MUHALİFSİNİZ AMA YAŞIYORSUNUZ BURADA
Levent AKINCI
Fıkıh kitaplarımızda malûmdur ki,
Kelime-i Tevhîd’in esas tutulmadığı ve Ahkâm-ı Şer’iyye’nin yani Kur’an ve Sünnet’teki ilâhî hükümlerin hâkim olmadığı, ve müslümanların sulta sahibi ve muktedir olmadığı yere darulharb/darulküfr denir. Yine aynı kitaplardan biliriz ki, darulharb iki kısımdır: Emanlı muahedeli darulharb ve emansız anlaşmasız darulharb.
Müslümanın din, akıl, nesil, mal, can, namus, izzet şeref emniyetinin olmadığı yer emansız bir darulharbdir. Yani orada müslümanın her an dinine bir saldırı olabilir ve her an herhangi bir ibadetine mani olunabilir. Ehli ve nesli üzerinde kavvâm ve reis olmasına izin verilmez, nesli dinsiz yetiştirilir. Her an mal varlığına el konulabilir. Her an dini sebebiyle zulüm görebilir. Her an kapısı kırılıp hânesine, makarr-ı nisvânına, mahremine girilebilir. Her an öldürülebilir veya işkence edilebilir. Bu arada, hapis de bir işkencedir. İtibar suikastı de bir işkencedir. Hepsi eza cefadır. Her an işinden, aşından, eşinden çocuklarından, evlad u iyâlinden, kavminden ve yurdundan edilebilir. Her an itibarı yerle bir edilebilir. Her an fiziksel veya psikolojik bir lince uğrayabilir.
Hem emansız hem de, sayıları toplam nüfusun binde biri kadar bile etmeyen ‘nüfusu az ama nüfuzu fazla’ bir elit zümrenin tüm gelirin binde dokuz yüz doksan dokuzuna çöküp; tüm gelirin geriye kalan binde birinin de nüfusun binde dokuz yüz doksan dokuzundan fazla olan halka paycık edildiği bir sömürü ve gasp düzenindeyiz.

Bildiğimiz gibi, nerede bir Kelime-i Tevhîd veya Kelime-i Şehâdet yazısı görse hemen “Şeriat Hilâfet sembolü”, “Bu falan örgütün bayrağına benziyor, filan devletin bayrağını andırıyor”, “Gidin oralarda yaşayın”, “Ya sev ya terk et”, “Sistemi tekfir ediyorsunuz ama nimetlerden de faydalanıyorsunuz, fitneciler, nankörler” vs konuşan bir gürÛh var.
Kelime-i Tevhîd, Osmanlı Hilâfeti tarafından İstanbul’da Topkapı sarayının girişine alnının çatına yazdırılmıştır. Ve âdetâ bu vatanın “tapu”sudur. Bir çok Selçuklu ve Osmanlı camiinde ve medrese, çeşme vs binaların girişinde üstünde ulyâ, yani en yüce kılınması kastıyla baş üstünde yazılıdır! Ve evet; İslâm, Şeriat, Ümmet, Hilâfet.. Hepsinin de bir şekilde sembolüdür, birinci şiârlarındandır..
Uzun senelerdir bir kısım CHP’ciler ve yan sanayii taklitleri, bir kısım ÇYDD’ciler ve benzerleri “O olmasaydı anan belli olurdu ama baban belli olmazdı, baban Yunan olurdu, adın Yorgo olurdu” diyor. Şimdilerde bir kısım AKP’ciler ve ortakları, ve bir kısım KADEM hayranları ise bu sloganın yerine, hatta çoğu zaman buna ek olarak “O olmasaydı anan başörtüsü ile gezemezdi” diyor. Yani, “yirmi sekiz şubatçılık hortlar, sizi ezerdi”.
Düşmediler bi anamızın yakasından!
Bir tanıdık, “demokrasi”yi itikadım gereği reddedip tüm partilere muhalif olduğumu öğrenince “Böyle konuşuyorsunuz ama partinin konforundan da faydalanıyorsunuz. Kılık kıyafet vs, eğer bu hükümet gitse böyle gezebilir miydik?” demişti. Ona da kısaca anlattığım meramımı burada da yazmak istiyorum.
Mevcut resmî ideolojiye veya partilere veya iktidara tapmayanlara sürekli olarak “Düzene muhalifsiniz ama yaşıyorsunuz burada, nimetlerinden faydalanıyorsunuz” veya “Ya sev ya terk et” diyenlere, ‘şahsen’ sözüm şudur;
1) Bu Vatan ve tüm Arz ve Semâvat; cümle mahlûkat, cümle nimetler Allah’ın mülküdür! Allah’ın mülkünde Allah’tan başka ilâh ve râb edinilmesin ve sadece Allah’ın hükümleri hâkim olsun! Bunu diyoruz! Eşyayı halkeden de Allah’tır, Şeriat adlı hükümleri indiren de Allah’tır!
“Emir de Halk da O’nundur” (Araf 54)
Bu arz bu semâ kimindir? Ve kimleri lâyık görmüştür bütün bu nimetlere? Bu yer, bu gök hâlâ duruyor ise biz müminler içindir! Rüzgâr hâlâ esiyorsa, yağmur hâlâ yağıyorsa, küre-i arz hâlâ deverân ediyorsa, semâ hercümerc olmuyor, güneş hâlâ vazifesini yapıyorsa, hepsi bizim içindir.
“De ki: ‘Allah’ın, kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim hangi cüretle haram kılabilir yasaklayabilir?’ De ki: ‘Onlar, dünya hayâtında îmân edenler içindir (kâfirler de bu vesîle ile yararlanırlar); kıyâmet gününde ise yalnız mü’minlere mahsustur’. İşte ilim ehli için âyetleri böylece açıklıyoruz.” (Araf 32)
“Yeryüzünde ‘Allah Allah’ diyenler var oldukça kıyamet kopmaz” (Hadis)
2) Ayrıca, mesele Türklük ise, biliniz ki bu vatanı fetheden Türkler İslâm savaşçısı idi. Şeriat’a ve Hilâfet’e tabi idi. Bağdat Abbasi Hilafeti’nin Akıncı gücü olan Selçuklu Muhammed Alparslan, guzâtıyla Anadolu’nun kapılarını açtı fethe. Daha sonra da Kahire Abbasileri Hilâfeti’ne tabi olan Osmanlılar bir çok fetihte bulundu ve Muhammed Fatih de İstanbul’u fethetti ve fetihnâmeler, müjdeler yazdı Mısır’a. Balkanlar ve Doğu Avrupa’nın en büyük fatihi Süleyman ise zaten Halife Sultan idi!
3) ‘Ya sev (tabi ol/sessiz ol/oy ver) ya terk et’, veya, “Sistemi tekfir ediyorsunuz ama, burada yaşamaya da devam ediyorsunuz. Yolu köprüsü suyu havası hastanesi işi gücü…” vs edebiyatı yapanlar ve bu tür sözleri; “Sen bizim o bulup büyüttüğümüz çocuk değil misin”, “Nankör” gibi sözlerle aklı sıra Musa Aleyhisselâm’a tahkiratta bulunmaya çalışan Tâğut Firavun’un sözleri, tarzı, tavrı ile bire bir aynıdır! Musa Aleyhisselâm Firavun’a, “Başına kakıp durduğu” şeyin onun Yakuboğulları’na olan zulmünün sonucunda olduğunu söyleyerek dersini vermiştir ve ayetlerde bunlar nakledilmektedir! Bilâteşbih, kısacası biz meraklı değiliz sizin bu zulmünüz ve küfrünüz altında yaşamaya! Biz hep vardık. Sizler gasp ettiniz her şeyi!
“Firavun şöyle dedi: ‘Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?” (Şuârâ 18)
“Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin!” (Şuârâ 19)
“Mûsa: O nimet diye başıma kaktığın şeye gelince, o da İsrâiloğulları’nı kendine kul köle etmenin neticesidir.” (Şuârâ 22)
4) Mesele Türklükse; ben şahsen Bozok Yozgat Türkü’yüm! Ne macir, ne mübadil ne de göçmenim. Dip dedelerimin kaç asırlık kabir taşları bile duruyor hâlâ! Bozok Yozgat Babayağmur meydanında büyük büyük dedemin yaptırdığı ve karyenin ilk cuma camisi olan Hacıoğlu/Merkez camii ve karyenin kabristanında da kabir taşı hâlâ bu hakikati haykırıyor!
Evvelâ o Tevhîd Kitabeleri, ve Câmiler, Medreseler, Çeşmeler gibi binâlar ve Yazma eserler gibi miras, ve dahi bu kabir taşları bu vatanın ‘tapu’sudur! Türk’ü ile Kürt’ü ile biz İslâm halkları bu vatanın asîl ve aslî sahipleriyiz! Kimin evinden kimi kovuyorsunuz ey Sabetaylar ve onlara tabi Mürted Mankurtlar!
Son olarak, bu gün bize Türklük ve Vatan-Millet edebiyatı yapanların çoğu, “aç e-devletten soy ağacını görelim, hadi ben de açacağım” dediğimizde, çoğunun eli ayağı birbirine dolaşıyor, imtina ediyor. Bunun da farkındayız. Çünkü çoğunda Rum, Ermeni, veya Balkan, Çerkes vs isimler, hiç biri olmayanda da Ömer, Osman, Ali, Fatıma, Aişe, Hasan, Hüseyin, Zeyneb gibi, nefret ettikleri Arab isimleri görülecektir! Yani bu müşriklerin bir kısmı mankurt mürted olduğu gibi, bir çoğu da esasen Türk asıllı bile değiller. Benim için İslâm ve İnsan olmak esastır, zerre ehemmiyeti yoktur kavmiyetin, ama ehli küfrün böyle sahtekâr asabiyetçileri karşısında her zaman konuştururum öz Türklüğümü!
Bu arada, şeceremde bildik Hanımkız, Temür gibi Türkçe isimler de varsa da çokça Fadime de var, Ayşe de var, Ömer de var, Ali de var ve hatta “Ömer Ali” var. Gurur duyuyorum Ashab ve Ehli Beyt isimlerinden.











One thought on “MUHALİFSİNİZ AMA YAŞIYORSUNUZ BURADA”