TAĞUT VE İMÂN

Oğuz BEKDEŞ

“Bakara Sûresi’nde: ”Tağutu inkâr edip Allah’a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (İslâm’a) yapışmıştır.”… İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri: Tağuta küfür, Allah’a imân üzerine tercih edilmiştir. Çünkü KÜFÜRDEN KURTULMADIKÇA, ALLAH TEVHİD EDİLEMEZ, BİRLENEMEZ. Tağuta küfür demek, Allah’a ortak koşmaktan temizlenmektir. Çünkü tağut, ”nefs, şeytan, putlar ve benzeri olan şeylere” de şâmildir. Çünkü onun koyduğu prensiblerden başkası sapıklık ve azgınlığa birer sebeb teşkil eder. Gerçek tağut inkârcısına gelince, o en yüksek mertebe ile şereflenmiştir; imânın zirvesine ulaşmıştır. Bunu ciddi şekilde anlamalısın… Hazret-i İbrahim’de kemâlini bulan bu temizlik, tevhidin mukaddemesi olan ”nefy-red” kelimesini tamama erdirmekte olup, Allah Resûlü ile birlikte İSBAT kısmı tamamlanıyor…” (Salih Mirzabeyoğlu, Esatir ve Mitoloji – Güneş ve Ay, sh: 9)

Öfke, hiddet ve nefret günümüzde korkunç derecede hafife alınıyor ve değersizleştiriliyor. Bunun nedeni, seçkinlerin ve onlara hizmet edenlerin gerçekten tehlikeli olana tahammül edememeleridir. Onlarla başa çıkamazlar, onları kontrol edemezler ve hayatlarını omuzlarının üzerinden onları arayarak geçirirler. Topladıkları tüm para, tüm eşyalar, tüm güç onların yataklarında sessizce ölmeleri için yeterli zamanı satın alabilir. Fakat günün sonunda yine de korkakça ölüyorlar.

Kültürümüz öfke, hiddet ve nefret gibi duyguları olumsuz, incitici veya problemli olarak yaftalar. Bu duygular kesinlikle kötülük için de kullanılabilir, ancak bugün kaybedilen şey daha gerçek, daha kutsallık taşıyan potansiyelleridir. Nihayetinde bahsettiğim şey -en güçlü kelimeleri harekete geçiren-, Kelime-i Tevhid’deki “L”dır…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin