Burhan Halit KOŞAN: TARİHİ ARKA PLÂNIYLA ÜNSAL ZOR VE ADIMLAR

25 Mart 2015 Saldırısı ve “Ünsal ZOR’un Şehâdeti Vesilesiyle” gerçekleştirilen programa Erzurum’dan gelerek iştirak eden yazarlarımızdan sayın Burhan Halit KOŞAN’ın, 24 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen programda yaptığı konuşmanın görüntülü kaydı ve metnini alâkalarınıza sunuyoruz. ADIMLAR TARİHİ ARKA PLÂNIYLA ÜNSAL ZOR VE ADIMLAR Merhaba! Bildiğiniz üzere “merhaba”; benden size zarar gelmez, sizden de bana zarar gelmeyeceğine inanıyorum. İrticâlen konuşacağım için ve aynı ânda da gönüldaşlarımızın konuşmalarını dinlerken zihin dünyamda dört-beş defâ konuşacağım cümleleri değiştirmek zorunda kaldım. Şimdi vak’aya “şahsî” veyahut “yerel” bazda bakmaktan ziyâde biraz arka plânına göz atmayı yeğliyorum. Beşer tarihi Âdem’den başladıktan sonra Allah Resûlü’nde kemâlâtını buluyor. Erdemler, değerler… Ve Allah Resûlü ve Sahâbe’den sonra da, Karahanlılar’da, Türk Milleti’nde İslâm’ın erdemlerinin ve değerlerinin temeyyüz etmesiyle birlikte bir silsile başlıyor. Nedir bu? Ruh dünyasında Mânâ Erenleri. Yani kimdir bunlar? Yesevî Atâ’nın “aşkı olmayanın dini yoktur!” prensibiyle hareket eden aziz Türk Milletinin çocukları, beşer tarihine, Allah Resûlü’nden kalan mirası zahir ve batında yansıtmanın ıstırabını ve pratikte bunu bir kalıba dökmenin hesabını vermekle mükelleftiler. Yesevî Atâ, Şâh-ı Nakşıbendî silsilesiyle yürüyen kervan aynı zamanda “devlet” olarak da yürüdü… Babür Hân ve Yavuz zamanlarında Türk’ün “kızıl elma” projesini, baktığımız takdirde bu projenin Yavuz Sultan Selim Hân başbuğluğunda her ne kadar düşünce dünyasında berrak olarak belli olsa da, fizikî ortamda – coğrafyada uygulanamadığını görüyoruz. Daha sonra, aradan geçen 600 yıllık bir tarihten sonra –böyle, kısa kısa atlayarak geçiyorum mevzuyu- Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in belirttiği üzere, Kumandan’a “500 yıldır beklenensin!” hitâbının cevabını aradığımızda, bunun cevabını bulduğumuz adres Babür Hân ve Yavuz Sultan Selim Hân’ın gerçekleştirmek isteyip de gerçekleşemeyen bu projenin, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun; muhteviyat kısmı “Başyücelik Devleti” ve “İslâm’a Muhatap Anlayış”la yenilendiğini, “kızıl elma ülküsü”nün ise, “Aydınlık Savaşçıları” adlı eserinde haritanın çizildiğini görmekteyiz. Yani orada geçen bir kısım coğrafi isimler, kafiyeye uysun diye yazılmadı. Veyahut oradaki bir kısım isimler birilerine şirin gözükmek maksadıyla da yazılmadı. Buradaki maksat Üstad’ın da belirttiği gibi, bu mirasın mükellefi, sorumluluk sahibi olarak ortaya çıkması gereken ve onu niteliğiyle dolduran Mirzabeyoğlu olduğundan dolayı… Kumandan Mirzabeyoğlu’nun bu açmış olduğu güzergâhta yürüyen insanlardan biri olan şehîd Ünsal Zor ise, böyle bir mirasın taşıyıcısı hükmündeydi. Aynı sizin gibi… Burada oturan veya olmayan her bir gönüldaşımız neyin, hangi mirasın taşıyıcısı olduğunu, tasarrufunu lâyıkı vechiyle yerine getirmek üzere vazifelidir. Hepimizde olduğu gibi… Bu noktada şehîd Ünsal Zor’a baktığımızda böyle bir mirasın, sizin gibi, taşımak mecburiyetinde olduğumuz bu sorumluluğun gereği olarak –beni gördüğüm kadarıyla- tevazu ehli, adanmış bir ruh ve samimiyet gördüm. Bunun gereği olarak da, Akıncı Ruhu’nun gerektiği şekilde hareket edebilmenin liyâkatinin gereğini yerine getirebilen bir insan olarak gördüm. “Şehidlik”, söylendiği gibi –arkadaşımızın, gönüldaşımızın- “hüccet”. Yani nedir; “şahîd”dir. “Şehid”, “şahid” bunlar aynı mânâlardır… Yani neye şahid oluyor? Kumandan’ın belirttiği üzere Atâ mirasını yeniden kazanmalıyız. Bizim atalarımız bellidir, mirasımız bellidir. Bunun gereğinin ifâsı için de bedel ödeyenlerin; Şehîdler Silsilesi’ni bir arı peteğine benzetirsek, o arı peteğinde bir “bal” numunesi olarak orada bedelini ödemiştir ve Peygamberler’den sonra en yüksek makâm olan Şehîdlik’le ödüllendirilmiştir. Bizim ata sözlerimizden birinde der ki, “gözünde iğne taşıyanlardan uzak durunuz!” Adımlar ve şehîdlik noktasında Adımlar’ı temsil makâmında olan şehîd Ünsal Zor ise “gözünde iğne taşıyanlar”dan uzak olmadığı gibi, aynı zamanda “beyninde iğne taşıyanlar”dan, “dilinde iğne taşıyanlar”dan, “gönlünda iğne taşıyanlar”dan ve eliyle zehir saçan “iğne taşıyan” insanların saldırılarına maruz kalıyor. Benim Adımlar’a katılmam da, her ne kadar arada 1300 km’lik bir mesafe olsa da, -bazen uzaktan seyretmek, izlemek, kimin samimi, kimin münkir, münafık tavırla hareket ettiğini insanlar biraz daha net görebiliyor. Adımlar bu misyona layık olarak şehîd Ünsal Zor gönüldaşla da, gözünde, gönlünde, aklında, kalbinde, dilinde iğne taşıyan insanlara karşı bir mücadele azmi ve gayreti gördüğümü söyleyebilirim kendi adıma. Bana tesir eden ve Adımlar’a katılmama sebeb olan da O’nun şehâdetinden sonraki süreçtir. Buradaki hiçbir arkadaşımla ondan önce görüşmem yoktu. Belki şifaen, uzaktan, belki okuyucu olarak, seyirci olarak belki ekran arkasında olsak da, O2nun şehâdetinden sonra en azından karınca misâli tavrımızın ortaya çıkması için gönüldaşlarımla olmaya ve bazı sebeblerden dolayı, bazı vesilelerden dolayı öyle emredildi, “emre de uygun hareket etmek gerekir”… Şehid Ünsal Zor’la iki defâ görüşmüş, iki defâ da kısa süreli eyleme gitmiş, fakat fazla bir sohbet imkânı olmadığını ifâde edeyim. O’nda beni etkileyen şey, şahsında, muhtevâ konuşulmadı, mânâ konuşulmadı –yani konuşma esnasında- samimiyeti oldu, tevazuu oldu. Ve küfre karşı olan, bu aziz millete karşı yapılan çeşitli saldırılara karşı olan kininden dolayı benim dikkatimi celbeden bir insandı. Bundan dolayı aziz milletimizin şehidlerine ve Ünsal Zor’a rahmet; bize de tarihî bir misyonu devam ettiren ve şehidler kervanında yol alan, Başbuğlar’ın arkasında yürüyen bu insanlara layık olmayı nasib eylesin! Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için. Burhan Halit KOŞAN

NAKŞÎ BAAS’TAN ADIMLAR’A AÇIKLAMA: İKİ TÂNE ÇAPULCU MU ÖLDÜRECEK?!!

Geçtiğimiz günlerde Amerika merkezli bir “haber” servis edildi… Irak Millî Direnişi’nin liderliğini yürüten ve 2003’ten beri organize ettiği Irak İstiklâl Savaşı’yla efsâneleşen Saddam Hüseyin’in vekîli, Komutan İzzet İbrahim Ed-Duri’nin “öldürüldüğü” yönündeki “haber”, medyada geniş yankı buldu. “Haber”, başta Fars/Şiî şövenist siteleri, Etnik Kürtçü bozguncu yayınlar olmak üzere kendilerini “Türk Medyası” olarak tanımlayan bazı gazete ve televizyonlarda da yayınlandı. Geçmişten beri Amerikan, İsrail ve Alman istihbaratlarına binlerce Kurtuluş Savaşçısını teslim etmek, bunun yanında Irak ve Afganistan başta olmak üzere milyonlarca Ehl-i Sünnet Arab’ı katliam ve soykırıma tabi tutmak suçunun hesabını henüz almadığımız İran; 30 yıldır Hıristiyan-Yahudi Batı emperyalizmini, “mağduriyet” edebiyatıyla bölgemize davet ederek, Irak işgâlinde, işgâlci Batı Gücü’ne içeriden kapıyı açarak destek veren ve milyonlarca Arab’ın katledilmesinden sorumlu olan; Batı’nın yaptığı katliamların ardından Arab köylerini yağmalayan (hırsızlık yapan), kadınların ırzına musallat olmak suçlarının hesabını almadığımız; CIA-MOSSAD eğitimli Barzani-Talabani ve işbirlikçi Etnik Kürtçü çetelerinin bu “haber”i büyük sevinçle yaymaya çalışmaları anlaşılır bir şey… Başta “haber”i üfleyen ABD olmak üzere, akıbetinden korkan İsrail’le birlikte Şiî Şövenizmi ve Etnik Kürtçülüğün, her gördükleri kızıl sakallıyı Komutan İzzet İbrahim Ed-Duri’ye benzetmeleri anlaşılır da, kendilerini “İstiklâl Savaşı vermiş kahramanların torunları” olarak gören sözde Türk Medyasının bu servis “haberi”ni, dönüp Türk Milleti’ne servis etme gayretleri anlaşılır şey değil. Sayın Ali Osman Zor’un her fırsatta söylediği üzere; Türk Medyası’nın köşe başlarını tutmuş olan Şiî Şövenist ve Etnik Kürtçüler, zehirlerini yalanlarıyla halâ “içeriden” kusmaya devam ediyorlar. Bu “haber”in Türk medyasında yer almasının tek sebebi budur. 7 Düvele Karşı 7 Cephede Savaşmış bir Millet, yanıbaşında aynı süreci –gelişen teknoloji ve yalan propagandalar karşısında- çok daha zor şartlarda yürüten kardeşi, komşusu hakkında bu propagandaları inanarak sürdürmesi ihânete eştir… Hele hele bu propagandaların, bizim İstiklâl Mücâdelemizde kahramanlaşan bütün liderler hakkında da yapıldığının bilinmesine rağmen. Bilindiği gibi, son 25 yıldır dünyanın her tarafında yürütülen İstiklâl Savaşlarının kahraman liderleri hakkında uydurulan bu yalanlar, işgâlci ve işbirlikçilerinin dağılan motivasyonlarını toparlamak; kahramanlar yatağı Anadolu Coğrafyası’nın büyük bir sempatiyle baktığı ve takib ettiği bu lider şahsiyetlerin katliyle hüsrana düşeceğini zannetmek gayesiyle servis edilerek, işgâlci ve işbirlikçilerinin ruh hâlini yansıtmaktadır. NAKŞÎ BAAS’TAN ADIMLAR’A AÇIKLAMA Katlettikleri her vatanseverin cesetlerini yağmalayan, parçalayan ve çoğu zaman da yakan korkaklar, kızıl sakallı ve yüzü kemikli 50 yaşlarındaki bir şehidi, Komutan İzzet İbrahim’e benzeterek kendilerini avutadursun, Irak Milli Cephesi’nden Komutan İzzet İbrahim Ed-Dûri’nin önderlik ettiği NAKŞÎ BAAS (Nakşıbendî Ordusu), çeşitli kanallarla yalanladığı bu “haber” ile ilgili, ADIMLAR Dergisi üzerinden ABD, İsrail, Şiî Şövenist ve Etnik Kürtçüleri bu defâ tafsilâtlı bir açıklama ile yalanlıyor. Araştırmalarımıza göre geçmişte 11 kere öldürülen(!) İzzet İbrahim Ed-Dûri hakkındaki bu “haber”e karşılık, korkak bozguncuların heveslerini kursaklarında bırakacak nitelikteki bu açıklama, bizzat Irak’ın İzzetli Kumandan’ı Ed-Dûri’nin kurmayları tarafından ve Türkçe olarak ADIMLAR’a ulaştırılmıştır… Besmeleyle başlayan açıklama şu şekilde: Irak’ın meşrû Cumhurbaşkanı, Irak Orduları’nın Baş Kumandanı ve BAAS Partisi’nin Genel Başkanı İzzet İbrahim Ed-Dûri (Allah onu korusun) büyük bir titizlikle korunmaktadır. Onun bulunduğu bölgede yaklaşık 30 km alan içinde ciddi güvenlik önlemleri alınmaktadır. Ayrıca bu bölge içerisinde en az 1000 Cumhuriyet Muhafızı ve fedâiler her dâim hazır bulunmaktadır. Ayrıca olası hava saldırılarına karşı bütün güvenlik önlemleri ve istihbarat çalışmaları saniyesi saniyesine yapılmaktadır. Dolayısıyla büyük komutanın bulunduğu bölgeler Bağdat’ta bulunan “yeşil bölge”den daha güvenlidir. İşgâlcilerin 12 senede yapamadığını kendini bilmez iki tâne çapulcu mu yapacak? Her aldıkları büyük darbeden sonra bu tür haberler yapmaları sadece ne kadar aciz ve güçsüz olduklarını gösterir. Düşman da olsa, insan karşısındakinin erkekçe savunmasını bekler. Açıklamadaki verilen bilgiler şaşırtıcı derecede açık olup, Nakşıbendî Ordusu’nun Irak’taki alan hâkimiyetini ve savaşçılarının yüzleşmek için cephe cephe düşman aradıklarını gözler önüne sermekte. Açıklamada esprili bir dille bahsedilen “iki tâne çapulcu” vurgusu da, herhâlde Şiî Şövenistler ile Etnik Kürtçülerin sembolik ifâdesi… ADIMLAR Dergisi