SCHOPENHAUER FELSEFESİ ÜZERİNE ÇARPICI BİR DEĞERLENDİRME

Selim GÜRSELGİL

“Geist malûmdur” demiştik. Şunu belirtmemiz de gerekir: Mirzabeyoğlu her zaman “geist = malûm” diye kullanmaz. Bazen ona “ruh”, bazen “ben”, bazen “kader” dediği gibi, “malûm” kelimesini de bir çok defa tek başına değil, “malûm – sır” şeklinde ifâde eder.

Bu ifâdeyi bazen arasındaki tire işaretini görmeden de okuyabilirsiniz: “Malûm sır”…

Schopenhauer, ki Hegel’in en büyük düşmanıdır, “geist” kavramını –herhalde– hiç kullanmaz. Ancak Schopenhauer’ın felsefesinin neredeyse bir başlığı olan “irade” kavramını, Schopenhauer hemen hemen bu anlamda kullanır. Nitelemesi Hegel’den farklı olmakla birlikte, Schopenhauer’in “irade” dediği şey, Hegel’in “geist”i ile üstüste gelecek biçimde yaklaşık olarak şöyle tanımlanabilir:

-Kişinin toplumla ilgili küçücük parçacığı (idrak) dışında kalan bütünlük yönü!

Schopenhauer’da şuur ve şuuraltı yerine, idrak ve irade vardır. Ve bu iradenin kapsamı –tıpkı geist gibi– çok geniştir. Bunun içinde insan iradesi dışındaki her şey (zaman zaman ona da yer lütfeder); bütün varlık, insan dahi, bu gayrı şahsî iradeden doğmuştur. İnsanda şuura çıkmayan, filozofun yanlış biçimde “idrak edemediği” dediği her şey bu irade’dir. Schopenhauer onun hayatı ve kâinatı yarattığını ama “Allah” olmadığını, kendinden menkul bir güç olduğunu söyler.

Schopenhauer’ın “irade”si, yaklaşık olarak Hikemiyat’ın “malûm – sırr”ına karşılık geldiği hâlde, onun yanından geçer ve onunla tam ters bir istikamete gider. Gittiği yerde Varoluşçuların “saçma – uyumsuz” adını verdikleri bir insan idrakı ve -açıkçası- intihar felsefesi vardır.

Modern filozoflar arasında intiharı ilk öven, üremeyi, cinsiyeti ve karşı cinse duyulan ilgiyi ilk kötüleyen Schopenhauer’dır. Tolstoy’un Kroyçer Sonat’ını bu felsefenin bir edebiyatı gibi görebilirsiniz. Kroyçer Sonat’ın kahramanı intihar etmese bile karısını öldürür ve artık bir kadına ihtiyacı yoktur. Varoluşçular ise intihar felsefelerini cinsiyeti kutsayarak yaparlar.

İrade felsefesinde her şeyin bir sebebi vardır, fakat hiçbir şeyin bir mânâsı yoktur. Hayat, sebeplerle birbirine bağlanmış şekilde husule gelmişse de mânâsı yoktur.

Tıpkı Darwin’in tekâmül nazariyesi gibi… Sebep var, ama mânâ yok; “absürd”… Her şeyi “absürd bir irade”nin yarattığı kanaatinde!..

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: