VEFATININ 6. YILDÖNÜMÜNDE HARUN YÜKSEL’E RAHMET VE MUHASEBE

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Harun Yüksel, büyük dava adamı…

Öyle belirli dönemlerde değil, hayatı bütün olarak baştan sona “yaşamayı fikir bilip, fikri yaşayan” Kumandan’ın hayatına, yani davaya ayarlı ve en genç yaşından başlayıp son nefesine kadar mücadelede kesiksiz bir çizgiyi, hayatını davaya adamışlığı temsil ediyor olması bakımından mühim… Kendi dönemindekilerden kalanlar içinde mücadeledeki kesiksizliği ile tek örnek… Yani öyle gençliğinde tanışmış, gençlik heyecanıyla birşeyler yapmış, sonra gitmiş, ortalıktan kaybolmuş, sonra görünmüş, sonra kaybolmuş, orada burada, onun bunun yanında olmuş falan filan.. Sonra tekrar gelmiş… Böylelerinden değil… İnsan bu, böyle de olabilir ve herkesin kıymeti yaptığı kadar…

Ama O, kesiksiz bir çizgi ve adanmışlıkla her daim Kumandan’ın yanında ve ne zaman aransa, ihtiyaç duyulsa hep mevzide… Hayatını davaya ve Kumandan’a adamış ve çizgisinde sapma ve kopukluk olmamış büyük dava adamı. Öyle hayat şartları, maişet şeyleri veya başka sebeplerle mücadeledeki pozisyonunu, mevzisini asla terk etmemiş…

Kumandan’ın da eniştesi…

Cepheleşme dönemine kadar ve hatta o dönemin başında ve Kumandan’a ulaşmak gerek olunduğu sonraki dönemlerde, İbda’nın ikinci adamı rol ve fonksiyonunu fiilen icra etmiş… Kumandan’la gençlik arasında köprü olmuş, Kumandan, çoğu emir ve talimatlarını gençliğe Harun Ağabey vasıtasıyla aktarırken, gençliğin Kumandan’a iletmek istediği faaliyet raporları ve dilekçeleri de teslim ettikleri emin el…

1980 öncesinde, Kumandan’ın çıkarmış olduğu derginin Eskişehir temsilcisi…

1990’a girerken, Harun Ağabey’i kuruluşuna öncülük ettiği Kıvam Hukuk Bürosu’nun başında İbda-c Kıvam’ın, İbda’nın hukuk biriminin lideri olarak görsek de Kumandan’ın avukatı ve eniştesi olarak aslında yukarıda ifade ettiğimiz fonksiyonu icra etmeye devam ettiğini de biliyoruz. Hem İbda cephelerinden birinin başında olarak diğer cephelerle teoride eşit görünüyor ama geçmişten o güne getirdiği mücadele çizgisi ile de eşitler arasında farklı fonksiyonu olduğu da bilinen…

1 Şubat 1991’deki Panik Operasyonu’nda Kumandan’la birlikte gözaltına alınıp işkenceye uğrayanlardan… Sonrasında, bu operasyonda Kumandan’la beraber tutuklananlardan… Toplamda 17 kişi gözaltına alınıp Gayrettepe işkencehanesinde misafir edilmiş olsa da tutuklananlar altı kişi… Kumandan ve Harun Ağabey’e ilaveten diğer tutuklananlar: Mevlüt Koç, Ali Osman Zor, Bilâl Saylak ve Süleyman Dal… Bayrampaşa Cezaevi’nde geçen tutukluluk günleri ve tahliye…

Cezaevinden çıktıktan sonra Kıvamın başında olarak mücadeleye devam. 1990’ların hızlı günleri… 28 Şubat süreci… 1999 ve Kumandan’ın yeniden tutuklanışı… Metris… 25 Ocak Noel Baba Operasyonu ve Kumandan’ın önce Bolu, ardından Kartal’a sevki. Telegram işkencesi… Bu arada, Kıvam’dan ayrılış. Kıvam’ın mânâsını şahsında yaşatmaya devam ederken, Kıvam Hukuk Bürosu ile irtibatı kesmesi… Cezaevinden çıktıktan sonra yayınlamaya başladığımız Beklenen Nizam, Yeni Nizam, Kaide, Aylık ve Baran dergilerinde bizlere verdiği destek. Baran’dan ayrılış sürecinde bizim yanımızda yer alışı, desteğini devam ettirmesi… (*)

Yıllardır biriktirdikleri ukdeleri içinde saklayanların, tabiatıyla bu gizli ukdelerini açıkça ortaya koyarak değil de sözde hak suretinde görünerek Adımlar’ı yok etmek için sırtlan dişlerini sergiledikleri bir vasatta, Harun Ağabey’in duruşu bizlere büyük bir mânevî destek sağladı… Dava içine sızmış kalpazanların, hadiselerin çetrefilleşmesi karşısında yetersiz kalınca işi yobazlığa, ezberciliğe, geçmişten kalanları yiyerek varolmaya, kendi çapsızlıklarını örtmek için Adımlar’a pislik atarak pozisyonlarını korumaya çalışanların, yeni bir soluk ve hamle peşindeki Adımlar karşısında, Kumandan’la kurdukları fiziki irtibatı öne sürerek bizi hedef alıyor olmalarına mukabil, onların bu sefil mantığına nazaran, Kumandan’ın eniştesinin de bize karşı kendileriyle beraber olması gerekemez miydi? “Biz Kumandan’ın yanındayız, Kumandan bunlara karşı!” İyi de, Kumandan’ın yanında olmak fiziki yakınlıksa… Harun Ağabey hâlen ve fiilî mücadelenin içinde olmaya devam eden davanın Kumandan’dan sonra en eski şahsiyeti ve fizikî yakınlık noktasından da Kumandan’ın eniştesi olarak Adımlar’da; Harun Ağabey de mi Kumandan’a karşı? Hem hatırlatalım, Üstad’ın sağlığı ve vefatından sonra da kimileri Üstad’la olan fizikî yakınlığını, hatta Üstad’ın ailesini bile Kumandan ve İBDA’ya karşı kullanmaya kalmadı mı? Benzer saldırı, Efendi Hazretleri’nin şahsında Üstad’a karşı da gerçekleştirilmişti. Fikir adamının yanında olup da, fikir ileri süremeyip, fiziki olarak yakınlığı ileri sürerek kendi pisliğini haklı çıkarma teşebbüsü karşısında, Kumandan, “Sultanın en yakını ibrikçisidir!” diyerek aslında bunlara cevap da vermişti ama bunlar bunu anlamak yerine anlamamayı, hatta işlerine geldiği gibi ters mânâlar yükleyerek anlamayı tercih ettiler… İbrikçi, vazifesi gereği sabah akşam sultanla beraberdir ama devlet işleri onlarla görülmez. Fiziki yakınlığın tesis sebebi neyse, fonksiyonu da o kadardır. Ötesine geçmeye kalkan, en basit ifadeyle hadsizlik ve edepsizlik yapmış olur. Buna rağmen hem Kumandan’ın ibrikçi misalini -ve diğer misallerini de- nefslerine hoş gelecek şekilde istedikleri gibi yorumlayanlar, kendi aleyhlerine olan sözlerden, utanmadan nefslerine hakikat payı çıkarmaya kalktılar. Kumandan bizzat aşağılamamak için “ibrikçi” dedikçe, bunlar, “oh oh Kumandan bize ibrikçi dedi, en yakını olduğumuzu ilân etti, deme ki doğru yoldayız, pisliğe devam” diyerek saldırılarının dozunu artırıyorlardı.

İşte, Harun Yüksel’in Adımlar kadrosunda yer alışı, ibrikçilerin bütün diyalektiklerini boşa çıkarmaya yetiyordu. Mesele ibrikçilikse, Harun Yüksel’in yakınlığı hepsinden öte…

Yukarıda da ifade ettik… Fikrî olarak karşımıza bir şey çıkaramayanlar ibrikçiliği parlatmaya kalktılar… Adımlar zaten bu ahlâksızlıkla bir olamaz ve birlikte hareket edemezdi. İbdacılık, Kumandan’dan ezberlediklerini, “İbda şöyle mükemmel, böyle mükemmel!” diye tekrarlamak değil ki. Biz İbdacılığı Kumandan’ın ahlâkında bizzat örnekleştirmesi ile biliriz. Adam satmak, arkadan iş çevirmek, laf taşımak, hasedlik, bencillik, hakikatin hatırını dostun hatırından üstün tutar görünüp çevresindekilere en ağır eleştirileri en incitici şekilde yaparken, kendi eleştirilince bunu kaldıramamazlık… Adımlar’ın bu süfliliklerden kendini tecrid etmesi varoluşun hakikatine talip olması bakımından bir zaruretti. Ayrışmanın adını doğru koymak gerekir. Bu ayrışma, fikrî ya da politik düşünce farklılıklarından değil, bize yapılan ahlâksızlıklar saikiyle vücut buldu. Ve burada da Harun Yüksel Ağabey, Adımlar kadrosu içinde yerini bir dev asaletiyle alıyordu.

Ahlâksızlık… Fikrin benimsenememesi ve hayat tarzı olarak nefse maledilemeyişi…

Ahlâksızlık… Mış gibi görünmeyi bir şey zannetme…

Ahlâksızlık… Hadiselerin gittikçe çetrefilleşmesi sürecinde kişinin fikrî olarak yetersiz kalması, kendini yenileyememesi ve yeni durumlara eski sloganlarla çözüm getirdiğini zannederken, bunun böyle olmayacağını söyleyen karşısında pisleşmesi…

Muhataplarda da ahlâksızlığı ahlâksızlık olarak tespit edecek gözün, idrakin olmayışı…

Bu süreçte yaşadığım onca hadise içinden durumun vehametini bütün çıplaklığı ile ortaya koyacak tek bir misâl: Bir ağabeyle konuşurken, bu ayrışmaların sebebini soruyor… Ben de ona, “Ağabey, senin yanında falancaya küfretseler, hakaret etseler, susar mısın yoksa itiraz mı edersin?” diyorum “Elbette itiraz ederim!” diyor. “Peki, bize küfredilirken, hakaret edilirken niye susuyorsunuz?” Ses yok…

Evet, bu yol ahlâk yoludur. Bizim yolumuzda, bize, sırtımızı dayayabileceğimiz, sırtımızı güvenebileceğimiz gönüldaşlar gerek, zaten gönüldaş da bu demek. Birileri, arkadaşına saldıran karşısında susuyorsa, onun arkadaşlığı, gönüldaşlığı mevzubahis değildir ki birlik olmak mevzubahis olsun… Birliğin temel şartı ahlâktır… Gönüldaşlık ahlâkı…

Harun Yüksel, ağabeyimizdi, gönüldaşımızdı. Ahlâksızlık, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardan olmadığı gibi, bilakis, bizzat ahlâksızlık ve haksızlık karşısında haklının yanında açıkça saf alıp, bu saflaşmada yeri geldi nefsi de bize edilen küfür ve hakaretlerden, saldırılardan payını aldı. Ama duruşundan asla taviz vermedi.

Yani evet, saldırılar gerçek bir fikir çerçevesinde değil de küfür ve hakaret ahlâksızlığında, seviyesizliğinde cereyan etti. Zaten bize karşı olmak adına ortaya attıkları politikaların yanlışlığı artık hadiseler plânında da bugün apaçık ortaya çıkanların çapı da ancak küfür ve hakarete yeterdi.

(*) Yazının buraya kadar olan kısmı, geçtiğimiz sene yayınlamış olduğumuz şu yazıdan alınmıştır:

Harun Yüksel’in vefatının akabinde, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun taziye evinde yaptığı konuşma ve öncesinde Harun Ağabey’in Ünsal Zor’un şehadeti vesilesiyle yaptığı konuşmanın metinleri:

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin