İBDA’SIZ OLMAZ!

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Bir şeye gerçekten ait olabilmek için o şeyi bilmek gerekir.

Büyük Doğu’cu olabilmek için, Büyük Doğu’yu bilmek gerekir.

İbda’cı olmak için, İbda’yı bilmek gerekir.

İbda, Büyük Doğu’nun gerçekleştiricisi ve muradı olması hasebiyle, Büyük Doğu’cu olabilmek için, Büyük Doğu’yu İbda’nın gösterdiği ve anlattığı şekilde bilmek gerekir. Yoksa, bir şey kendi muradı ve kastı dışında biliyorum zannetmek, iddia etmek, bilmek demek değildir. Büyük Doğu’yu da İbdasız bilmek, Büyük Doğu’yu bilmek ve Büyük Doğu’cu olmak demek değildir.

Piyasada bu türden bir sürü adam dolaşmakta… İbda’yı bilmeden, kabul etmeden, Büyük Doğu’yu bildiklerini, Büyük Doğucu olduklarını, Büyük Doğu’yu gerçekleştireceklerini iddia eden sürüyle “Yürüyen Takım Elbise”… (*)

İbda olmadan Büyük Doğu’yu bildiğini iddia etmek ya büsbütün cahillik veya düpedüz art niyetli istismarcılıktan başka bir şey değil.

Dolayısıyla, İbda’yı azğına almadan Büyük Doğu’yu diline dolayanlar, gerçek ve samimim Büyük Doğucu olamazlar, olmadılar, olamayacaklardır da…

Niyeti gerçekten Büyük Doğu olanın İbda ile ne alıp veremediği olabilir değil mi?

Ama niyeti Büyük Doğu değil de nefsi olan, Büyük Doğu’yu kendisine perde yaparak İbda’ya rağmen Büyük Doğuculuk yapmaktan başka çaresi kalmamış demektir.

Samimi olmayan…

Yani kabul edip teslim olamayan…

Samimiyet kabulü, kabul de teslimiyeti gerektirir.

Güneşi kabul ettiğini ileri sürdükten sonra, ışıklarını reddetmek mümkün olabilir mi? Işığı olmadan güneşi bilmek, tanımak ve faydalanmak nasıl mümkün olabilir ki? Ayniyet ifade eden şeylerden birini reddedip diğerini kabul etmek ne menem bir şeydir? Güneşi kabul ediyorsan ışıklarına da tesir etmesi için kendini teslim edeceksin…

Büyük Doğu’ya karşı gelemiyorlar, gelemiyorlar zira toplumda o kadar büyük bir karşılığı var ki, karşılarına alamıyorlar. Ama onu doğrudan karşılarına alamadıklarından, bu defa mış gibi gözükerek, O’nun hakikatini kendi nefslerine göre eğip bükerek yol almaya çalışacaklarken bu defa karşılarına İbda çıkıyor. İbda, Büyük Doğu’nun bunların gösterdiği gibi yürümeyeceğini, yürütülemeyeceğini, bunlarınkinin düpedüz sahtekârlık, nefsaniyet olduğunu gösterdiğinden, İbda’yı ağızlarına alamıyorlar. İbda’ya karşı sinsi bir düşmanlık başlıyor. Yüzüne gülüp sırtından bıçaklıyorlar. Yanından kaçıyorlar ama zaferine ortak olmaya çıkıyorlar…

Teslim olamayan ve şen sıpalık yapanlar, İbda, “Bu iş böyle olur!” dedikçe, “İbdacılar hep ben diyor, bunlarda nefsaniyet var” diyerek çamur at izi kalsın hesabı nefsaniyetten bahsediyor. Oysa, hadi bakalım, nasıl olacağını gösterseler ya… Asıl bunlar, neyi nasıl yapacağını gösterme mesuliyetini yerine getirmeden “yaparız, ederiz, biz de yapıyoruz, biz de mücadele ettik, ediyoruz” diyerek, en büyük nefsaniyeti yapmaktalar…

“İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik etmek, bir vasıta sistem işidir. Önce bu sistemi gösterin de neyin yapıldığı, neyin neye göre yapılıp yapılmayacağı buna göre konuşulabilir ancak!” dediğimizde, vasıta sistem olmadan bu işlerin olabileceği vehmini yayıyorlar. İşte, bunların İbda’ya düşmanlıkları da bu noktada başlıyor. İbda, bunların yıllardır bön bön bakarak bir şey anlamadığı, en fazla şapşal hayranlık tavrı gösterdikleri veya Üstad’ın ona buna sapladığı lâflar seviyesinde veya edebiyat çerçevesinde şiirdir vs değerlendirdikleri, yani anlayışsızlıklarına kurban ettikleri ve etmeye devam ettikleri Büyük Doğu’nun, şiir, edebiyat, polemik vesaireden öte İslâma Muhatap Anlayış’ın Vasıta Sistemi olduğunu göstermiştir. Yani Büyük Doğu’yu anlamadıklarını…

Bir şeyi yapmak için, yapılacak şeyin nasıl yapılacağını ve niçin öyle olması gerektiğinin izâhı gerekir öncelikle. İşte, Büyük Doğu ve İbda, İslâm’ın yeni çağda eşya ve hadiseye tatbikinin nasıl olacağını ve niçin öyle olması gerektiğini, bir ayniyetin iki kanadı hâlinde izahını getirenlerdir. Dolayısıyla, nu iş böyle olur demelerinde ben yoktur. Bilakis, bunun kibir demek olduğunu ileri sürerek kendilerini de olmayan fikirleriyle gerçekleştirici olarak takdim etmek isteyenlerin karşısında ben tavrını göstermeye devam etmek, kibir değil, kibriyadır.

Kumandan “Adalet Mutlak’a” konferansında açıkça ifade etti: “Biz olmadan olmaz!”

Bu “biz”e dahil olmanın yolu bellidir: İbda’yı anlamak, kavramak, nefsine maletmek. İbda’yı anlamadan, kavramandan, nefsine maletmeden Büyük Doğu’yu gerçekleştireceğini iddia eden sahtekâr “Yürüyen Takım Elbise” (*) ve Büyük Doğu’yu gerçekleştireceğiz diyerek gerçek niyeti İbda’nın yolunu kesmek olan bu sahtekârın Büyük Doğu’yu gerçekleştireceğini pohpohlayan yağdanlık yalakaların rezaletini de gösteriyor Allah!

(*) Kumandan Mirzabeyoğlu’nun mürted şahıs, etrafı ve benzerleri için kullandığı bir tabir. Bu ibare ile Kumandan Mirzabeyoğlu, aynı zamanda Hz. Mevlana’nın, “Nice elbise gördüm içinde adam yok!” ifadesine atıf da yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: