İSLÂM İNKILÂBI ZARURETTİR

İSLÂM İNKILÂBI ZARURETTİR

Bugün (dün) 9 Mayıs; O’nun (Salih Mirzabeyoğlu) doğum günü. Dünyada olsaydı, 70’ine girecekti. Ruhuyla ebedî aleme, fikirleriyle geleceğimize göç etti. O fikirler, biz inanıyoruz ki, her zaman yaşayacak, yaşatılacak; dünya her gün onlara olan ihtiyacını daha fazla hissedecek. Onlar gelecekten gelecek.

Zira İslâm inkılâbı “olmasa da olur” bir şey değildir. “Olsa iyi olur” da değildir. “Olmazsa olmaz”dır. “Olacak olan”dır. İslâm inkılâbı kaçınılmazdır, zorunludur, mutlaktır. Madem İslâm inkılâbı gelecektir, Salih Mirzabeyoğlu da gelecektir; O’nun fikirleri de gelecektir.

“Teslim olmadı, yenilmedi, öldürüldü”. Bunun bir mânâsı da; teslim olmayan ve yenilmeyen fikirlerdir; öldürülense nefs. Ama O’nun nefsi zaten çoktandır öldürülmüştü; öldürülmeye hazırdı. O hâlde burada aslolan, teslim olmayan ve yenilmeyen fikirleridir.

Ölen geçmiş, kalansa gelecektir.

O halde müşkülümüz şudur: O fikirlere nasıl tâbi olmalı? O geleceği nasıl beklemeli?

Bunun en doğru ve şaşmaz yolu, O’nun kitaplarına, Külliyatına sarılmaktır. İster istemez içine düşülen günlük politikanın ve itişmelerin harala gürelesinde, evet, tam da orada o Külliyatı elden bırakmamaktır. Çünkü “kendinden zuhur” oradadır. Kendinden zuhursa gelecektir.

Peki, ama bunun yanında, “ona onu demiş”, “buna bunu demiş” tarzında sözleri, yazılı olmayan mirası da yok mudur? Evet, bu inkâr edilemez. Ama şu var ki, Külliyat kuşatıcı ve umumî, yazılı olmayan miras ise şahsî ve indîdir. Yani sana söylenen bir şey, senin rüyan gibidir; onu doğru tabir edip etmemenin sana kalmış olması bir yana, “senin rüyan beni bağlamaz.” Bağlayıcı olan tek şey külliyattır; ben ona bakarım, orada ne ise o!

Allah Resûlü, bazen birini bir işten men eder, sonra başka birine o işte cevaz verirdi; ilk akla gelen misâl, hadislerin yazılması… Zira herkesin aynı işle, aynı müşkülle meşgûl olmasını istemezdi. “Topluluk hakikati” bunu gerektirirdi.

“Topluluk hakikati”, Kur’ân’da toplu hakikatin her fertte ayrı bir yönünün görünmesi, yani “kendinden zuhur”un ta kendisiydi.

Ancak buradan da ayrı ayrı kavrayışlar çıkar. Biri de şudur: Sahabiler gibi toplanamıyorsan, Havariler gibi dağıl! (Hem de bütün dünyaya…)

Şunu da unutma ki, “toplulukta rahmet, ayrılıkta azap vardır.” Toplananlar rahmete erecek, ayrılanlar ise o vahşi hayvanların azabını çekeceklerdir.

Maalesef tercih edilen, şartların getirdiği, artık dönülmez şekilde içine girilen, Sahabilerin değil, Havarilerin yolu oldu.

“Topluluk hakikati”nin tezahürü, dağılmaya ısmarlanmış oldu. Rahmet tecellisi, azabın içinde beklenmek zorunda kaldı.

Ne yapalım! Gelecek, hangi yoldan gidilirse gidilsin gelecek olandır. Ondan kaçış yoktur. Öyleyse zarlar atılmış, oyun -bu şekilde- başlamıştır.

Selim Gürselgil

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: