde yapılan eylem… Uluslararası bir hareket olan İBDA’ya bağlı Akıncıların, bu ânında müdahalesinin müsbet sonuçlarını sonraki günlerde Kırgızistanda hadiselerin başında bulunan Akıncı Beyimiz vesilesiyle öğreniyoruz. CARLOS’A İŞKENCE, FRANSA’YI PROTESTO 10 Şubat 2011… Gönüldaş Kumandan Carlos’a Fransa’da bulunduğu cezaevinde, bir duruşmaya çıkarılacağı bahanesiyle koğuşundan alınıp, tamamıyla soyulup, Cumhuriyet Muhafızları’nın ellerini arkadan kelepçeleyip işkence etmeleri üzerine İstanbul’da bulunan Fransız Başkonsolosluğu önünde yapılan eylem… Kumandan Carlos’un asla yanlız olmadığını haykırmak için eyleme önayak olan İbdacı Türk Avukatları’nın çağrısına uyan gönüldaşların aileleriyle Taksimde buluşması… Hasan Ölçer ağabeyimizin yaptığı basın açıklaması ve atılan sloganlar – LİBYA’YA NATO-HAÇLI SALDIRISI PROTESTOSU -GÜNDÜZ- 21 Mart 2011… Arap Baharı üzerinden Libya’ya Nato merkezli Haçlı Saldırısı… BM’nin dahi onay vermediği, Fransa’nın Dışişleri’nce resmi bir açıklamayla “Bu bir Haçlı Savaşıdır bizim için!” denmesine rağmen Türkiye, karagün dostu Kaddafi’yi arkadan vurmuş, üstelik saldırıyı düzenleyen Haçlı Ordusu NATO’nun merkezi üssünü İzmir’e taşımıştır… Protesto Türkiye’de Libya’yı, Devlet Başkanını ve ülke bütünlüğünü destekleyen mahiyetiyle ilk ve tek eylem olmuştur!.. Eylem Taksim’de Haçlı ordusunun başını çeken Fransız Konsolosluğu önünde yapılmıştır. LİBYA’YA NATO-HAÇLI SALDIRISI PROTESTOSU -GECE- 27 Mart 2011… Hafta başı gündüz gerçekleştirilen eylemin ardından bu defa Pazar günü akşam saatlerinde, daha büyük bir kalabalık eşliğinde yapılan eylem… Eylem sırasında geniş “güvenlik” önlemleri… Bu defa Taksim Meydanı’ndan pankartlarla yürüyüş şeklinde başlatılan eylem. Her biri 5’er metrelik iki pankart… İstiklal caddesine giriş ve caddeyi tamamen kapatış… Ardından tekrar konsolosluk önünde mevzi tutuş. Gerçekleştirilen basın açıklaması… AKINCI BEYİMİZE ULUSLARARASI OPERASYONUN PROTESTO 13 Mayıs 2011… 02 Mayıs 2011 sabaha karşı düzenlenen bir operasyonla Kırgızistan’da gözaltına alınan Cebhe Liderimiz Sayın Ali Osman Zor’un durumu hakkında bilgi alabilmek maksadıyla Kırgızistan resmi makamlarına verilen ültimatom… ABD-İsrail Operasyonuyla El-Kaide’nin Lideri Usame Bin Ladin’in şehid edildiği saatte Kırgızistan’da gözaltına alının Ali Osman Zor’un “El-Kaide İdeologu” olduğu yönünde Kırgız, Rus ve dünya basınında çıkan haberler, bu operasyonun uluslararası bir mahiyet taşıdığı kuşkusunu bizlerde uyandırmış ve harekete geçirmiştir… Yapılan basın açıklaması ve konsolosluk binasına giriş. Konsolos üzerinden hemen Kırgızistan ile resmi görüşmeler… Başta Emel Zor Hanım, eyleme katılan gönüldaşların verdiği “acil bilgi talebi”ni içeren dilekçeler… KIRGIZİSTAN VE TC. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINI PROTESTO 14 Temmuz 2011… Önceki eylemde Konsolosluğa verilen dilekçelere bir cevap alınamaması ve TC. Dışişleri’nin Ali Osman Bey’in Türkiye’ye iade edilmesi talebinin ortaya çıkması üzerine yapılan protesto… Bişkek’te yasadışı bir operasyonlar gözaltına alınan Ali Osman Zor’un açlık grevine başladığı bilgisi… Eylem öncesi gerçekleştirilen görüşmeler sonrası İstanbul İHD başta, bir çok sivil toplum örgütünün destek vermesi, temsilci göndermesi… YİNE EYLEMLE YENİ BİR DERGİ: KADDAFİ’NİN ŞEHADETİ VE DERGİMİZ.NET 1 Kasım 2011… Bağlısı olduğu Cephe Liderinin cezaevi şartlarında olması, Kırgızistanda olduğu süre boyunca kaleme aldığı yazıların bir çoğunun ve Türkiye’ye iadesi sonrası yaptığı geniş kapsamlı değerlendirme-muhasebe yazılarının dergilere gönderildiği hâlde yayınlanmaması; BAGİ olarak gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ya yer almaması, ya da işgal medyasının verdiği kalıpları aşmayan bir dille “haber”leştirilmesi; İBDA’dan anladığını ortaya koyabilecek bir imkân olarak yayın organının kendisini dayatması üzerine; BAGİ’nin Kaddafi’nin şehâdetini vesile kılarak çıkardığı e-Dergi… DERGİMİZ, çıkışından 2 ay sonra başlatma niyetinde olunan BOLU SERFERLERİ için bir ön hazırlıktır… 1 Kasım’da yayına girmesi öncesinde, 23 Ekim günü, Kaddafi’nin şehadeti vesilesiyle Taksim’de yapılan eylem… “Bütün İstiklal Savaşları Kardeş, Bütün Şehidler Azizdir” başlığı altında okunan bildiri sırasında atılan sloganlar… Yoğun polis ve gazeteci kalabalığı önünde yapılan eylem medyada geniş bir yankı bulmuş ve Dergimiz’in ilk sayısına vesile kılınmıştır. KADDAFİ İÇİN CENAZE NAMAZI 25 Kasım 2011… Bir Fikre mensub olmak ve o Fikrin dayattığı sorumluluk altında Adım atmak, attığı adıma sahip çıkıp, hareketine yakıt kılmak ve yığınlara duyurma… BAGİ’nin mütevazı imkânları zorlayarak çıkardığı yayın organında, İBDA’dan anladığını Eylemleriyle de ortaya koyma çabası… Kaddafi’nin katledilmesi üzerinden neredeyse bir ay geçmiş, Cebhe Lideri’nin; “Ne Türkiye’de, ne dünyada Kaddafi’nin cenaze namazı kılan olmadı. Niçin kılınmıyor? Medyada siyasi olarak bir aşağılama olarak bunu da söylüyorlar. Hemen kılın!” tenkidi üzerine 25 Kasım Cuma günü, Cuma Namazı sonrası Fatih Camiî’nde kılınan cenaze namazı… Usul-erkan araştırması ve eylem günü, tam riayetle namazı kılış. Ardından okunan basın açıklaması ve atılan sloganlar… Yoğun medya alâkası… BOLU SERFERLERİ TEKRAR BAŞLIYOR 28 Aralık 2011… 25 Ocak 2012… 2 Nisan 2012… 9 Mayıs 2012… 25 Haziran 2012… 1 Ağustos 2012… 28 Aralık 2012… 25 Ocak 2013… 2 Nisan 2013… 9 Mayıs 2013… 25 Haziran 2013… 1 Ağustos 2013… 27 Aralık 2013… 5 Aralık 2013 25 Ocak 2014… 2 Nisan 2014… 9 Mayıs 2014… 11 Temmuz 2014! Yeni Devir Hukukçular Derneği’nin çağrısıyla başlatılan hazırlıklar. Yazılan ortak bir bildiriye, kendisini İbdacı olarak ifâde eden istisnasız herkese ulaşılarak imza talebi. Gerek duyulması hâlinde üzerinde ne gibi değişiklikler yapılması gerekiyorsa yapılacağının, düzenlenecek programda ilgililerin diledikleri şekilde yer alabileceklerinin beyanı… Kalkışılan toplu hareketin, “hareketsizlik içinde yaşayan”lara ayna tutması ya da bütün hareketleri fitne ateşine odun taşımak olanları, karnından konuşanları enselemesi… BOLU SEFERLERİ, Kumandan’ın tutuklandığı 28 Aralık, Metris “Noel Baba Operasyonu” ve Kumandan’a işkencenin tarihi olan 25 Ocak, Hakkında “İdam Kararı” verilen tarih olarak 2 Nisan, Doğum Günü 9 Mayıs, Kartal’da gerçekleştirdiği Fedâ Eylemi’nin günü olan 25 Haziran ve İBDA’nın Kuruluş Yıldönümü olarak 1 Ağustos ve son olarak 2013’te bu periyoda eklenen 5 Aralık Zaferi tarihlerini esas almakta ve bu günlerin yıldönümünde de Bolu’ya akın etmek niyetiyle organize edilmiştir… Eylemin ilk çağrısını yapan Yeni Devir Hukukçular Derneği, eylemlerin bütün organizasyonlarını yapan da BAGİ’dir… Böylece bilinen bir gerçeği söylemiş oluyoruz… Hiçbir zaman “eylemi düzenleyen biziz” denmemiş olmasına rağmen, herhâlde düşman kuvvetleri karşısında öne atılışımız, “pikniğe gider gibi” bir yola sapma tehlikesine karşı inisiyatifi ele alma davranışlarımız, cebhe değil de “fitne-düşman grupçuklar” şekline bir imaj verilmesine karşı BİR ve BÜTÜN DURUŞ çabalarımız sebebiyle neler yaşadığımızı, kimleri ne şekilde idare etmek durumunda kaldığımız, gelen gelmeyen herkesin bildiği bir gerçek. Sayısı 200’ü bulan ilk sefer…(28 Aralık 2011) BOLU SEFERLERİ’nin sayısı artmakta ve 25 Haziran 2012 tarihinde 350 kişilik bir gönüldaş kadrosunu oluşturmaktadır… Ardından, ilk yılını tamamlamakta olan seferlere düzenli katılım sağlayanların, düzenli fitne faaliyetlerine yenik düşmeleri veya BAGİ’nin sistemli gerginliğe doğru adım atan çıkışları sonrası sayının azalması… 9 Mayıs 2013 tarihinde kopan kavga!.. Süreci tırmandıran bir girişimde bulunan BAGİ’ye polisin cevabı, 15’i hanım, 23 gözaltı… Bundan sonra ve günümüze kadar gelen süreçte BAGİ, eylemin organizasyonunu İstanbul’dan yapmanın yanında, Anadolu’nun başta Maraş, Adapazarı, Yozgat, Konya, Balıkesir, bir çok yerinden gelenlerin de katılımıyla sayıca 50 ilâ 100 kişi arasında değişen kitlenin de ekseriyetini oluşturmaktadır. BOLU SEFERLERİ, “SALİH MİRZABEYOĞLU’NA SAHİP ÇIKMAK, İSLÂM’A SAHİP ÇIKMAKTIR!” dusturuyla 2005 yılındaki ilk seferdeki canlılığını aşan bir hamle iştiyakıyla sürdürülmüş ve Kumandan’ın çıkışından bir kaç gün öncesinde bizzat Cephe Liderinin güdümünde düzenlenen son seferle, 11 Temmuz 2014 tarihinde nihayete ermiştir. NURAY ZOR ABLAMIZIN ŞEHADETİ 12 Şubat 2012… Büyük Anadolu Gençliği İnisiyatifi olarak, kendisiyle beraber bir çok eyleme katılmakla gurur duyduğumuz Nuray Zor Hanımefendinin şehâdeti… Vefâtı öncesinde, içinde bulunduğu ağır hastalık şartlarını hiçe sayarak BOLU Mevziini terketmeyen Nuray ablamız, vefâtı ve sonrasında vesile olduklarıyla şehidlik şuurunu diri tutmanın emsali olmuştur bizim için… BAGİ, gurur duyduğu şehidesini tekbir, duâ ve toplantılarla bir eylem havasında defnetmiştir… YÜZBİNLERİN ÖNÜNE ÇIKIŞ; BEREKETLİ BİR MAYIS 1 Mayıs 2012… Ali Osman ve Ünsal ağabeylerin babası Abdullah amcanın vefatı ve ikisi de cezaevinde olan ağabeylerimize vekâleten cenaze evinde koşuşturmamız… Onlarca gönüldaşın ziyaret ettiği cenaze evinde, 1 Mayıs için eylem yapmamız yolunda karar alışımız. Bu çerçevede herzaman olduğu gibi, gelen gönüldaşları haberdar etmemiz ve internet üzerinden de bu eylemin duyurusunu yapmamız… Eylem öncesi, DHKC kortejiyle hareket etme düşüncemiz ve bu yönde Halk Cebhesiyle yapılan görüşme. Ardından, “Antikapitalist Müslümanlar” isimli grupla görüşme… Nihayet Fatih’te buluşma kararı. Eylem günü gelen gönüldaş sayısı 5 erkek, 5 hanım… Açılan pankartlar ve yürüyüş… Kortejimizi ziyaret eden binler, fotoğraf çeken onbinler ve selâmlayan yüzbinlerce insan arasında son buluş… Bu eylem, plânlama, hazırlık, başlangıç, sunum, aksilik, sürpriz, ısrar, teveccüh ve bereketiyle komple bir eylem olmuştur… MALATYA/KÜRECİK EYLEMİ -TAKSİM- 01 Temmuz 2012… 4 Temmuz’da NATO’nun Malatya / Kürecik’te kurulacak olan İsrail ve Batı’yı koruma kalkanını ve Süleymaniye’de Haçlı askerlerince Türk askerinin başına çuval geçirilmesini protesto etmek için İstanbul’dan Malatya’ya yürüyüş şeklinde gerçekleştirilecek eylem öncesi yapılan basın açıklaması… “Büyük Anadolu, Latin Amerika’dan Türkistan’a Bölünmez Bir Bütündür!” düsturuyla eylem kararı alan BAGİ’nin Taksim Galatasaray Medanı’nda gerçekleştirilen basın açıklamasına farklı kesimlerden de destek verilmesi… 4 Temmuz günü Kürecik’te olmak niyetiyle yola çıkılması. MALATYA/KÜRECİK EYLEMİ 04 Temmuz 2012… Birçok ilden Malatya’ya doğru yola çıkan gönüldaşlarımızın engellenmesi… Bir tek İstanbul’dan yola çıkanlara Yozgat-Sorgun’dan katılan gönüldaşların katılımıyla Kürecik’e varılmış ve eylem gerçekleştirilmiştir… Barbar Batı ve işbirlikçilerine karşı duruşta ısrarlı olan az sayıdaki gönüldaşımızın İsrail ve Batı’yı Koruma Kalkanı ve Çuval protestosu, okunan basın açıklamasının ardından son bulmuştur. EYÜP SULTAN TOPRAKLARINDA İÇKİLİ KONSERE HAYIR 13 Temmuz 2012… Liberal Çapulcu yatağı olan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde içkili konser verileceği haberi üzerine az sayıda gönüldaşla yapılan protesto eylemi… Eylem boyunca konser alanı girişinde mevzi tutulmuz, okunan basın açıklaması ve güdeme oturan hadise dolayısıyla yoğun medya alâkası… ARAKAN MİTİNGİ 05 Ağustos 2012… Arakan’daki müslüman kardeşlerimizin Budistler tarafından katledilmesini protesto… Bir partinin çağrısıyla Kadıköy Rıhtımından toplanan onbinler… BAGİ, dikkat çekici bir şekilde ön plânda… “Arakan’dan Latin Amerika’ya, Kırım’dan Yemen’e, Anadolu Bölünmez Bir Bütündür” hakikatini haykıran topluluğumuzun taşıdığı pankart ve dövizler ve atılan sloganlar öylesine dikkat çekiyor ki, polisler, tertip komitesine giderek “Bunlar İbdacı! Terörist! Alandan çıkarın!” diyerek provakasyon yapıyorlar… Tertip komitesi gelip tarafımıza durumu anlatıyor… Fikirtepe’deki gönüldaşlarımızın ekstra takviyesiyle mevzi daha sıkı tutuluyor… İBDACILAR meydanın ilgi odağı ve takdir toplayan kolu durumunda eylemin sonuna kadar alanı terketmemişlerdir… USLANMAZ KİŞİLİK DAVASI YENİDEN 11 Ekim 2012… Kumandan’ın evlatlarıyla birlikte 25 Ocak 2000’de uğradığı saldırı sonrasında açılan davalardan yanlızca biri olan ve mahkemenin “uslanmaz kişiliği dolayısıyla cezalandırılmasına” şeklindeki kararının olduğu dosyanın tekrar görülmesi… Kumandan’ın avukatlarının basın açıklaması… BAGİ düzenlediği organizasyon sonrası, mahkeme salonu kapısında nizamsızlığa izin vermemek adına mevzi alıyor… Bu inisiyatif alışı doğrulayan çirkinlikler… Gereken tavır ortaya konarak günün hakkı veriliyor… KUMANDAN’A KOMPLO: BAKIRKÖY, METRİS İŞKENCESİ… 02 Kasım 2012… Kaynağı ve maksadı net olarak bilinen bir tertip ile Kumandan Mirzabeyoğlu’na yapılan işkence… Kumandan’ın bir Cuma günü, Bolu F Tipi Cezaevi’nden apar topar İstanbul Bakırköy Ruh-Sinir Hastalıkları Hastahanesi’ne getirilmesi… BAGİ olarak dışarıda inisiyatifi ele alışımız ve Bakırköy’de kaldığı 2 Kasım 2012 gününden 21 Kasım 2012 gününe kadar, her gün 14:00 ilâ 18:00 arası nöbet tutuşumuz. Tam bir düzen içinde mevzi alışımız… Ardından Kumandan’ın Metris’e nakli ve 3 gün sonra Bolu’ya aşağılık bir işkence hâlinde 13 saatlik bir yolculuktan sonra varışı… Bu sürekli eylem sırasında dikkat çeken iki ismi anmalıyız: Bayram Taştan ve İbrahim Yusuf Taştan ağabeyler… İlki eylem sırasında geçirdiği kalp krizinin ardından ameliyat olduktan hemen sonra, diğeri ise, yine aynı günlerde riskli bir ameliyata girdikten sonra, ayaklanır ayaklanmaz tekrar görev yerine koşan örnek davranış sahibi gönüldaşlar… ADLÎ TIB MACERASI 20 Şubat 2013… Yine bir tertiple karşı karşıya kalan Kumandan’ın artık sürekli işkenceye dönen hastahane macerası… Hakkında tahliye edilmesi için güya Adlî Tıb’dan rapor gerektiği tezini ortaya atanların girişimi hâlinde İstanbul Adlî Tıb binasına getirilen Kumandan’a sahip çıkmak için, hemen tesis girişinde mevzi alışımız… Nöbet tutuşumuz! BAGİ TARİHİ DERBİDE 12 MAYIS 2013… Az sayıda gönüldaşımızın attığı adımın, dalga dalga yayılan bir tesirle büyümesi… Lig şampiyonunu belirleyecek olan Fenerbahçe-Galatasaray müsabakasında Kumandan’ın içinde bulunduğu işkence şartlarını afişe eden bir eyleme imza atan gönüldaşlarmızdan üçü gözaltına alınıyor… Devasa bir pankartı tribünde açan gönüldaşlarımızın talim ettikleri slogan ve tekbirler 50 bin kişilik koro tarafından tekrar ediliyor… Ev sahibi Fenerbahçe Kulübü, konuyla ilgili “müsabakası öncesi, belirli bir grup tarafından dini içerikli sloganlar atılmış, yasadışı bir örgütün propagandasına yönelik pankart açılmaya çalışılmış” şeklinde açıklama yapmıştır… Üç gönüldaşımız gözaltına alınmış ve eylem, sosyal medyada atılan tekbirler sebebiyle gündem olmuştur. BAGİ GEZİ PARKI EYLEMLERİNDE HAZİRAN 2013… Gezi protestolarının başladığı ilk günlerde meydanda yerini alan BAGİ, özellikle 06 Haziran Miraç Kandili gününden itibaren, eylemlere katılımını arttırmış ve sürekli hâle getirmiştir… Hemen ardındaki günlerde Taksim Meydanı’nda stratejik bir mevkide kendi alanını işgal eden BAGİ, Gezi Protestocularının samimi ilgi ve alâkalarını toplamış ve sürekli ziyaretçi ağırlamıştır… Farklı kesimlerden onbinlerin sokaklarda olduğu bu hengâmede, talim fırsatını bulan İBDACILAR’ın meydandan ve kavgadan kaçması düşünülemezdi… Kumandanının duruşuna hayran olunan bir hareketin mensubu olmanın sorumluluğu altında, O’nun içinde bulunduğu İşkence ve Tecrit Şartlarını GEZİ Parkının gündemine taşıdık… Her yönüyle tecrübe hanemize kattığımız uzun soluklu Gezi Nöbeti, mücadelemize yakıt yapacağımız yeni ilişkiler kurulmasına da vesile olmasıyla ayrıca kıymetlidir… AKP İL BAŞKANLIĞI ÖNÜNDE 29 HAFTALIK NÖBET 01 Eylül 2013… Başbakan’ın bir televizyon programında Kumandan’ın durumuyla ilgili çalışma başlattıklarını söylemesi üzerine, bu sözünün takipçisi olduğumuzu ihtar edişimiz… İstanbul AKP İl Başkanlı’ğı önünde 29 haftalık bir nöbet hâlini alan bu eylem, haftalık periyotta eylem düzenleme talimidir… Kumandan hakkında avukatlarının Yeniden Yargılama girişimlerinin netice verme aşamasına gelmesiyle son bulan bu eyleme İBDACI aileler, büyük fedakârlıklarla katılmış ve mevziyi asla terketmemişlerdir. TAKSİM MEYDANINDA İMZA KAMPANYASI 01 Mart 2014… Oluşan iklimde bir çok farklı eylem biçimini kullanan BAGİ’nin yeni eylemi… Kumandan’ın Özgürlüğü için Galatasaray Meydanı’nda açılan stant… Polisin engelleme çabalarına karşı duruş… Gelen geçen herkesin ilgi alâkası altında toplanan imzalar… İlgilisine İBDA Külliyatı’ndan örnek eserleri takdim edişimiz. Sohbet edişimiz… Sürekli bir biçimde megafonlar Kumandan’ı ve bükülmez iradesini anlatışımız… FİKİRTEPE BAGİ’NİN İSRAİL PROTESTOSU 27 Temmuz 2014… Büyük Anadolu Gençliği İnisiyatifi Fikirtepe Cebhesi’nin, Anadolu Yakasında düzenlenen İsrail protestolarının en büyüğünde yerini alması… Kumandan’ın poster ve resimleri eşliğinde Mandıra Caddesi boyunca yürüyen grup, tesis ettiği düzenli kortejle de dikkat çekti… Bu eylemler listesinde yoğun çabama rağmen çok önemli bazı eylemler yer alamamıştır… Belki öyle eylemler var ki, biraz sonra “nasıl unuttuk bunu!” diyeceğiz… Kabaca ifâde etmek gerekirse, meselâ 2008, 2009 ve 2011 yıllarındaki Terör Örgütü İsrail’in Hücre Evi olarak kullandığı Konsolosluk kuşatmasında aldığımız merkezi rolü ve bu çerçevede yaptıklarımızı atlamak durumunda kaldım… Ayrıca; yapılan, hedefine ulaşan eylemler kadar, düzen güçlerince engellenen eylem teşebbüslerimiz de oldu… Papa’nın gelişini protesto edemeden sabah vakti evlerimizde gözaltına alınışımızından tutun da, bir şehidi -Bayram Ali Hoca’mızı- tekbirlerle defnetme niyetimiz doğrultusunda gittiğimiz Fatih Camii avlusuna dahi giremeden 15 kişi gözaltına alınışımız… Bir çok ziyaret, kültürel faaliyet ve sosyal etkinlik de kaydedilmemiştir bu raporda… Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim! Tufan ERSÖZ ADIMLAR DERGİSİ