ELEŞTİRİYE CEVAP
Selim GÜRSELGİL
Şu (aşağıdaki) yazıya bir eleştiri gelmiş, ona istinaden;
Eleştiri olmak bakımından tabiî ki değer veriyoruz ama arkadaşın “hastalıklı bir yazı”, “ideolojik bir yazı” şeklindeki saldırılarından anladığımız kadarıyla burada sadece eleştiri amacı taşınmıyor, maksat üzüm yemek değil bağbanı dövmek gibi görünüyor.
Ziyanı yok ama bu tür saldırılar genellikle “ne dersen bi fazlası” keyfiyetinde oluyor. Sen ne söylersen söyle, asla ikna olmamak ve hep üste çıkmak gayretine dayanıyor. O yüzden cevap verip vermemekte tereddüt ediyorum. İş bir laf ebeliğine dönüşmesin diye, baştan söyleyeyim: Eleştirinize, saldırganlığına aldırmadan cevap veririm, ama takdir edersiniz ki çiş yarışı yapacak yaşta değilim.
Öncelikle, Osmanlı toprak düzeninin, Kanunî döneminde ikta sisteminin bozulmaya başlarmasıyla birlikte alt-üst olması, giderek malikâne düzenine dönüşmesi ve ardısıra devlete ait olan arazilerin mutegallibelerin eline geçmesi ve reayanın ezilmesiyle sonuçlanması, mevzuyla bir miktar ilgili olan herkesin bildiği gibi, ilk defa benim söylediğim bir söz, ilk benim yaptığım bir tespit, yahut bu bir hastalıksa illetini benim getirdiğim bir hastalık değildir. Bu “hastalık”, iktisat tarihçilerimiz arasında âdeta mütearife olmuş, hatta onlardan önce Osmanlı münevverleri arasında tutunmuş, hiç olmazsa Koçi Bey risalesine kadar geri götürülebilecek bir “hastalık”tır. Bazı çağdaş iktisatçılar buna itiraz etmiş olabilirler; özellikle “Kanunî’ye söz söylettirmeyiz, Osmanlı’ya laf ettirmeyiz” gibi ideolojik saiklerle bu tarz itirazların yapıldığını biliyoruz. Ama bu bir mütearifenin müteraife olmasını değiştirecek çapta olmayan çatlak sesler derekesindedir.
Yani burada bana saldırmanın gerekçesi yok. Ben diyorum ki, atom elektronlar ve protonlardan oluşmuştur. Bu, mevzuyla ilgisi olan herkesin bileceği gibi, benim keşfim değildir. Âlimler arasında genel kabul görmüş, dinî ıstılaha başvurursak “ekser ulema”nın görüşüdür. Şimdi birisi çıkıp da “Bu hastalıklı görüştür, ideolojiktir, protonlar aslında şekil değiştirmiş nötronlardır” derse onun muhatabı ben değilim.
Anlaşılıyor değil mi? Burada Osmanlı ordusunun yenilenme ihtiyacından değil, Osmanlı toprak düzeninin bozulma sürecinden bahsediyoruz. Velev ki, ordunun yenilenme ihtiyacı doğru olsun, iyi ama bu ihtiyacın tatmini hâlâ bu yoldan olmak zorunda değildir. Susayan kimse gaz yağı içip karnını ağrıtıyorsa, ben susamıştım demesi bir şey ifade etmez.
Yahudi-mahudi şeyine ben çok girmeyeyim. Kanunî’nin Nassı ile kurduğu sakat ilişkinin de aynı şekilde “bir ihtiyaçtan” kaynaklandığı söylenebilir ve tevili yapılabilir. Bu tür şeylere cevap vermek gerekmez.
Osmanlı tarihi eleştirilemez degildir. Bilâkis bundan kaçınırsak bugünü anlayamayız. Biz bazı Kemâlistler ve bazı İslâmcılar gibi toptancılığı kabûl etmiyoruz.










