HEM DİNE HEM DİLE MUSALLAT OLDULAR
Levent AKINCI
Nasıl ki ÇYDD ve müttefiklerinin başlattığı bir süreci KADEM ve benzerleri kemâle(?) erdirdi ve Türkan Saylan’ların, Nur Serter’lerin bir dönemde başörtülü kızları darbeyle, tankla, copla, biber gazı ile, hapisle, İkna Odaları ile ikna edemedikleri nice şeyi aynı hanımların ve kızlarının bazılarının bu gün gönüllü olarak yaptıklarını, o batıllara demokratik bir yöntemle ikna edildiklerini görüyorsak, (bir çok eski dindarın Kemâlist veya feminist olduğunu, Allah’ın hanımlara tayin ettiği hak ve mesuliyetlere razı olmadığını görüyoruz) aynı şekilde Türkçeyi sala koyup sele veren TDK, vaktiyle uzun seneler evvel açtığı bir tahrip çığırını da yine KADEM ve yine o kurumu kullanarak kemâle(?) erdirecek gibi. Çok ibretlik. İlişikteki linklere göz atınız.
Anladığım kadarıyla dil ve kültürümüzdeki atasözü, deyim, hatta masallarda bile, bir tane bile cinsiyetçi(?) ifade bırakmamaya karar vermiş, dile ve kültüre adeta kalem kırmış kontesler.
Yeşil Kemâlizm, yeşil feminizm, yeşil kapitalizm, yeşil hümanizm, yeşil demokrasi… Her bir küfrü adeta yeşile boyayarak dindar kesimi buna ikna ederek irtidat ettirmekten başka bir misyonu olmayan bu yapı (ki son dört beş aile bakanının bunların veya muhibbanının arasından çıktığını herkes biliyor artık) geçenlerde küstahlıkta o kadar ileri gittiler ki, Ömer Nasuhi Bilmen İlmihali’ni mercek altına aldırıp eseri yaftaladılar. Sözde makaleyi internette bulup okumak mümkün. Düşünce yapılarını ve maksatlarını anlamaya sonuç kısmındaki şu cümleler bile kâfi:
“Yani kadının, özgür ve sorumlu bir birey olarak varlık alanı iman ve ibadet gibi doğrudan Allah’a karşı sorumluluklarıyla sınırlandırılmakta, kamusal alandaki varlığı ve bununla irtibatlı sorumlulukları çoğunlukla din adına elinden alınmaktadır.”
28 Şubat’tan beri çokça âşina olduğumuz bir kelime geçti değil mi? “Kamusal alan”…
Söylemler bile aynı! Şu farkla: Kızıl Kemâlistler, hem bir yandan ‘kamusal alanda siyasî bir simge olan başörtüsü ile gezilemez’ diyordu, hem de ‘şeriatçılar kadının kamusal alandaki haklarını din adına elinden alıyor, gencecik kızlara hayatı zorlaştırıyor’ diyordu; Yeşil Kemalistler ise ‘şeriat âlimleri kadınların kamusal alandaki varlığı ve bununla irtibatlı sorumluluklarını din adına ellerinden alıyor’ demiş oldu. Yani her halükârda din bir şeyleri alıyor yani!.. Her iki durumda da din kadınlara haşa bir özür ve telafi borçlu yani!
Çünkü orada tenkit ettikleri şeyler, o zatın görüşleri değildi; ayet ve hadisleri itibarsızlaştırma veya manen tahrif gayreti görüyorum şahsen. Çünkü Ömer Nasuhi Bilmen’in şahsî görüşleri değil onlar; Ehli Sünnet ulemanın ilgili ayet ve hadisleri tefsir ve şerhi ve hüküm çıkarması sonucu oluşturulan eserler bunlar. Yani yargılanan aslında dinin ve Hanefi Mezhebi’nin kendisidir burada! Bilmen İlmihali taş deliğinden çıkmadı; Merginânî, Kudurî, Kaşgarî, Sadruşşeria, İbn-i Nuceym, Molla Hüsrev, Halebi, Ebu Suud, İbni Abidin gibi bir çok alimin eserlerinin bir özeti sayılır bir yerde. Ve o eserler de keyfî yazılmadı, Kur’ân ve Hadisler’e dayalı.
Yakında -haşa-, “Nisa suresinin adı değiştirilsin, cinsiyetçi bir yaklaşım var” derseler şaşırmayacağız.
Bu, din tahrifçisi ve dil tahripçisi gürûh hakkındaki bütün samimiyetimle ettiğim duam şudur: Lanetullahi Aleyhinne!.. Aaa, olmadı bak. Aleyhim demedik Aleyhinne dedik. Cinsiyetçi oldu bak(!)…
Bunlar yakında Arapça, İngilizce, Almanca gibi eril dişil ayrımı olan bütün dillere de savaş açarlarsa, ona da hiç şaşırmayacağız. Ne demek kardeşim ‘he-she’, hepsine ‘it’ de gitsin! Bak ne güzel, cinsiyet ayrımı yok! Derlerse, inanın ki şaşırmayacağız.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar, morcu lobiler, yine de o türban başlarında olduğu sürece asla kendilerini kucaklamayacaktır. Bu yolun başı da sonu da, ne müminlere, ne azgın küffara yarayan münafıklar gibi ortada kalmaktır.
“Allah’ın gazab ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin, onlar ne sizdendirler ne de onlardan” (Mücadele 14)
“Kız almak, Ere varmak, Başı bağlı, Erkek sözü, Kız başına” vs deyimlere ve “Kızını dövmeyen dizini döver” gibi atasözlerine veya hikâye ve masallara el atılırsa -ki tam bir kültür cinayetidir bu-, sanılmasın ki bununla kalınır, devamında evde, sokakta, pazarda, ablacığım, teyzem, bacı, hanımefendi gibi sözler de men veya tahkir edilerek ortadan kaldırılmak istenecektir.
Gördüğümüz kadarıyla aynen harf ve dil devrimlerindeki gibi ama kademe kademe bir dönüştürme projesi kapıda yani…
“Bacı” ne kardeşim, “Kadın Birey” demeli, derler artık yakında. Ve yiğit Bâciyân ve Fatma Bacıların kemikleri sızlar. Vaktiyle demiş ya hani hemşehrim: “Bayburt Bayburt olalı, böyle zulüm görmedi!”
Sinan Çetin’in 28 Şubat zihniyetini ve onların da model aldığı eski yılları eleştirdiği, hatta rezil rüsvay ettiği “Mutlu ol! Bu bir emirdir!” adlı kısa filmi de geldi aklıma. Bu günde de birileri Türk ve Kürt hanımlara sürekli olarak “özgürleşin” telkini veriyor.
İyi de, sırf kadın oldukları için mutsuz veya esir olduklarını kim söyledi ki? Kime göre, neye göre? Mihengin ne? Ölçütün kriterin nomosun ne?
Bizim nâmusumuz (nomos, yasa) İslâmdır, İslâm itikadı, İslâm hukuku ve İslâm ahlakıdır. O da Edille-i Şer’iyye ile bilinir. Bundan ötesi küfürdür, sömürgeci Batı’dan ithal ideoloji ve kavramları türbanla perdeleyerek bu topluma yutturma çabasıdır sadece.
Ve evet, inandığımız nomosa göre, şu ânda hanımıyla, eriyle bütün gerçek müminler, dinleri sebebiyle bu topraklarda esirdir, öz yurdunda gariptir, öz vatanında parya!
Esir ve Bayburt demişken, konuyla da ilgili, şu da aklıma geldi yine; Dede Korkut kitabında geçer, Bamsı Beyrek’in hikâyesinde; Beyrek hikâyenin sonunda hem beşik kertiği ve sevdiği yavuklusu olan Banu Çiçek ile hem de Bayburt kalesinde esirken kaçmasına yardım eden tekfur kızı ile kaleyi fethedince söz verdiği üzere evlenir. Hikâyede beşik kertiği var, çok eşlilik var. Ararsan daha çok şey takılır filtreye.
Madamlar dini tanımıyor, tahrife yelteniyor, kültür edebiyat mı tanır!
Nice kedi ruhlu kaplanları susturanlar bizi susturamazlar. Dinimize ve dilimize sahip çıkacağız!
Linkini aşağıda verdim, bir sosyal medya kullanıcısı son derece haklı olarak şöyle tepki vermiş:
“Senin görevin milletin ne konuşacağını belirlemek değil, milletin konuştuğu her şeyi sözlüklere geçirmektir. Görevini bilmiyorsan da bari sınırını bil TDK”.
Dil, üzerinde operasyon çekilen bir borsa değildir! Herkes haddini bilmeli.
Bir misâlle bitirelim, meselâ “Kızını dövmeyen dizini döver” atasözünde atalarımız bildik ağır darp kastetmiş zanneden cühelâ, atalarımızın kadın olsun erkek olsun herkes hakkında yani genel olarak insanoğlu hakkında söyledikleri “Kardeş kardeşi bıçaklar, döner yine kucaklar” sözünden de atalarımızın gerçekten de kardeş kardeşi bıçaklar ne var ki bunda demek istediği gibi bir mânâ çıkartacak ve içinde şiddet var diyerek sözlüklerden kaldıracaklar demektir. Bu saatten sonra oturup bu cahillere mübalağa, mecaz, kinaye, teşbih vs dil ve edebiyat dersi mi vermeli yoksa bu zevata diplomayı veren kurum ve hocalarını mı bir daha incelemeli? Bilemedim… Örnekler çoğaltılabilir; kırpma kesme bir kez başladı mı, aynı mantıkla dil ve kültür diye bir şey bırakmayacaklar demektir. Şimdi kuşa benzedin fıkrası gibi…
Tüm Anadolu’da görülmeyen, belki sadece belli yerlerde rastlanan “Oğlu olan övünsün, kızı olan dövünsün” gibik açıkça kızları tahkir eden keza küfr veya müstehcen olan bazı atasözü veya deyimler ve tabirler elbette caiz değildir, cahiliyye ahlâkıdır ve bunlar kesinlikle terk edilmelidir. Ama böyle istisnai bir kaç sözü bahane edip de meselâ “Hanım köylü, Kız başına” gibi deyimlere bile el uzatmak sadece feministliktir!
Ayrıca, “Erkek vefakâr, kadın cefâkâr” gibi bir çok deyim ve atasözünde her iki cins de taltif edilmiştir.
“Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz” veya “Baba başa tac imiş, her derde ilac imiş, bir evlat sultan olsa, babaya muhtac imiş”, “Ağlarsa anan ağlar, gerisi yalan ağlar” gibi nice güzel atasözlerimiz vardır bizim.
Ve olumsuzluk belirten nice eril deyimler ve atasözleri de var ve hatta daha çok, birileri de çıkıp onlar da elensin dese? Oyuncak mı dil? Dil ve kültür, boş adamların boş kalınca, canı sıkılınca “hadi, oynayalım üzerinde” diyeceği bir eğlence mecrası mıdır?
Ayrıntıya dikkat eden oldu mu? Ne geçti yukarıda? “Boş adam”. Evet, “Boş adam, Salak oğlan, Eşşek herif” gibi deyim ve kalıplar da “Hanım köylü, Kız başına, Karı kılıklı” gibi deyim ve kalıplardan az değil, belki de fazladır yani. Ve hepsi de yerli yerinde telaffuz edilirse bir zenginliktir. Gel de anlat bunu bu cahil ruh hastalarına!
Bu arada, yukarıda insanoğlu dedik. Tüh, yine cinsiyetçilik(?) yaptık beyau! “Neden insanoğlu var da insankızı yok?” derler şimdi. Ayrıca da, atasözü dedik, niye adı anasözü değilmiş de diyeceklerdir. Neyse, böyle giderse bitmeyecek bu makale. Anafikri anlaşılmıştır sanırım.
https://dergipark.org.tr/tr/pub/kademkad/issue/80659/1368948












