AVRASYA’NIN AVRUPA’YI KURTARMA MİSYONU ÜZERİNE

Ayhan SÖNMEZ

Alexander Dugin’in Eurasian Mission adlı kitabı, tüm medeniyetlerin kültürel uyum içinde var olan ve gelişen, kendi şartlarını dikte eden bir hiper gücün tek kutuplu zararlı etkisinden etkilenmeden kendi gelişim rotalarını takip edebildiği çok kutuplu bir gelecek hayalini tertibatıyla anlatıyor. Ona göre, Ortaçağ savaşçı-manastırcılığıyla görkemli Kutsal Roma İmparatorluğu, dijitalleşme ve hipersonik füzeler çağında, tüm gizli mistisizmi ve savaş ihtişamıyla, yeniden dirilecek. Egemen düklüklerin kubbelerinde dalgalanıyor, renkleri sabah esintisinde eflatun (bir etnik grubun tutkusunun çiçek açması) ve kıpkırmızı (uzaktan yağan ataların kanı) arasında gidip geliyor. Dugin’in Arkeomodernizm kavramı, Fransız Sağının, geleceğin diyarlarının ışınlanma cihazlarını kullandığını ancak yine de çoktan gitmiş ancak gelenekçi bir atalar zincirinin kalplerinde ve zihinlerinde ölümsüzleştirilmiş ataların şanlı işlerini öven halk ilahileri okuduğunu varsayan Arkeofütürizm vizyonunu anımsatıyor.

Avrupa “Yeni Sağ” düşünürlerine göre Ukrayna ile Rusya arasındaki mevcut çatışma sadece iki ülke arasındaki bir savaş değil, Ukrayna milliyetçiliği ile Rus milliyetçiliği arasında bir çatışma da değildir. Bunun yerine, imparatorluğun tutkulu ihtişamı ile ulus-devletin soğuk mantığı arasındaki bir savaştır. Ölmekte olan Batı ile yükselişe geçen Doğu arasında, liberal dünya ile medenî dünya arasında, deniz ile kara arasında bir savaştır.

Avrasyacılık, dokunaçları mecazi olarak köreltilmiş bir halkın sunduğu her deliği işgâl eden, her şeyi kapsayan küreselleşme şemsiye ağına karşı devlet düzeyinde örgütlü ve gerilla direnişinden oluşur. Avrasyacılık, halkların, dinlerin ve inançların gelişen çeşitliliğini savunur. Tüm küreselleşme karşıtı eğilimler fiilen Avrasyacıdır. Avrasyacılar, stratejik birlik ve etnokültürel egemenliklerin bir bileşimini gerektiren Avrasyacı federalizmin sadık destekçileridir. Avrasyacı inancı özetleyen anahtar kelime “emperyalizme karşı imparatorluk”tur.

Anti-emperyalizmi ana direktifi olarak benimseyen bir imparatorluk, kalıcı bir imparatorluktur.

Amerika doğası gereği emperyalist bir imparatorluktur. Saldırgan, otoriter ve yeni bölgeleri fethetmeye, onları kültürel ve ekonomik etki alanlarına girmeye zorluyor. Amerika dünyaya hükmetmek, boyun eğdirdiği tüm insanlara kendi yaşama tarzını dayatmak ve böylece insanlığın son şafağını başlatmak istiyor. Bu tür Amerikanlaşmış küreselleşmeye karşı direniş, onu yok etme iradesiyle karşılaşır; bu “büyük ve kanlı savaş”ın özüdür.

Amerika, ezici sermaye sahibi bir zümrenin ve onların kuklası yönetici sınıfın, dünya halklarını ve bölgelerini sahte dinlerinin kurtuluş ilkelerine göre kontrol etme hırslarının aracı haline geldi.

Amerika’nın yerli Avrupa halkları, cinayet ve çok kültürlülük yoluyla bu küresel kontrol ve soykırım arayışında atılabilir piyonlar haline getirildi.

Amerika’nın Avrupa halkları, kendilerini yabancı efendilerinin esaretinden kurtarmalı ve Eski Dünya’daki kuzenleriyle bir kez daha birleşerek bir kez daha birleşmelidir.

Yeni Kutsal Roma İmparatorluğu, özgürce federe topraklarının haklarını tanıyacağı için anti-emperyalist olacaktır. Yeni Avrupa imparatorluğunda, feodal ve dolayısıyla emperyalist bir geçmişin kalıntılarını temsil ettikleri için ulus devletler ortadan kaldırılacaktır. Bunun yerine, eski etnik, dile dair ve kültürel varlıkları yansıtan yeni kurulan bölgeler (Bask ve Sorb bölgeleri gibi en küçük varlıklar bile tanınacaktır), merkezi olmayan bir federasyon içinde kurulacak. Böylece “önde gelen ulus” ve “önde gelen insanlar” olmayacak. Aksine, etnik eşitlik, şovenizm sembollerinin, binlerce yıldır Avrupa’ nın peşini bırakmayan sembollerin, Avrupa tarihi boyunca korkunç kardeş katliamı savaşlarından nihaî olarak sorumlu olan sembollerin ortadan kaldırılmasını içerecek radikal önlemler yoluyla bir gerçeklik haline gelecek.

Erken Bolşevik rejimi ve onun “yeniden kök salma” prensibine bağlı yeni ulus politikası buna örnek teşkil edebilir. 1922’de Sovyetler Birliği kurulduğunda, Vladimir Lenin, o zamanlar görevden alınan Çar’ın eski kontrol alanı içindeki tüm bölgelere bağımsızlık verme öngörüsüne sahipti. Çarlık Rusyası, Rusya’nın kontrol ettiği Rus olmayan toprakların meşru etnik çıkarlarını tanımadığı için kesinlikle emperyalistti (dolayısıyla bu toprakların benzersiz millî özelliklerini kökünden söküp meşruiyetini yitiriyordu). Lenin, tüm ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda ısrar etti. Erken zaman Kızılları Avrasya’nın kalbini Rus şovenizminden kurtarmak istedikleri için devrimciydiler.

Bolşevikler, toplumsal eşitliği ve çeşitli Avrasya uluslarının gönüllü federasyonunu desteklediler. Beyazlara karşı kazanılan zaferden sonra Bolşevikler, 30 Aralık 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurdular. Bu, pratikte, yeni Komünist/Avrasya imparatorluğunda tüm cumhuriyetlerin eşit kabul edildiği anlamına geliyordu. Çarlık politikasının aksine, Rus olmayan cumhuriyetlerin yönetimi yerel seçkinlere bırakıldı. Bolşeviklerin kültürel hoşgörüsü, Rus olmayan dillerin ve geleneklerin desteklenmesinde kendini gösterdi. 48 etnik grup yeni yazı dilleri aldı (Kiril alfabesi değil Latince) ve idari ve eğitim tesislerinde Rusça olmayan diller kullanıldı. Bu şekilde, cehalet başarılı bir şekilde azaltıldı ve bağımsız bölgesel kalkınma garanti edildi. Ancak bu anlayış uzun sürmedi ve Çarlık’ ta olduğu gibi emperyalist karakterde yine tezahür etti.

Oswald Spengler’in anlattığı tarihî döngüye göre Batı, amansız bir düşüş içinde görünüyor. Avrupa, eskimekten ve biçimlerindeki aşınma ve yıpranmadan ve Amerikancı küreselleşme nedenleriyle ölüme mahkûm. Ancak gerçek bir fikre dayalı hiyerarşinin kurulması, yalnızca bir Avrasya üstyapısına dahil olmak, onu uzun vadede önemsiz hale gelmekten kurtarabilir. Bu minvalde, köylü geçmişine geri dönmek, onun çoğunluğun yönettiği görkemli bir geleceğe doğru itilmesini sağlayacaktır.

Avrasyalığın yukarıda zikredilen misyonu özetle bu. Kendi tenkidime gelince, Avrasyacı fikir kendini Doğu’ya mıhlamalı ve sentezci olmayıp Doğu-Batı arasını keskin çizgilerle ayırmalı. Batı da kendi akıbetini beklemeli…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: