NEDİR BU DOSTOYEVSKİ ÇILGINLIĞI?

NEDİR BU DOSTOYEVSKİ ÇILGINLIĞI?

Beni yakından tanıyanlar bilir. Hazretin eserlerini yutarak okudum. Hatta Karamazovlar üstüne roman tanımam. Çok kişiye de önermişliğim oldu. Ama iyi mi yaptım, bilmiyorum. Arabeskin tavan yaptığı bir ülkede Dostoyevski: Yangına benzin dökmek.

Yanlış anlaşılmasın. Arabesk olan Dostoyevski değil. Zaten yaşam sevinci körelmiş Türk okuru üstünde yapacağı ters etki. Biraz evvel faceebook okuma grubunun birinde “en sevdiğiniz yazar kim?” sorulu bir ankete rastladım. En sevilen yazar Dostoyevski idi. Bunda bir sıkıntı yok. Ama diğer bütün yazarların toplamını beşe katlamış olarak birinci gelmişti. Gözlerime inanamadım. Belki de bu sebepten yazıyorum bunları. Geleceğe dair pek az ümidi kalmış Türk insanının okuyan kesimi olsun, böyle karanlık bir ruh hâliyle arasına mesafe koymalıydı.

İşin daha kötüsü, çoğu Dostoyevski’yi tam okumamış. Ateist olduğu belli, onu övüyor. Solcu olduğu belli, onu övüyor. Laik olduğu belli, onu övüyor. Herkes bir yerinden tutmuş. Oysa Dostoyevski bunların hiçbiri değildir.

İdam mangası önüne çıkmış olması yanıltıyor sanırım. Ama zannettikleri gibi çağının haksızlıklara direnen bir aydını da değildir. Romanlarından parça parça cümle çekerek kendilerini kandırıyorlar. Sürgün dönüşü Çarlık rejimine olan muhalefetini sonlandırmış, Ortodoks kilisesi ile dolaylı bir işbirliğine girmiştir.

Ecinniler dünya edebiyatının belki en etkileyici siyasi romanıdır; fakat yazılış amacı, düzen değiştirmek isteyen, Çarlık rejimiyle mücadele eden Rus gençliğini aşağılamaktır.

“Dostoyevski ve haksızlığa isyan” yan yana gelebilir iki kavram değildir. Dostoyevski bize sadece katlanmamızı, pişmemizi, sabretmemizi, zulmedenleri de sevmemizi, acıların bizi daha insancıl kılacağını anlatır. 19. yüzyıl Rusya’sında oynadığı rol, günümüzdeki bazı tarikatların rolüdür. Koyu bir Rus milliyetçisidir. Çara itaat Tanrı’ya itaattir. Kilise temelli bir heyecan katar milliyetçiliğine. Diğer yandan bireyi sadece acıya layık görür. Mutlu insanı sevmez Dostoyevski.

Özetlersek: Bu hakikaten muhteşem romancının (muhteşem olduğu için) olabildiğine özendirilmekten sakınılması lazım. Zaten genel Türk insanı “batsın bu dünya”-“acıların çocuğu” kültüründen çıkamamış iken, mürekkep yalayan gençleri de aynı kuyuya atmayalım. Bütün o Raskolnikov’ların, Alyoşa’ların, Delikanlı’ların, türlü hasta ruhlu karakterlerin bizim hayatımıza katacağı olumlu bir tesir olmayacak, yaşamı değiştirme ümidi vermeyecektir.

Dostoyevski’nin o muhteşem romanları ancak tek derdi “tasasızlık” olan tuzu kurulara gerek. Biraz içlerini deşsinler ve hayvanca yiyip içmekle insan olunamayacağını fark etsinler diye… “Ezilenlere” değil.

Hakan Yaman – 20 Aralık 2020

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: