KİMLİK KRİZİ
Burhan Halit KOŞAN
Herkesin, adaletli katılım fırsatına ve imkânına sahip olacağı adil bir toplum nasıl olurdu? Devlet ile fertler nasıl uzlaştırılır? Hürriyetin sınırları nelerdir? Birlikte nasıl yaşayabiliriz? Vebalı Devlet ile riyasetinin bu sorulara cevap verebilecek anlayışları olmadığı gibi, insanın derdini çözmek gibi bir dertlerinin de olmadığını söyleyebilirim. Hâlbuki beyinlerini yakan bu soruları yeryüzündeki her bir ülkenin, her bir sade yurttaşının yukarıdaki her bir soruyla alâkalı olarak asgarî veya azamî kâr marjıyla yorum, tahlil ve analiz yapabileceğini ve takır takır cevaplayabileceğini adım gibi biliyorum.
Vebalı Devlet ile riyaset makamı kimlik krizi yaşıyor, kavramları karıştırıyor ve kelimelerin mânâ girdabında boğuluyor. İnsanları boyunduruk altına almak için sunî ekonomik krizler çıkartmaktan geri kalmadığı gibi, doğal erkek ve doğal kadının mikroskopla bulunabildiği bir toplum oluşturduklarını da söylemeliyim. Bütün bunlarla birlikte mukaddes erdemleri ve değerleri tekmeleyen, kültürü tepeleyen, metafiziği tavan arasına kilitleyen uygulamalarıyla çoğu insan karanlıkta kaldı, yolunu kaybetti ve canını kurtarmanın derdine düştü. Bu fani dünyada aşk, öksürük ve müptezellik gizlenemez…
Müesses nizâmın salyaları ile beslenen akademi çevresi ile riyaset makamındaki pisliklerin müşterekliğinde doğrunun şeytanlaştırıldığının, gerçeğin bulanıklaştırıldığının ve hakikatin gayrı meşrulaştırıldığının farkındayız. Müesses nizâmın ruhu, pratik tecrübesi, referansları ve uygulama anlayışının, belleğimizi ve his parametrelerimizi hançerlediğinin farkındayız. Ve soykırım ile işkenceyi rekabete tutuşturduğunu, zulüm ile sadizmi yarıştırdığını ve kurucu figüründen aldığı genetik özellikleriyle ya hakikati infaz ettiğini veya inkâr metoduyla bütün gerçeklerden kaçındığının da farkındayız. Pascal’ın, “aptallaşın” teklifi dahi, Vebalı Devlet’in şizofrenliğini yaygınlaştırması yanında şaka gibi kalır.
Milletvekillerine “Şehitlerin bacısını iğfal ve hanımlarına tecavüz etme” özgürlüğü veren Vebalı Devlet ile riyaseti hem şizofren hem ahlâksız. ABD veya İngiltere tarafından yapılan “Yeni Dünya Düzeni” teklifine, çıkardıkları yasalarla “uyum sürecindeyim” mesajı veren devletler ile yöneticileri kurtulacaklarını zannetseler de yakın bir zamanda hata yaptıklarını ve yanıldıklarını anlayacaklar ve iş işten geçmiş olacak. Bu devletlerin harita ve sınırları değişeceği gibi, her bir liderinin de tutuşacağını, yanacağını, kavrulacağını ve devrileceğini söyleyebilirim. Cicim, totaliter rejim de yıkılacak!
Aksa Tufanı hurucu ile tutuşan küresel savaş, her birimize İsrail’in ne olduğunu ve ne olmadığını çırılçıplak bir şekilde gösterdi. Fertlerin davranışlarına bakarak ve her bir devleti de söylemediklerine bakarak ne olduğunu ve ne olmadığını anlayabiliriz. Evet, Aksa Tufanı hurucunun öğrettiği küresel formüller karışık, karmakarışık ve pek dolambaçlı olduğu için şimdilik pas geçeyim. Ve Gazze savaşı ile iyicene aleniyete dökülen ve isimleri benzer olsa da birbirlerinden tamamen farklı üç “Yeni Dünya Düzeni” teklifi olduğunu belirtmeliyim.
1-Mâneviyat medeniyetinin çocuğu ve semavî kahramanım Salih MİRZABEYOĞLU’nun teklif ettiği “Yeni Dünya Düzeni” ki, temeli adalet ve sütunları erdemlerden oluşan bu nizâmın fert noktasındaki menşei Allah Resûlü, milât odağı Hendek Savaşı ve bunun adının da “Başyücelik” olduğunu ifade edebilirim.
2- İngiltere’nin başını çektiği ve yeniden Büyük Britanya imparatorluğunu canlandırmayı hedefleyen “Yeni Dünya Düzeni” ki, geleneksel İngiliz yöntemlerinin modern tekniklere uyarlanmış halinden başka bir şey değildir. Vebalı Devlet, bu ekolün bir numaralı destekçisi olarak her türlü riski almaya hem hazır hem nazırdır. Bu ekolün kazanması için, aziz Türk milletinin her bir ferdini kurban etmekten de imtina etmeyeceğini söyleyebilirim.
3-Merkez üssü ABD olan küresel bir çetenin teklif ettiği ve her maddesinden şer ve belanın aktığı “Yeni Dünya Düzeni” ki, biz buna Deccal Düzeni de diyebiliriz. Ve yarın değil hemen şimdi prensimiz ile bu deccal Düzeni ile alâkalı birkaç kelâm edelim.
Kelimei Tevhid’in “Lâ” ibaresiyle reddettikleri hükmünde olan Deccal Düzeni, kendisinden olmayanlara “mülksüzleştirmek, cinsiyetsizleştirmek, kimliksizleştirmek, soysuzlaştırmak” kriterlerini uygularken, kendisini takip eden veya etmeyen her bir devleti de bu kriterleri uygulamaya zorlar. Vebalı Devlet’in LGBT gibi terör örgütlerine nakdi ve bürokratik destek vermesindeki asil saik-sebep, uygulamaya zorlanmasından değil, Deccal Düzeni’ni kabûl etmesindendir.
Tarihî sürece baktığımızda Yahudilerin İseviliğe enjekte ettiği kibir, kabalık, haddini aşan dünyevîleşme ve çürütme olgusunun neticesinde tahrif edilmiş Hristiyanlığa ve sonrasında da putperestliğe dönüştürüldüğü malûmunuzdur. Deccal Düzeni de putperestlik, atalarına düşmanlık, tarihini reddetmek, maneviyatı aşağılamak gibi virüsleriyle aziz Türk kimliğinin genetiğini bozdu. Şu ânda lime lime ayrıştırmanın peşinde. Ayıkmayıp, uyumaya devam edenler çok yakında Akdeniz’de kopacak fırtınayla belki uyanırlar!
Bu acı gerçekleri dile getirmekteki maksadım ümitsizlik ve umutsuzluk aşılamak değil, gerçeklerle temasımızı sağlamaktır. Yorum, tahlil ve analiz yapmak serbest olsa da kutsal hakikatleri aşındırmaması gerektiğine inanıyorum. Ümitsizlik ve umutsuzluğun bir seçenek ve tercih şıkkı olmadığını bildiğim gibi, kimseye yardımcı olmadığını da biliyorum. Bütün bunlara rağmen, çıplak gerçeklerden kaçamayacağımız göre, gerçek halimizi ve ahvalimizi bilmek mecburiyetindeyiz. Bilmediğimiz takdirde kudretli devletlerin ve imparatorlukların bile adaletin yozlaştığı, rüşvet ve haddi aşan günahların tırmanması ile yıkılış süreçlerini hızlandırdığını bilemez ve göremeyiz.
Vebalı Devlet’in zevzek yöneticisinin, İsrail’i eleştireceğim diye “ütopya” kavramına “ham hayal” mânâsını vermesi büyük bir yanlış olması yetmezmiş gibi, riyasetinin de bu yanlışı onaylaması, düştükleri çukurda debelendiklerini gösterir. Hani demem o ki Vebalı Devlet’in kendisinin yıkımını ve yıkılışını göremediği duruma düşmemek için bilmek ve görmek mecburiyetindeyiz. Her bir insanın şuur sıçramasının eşiği olan “ütopya” kavramı ile alâkalı yazımızı biraz tehir edip, güzel vatanımın eksiklerine değineyim.
Kalbim kanıyor ve yüreğim yanıyor. Gözyaşlarını görebildiğim güzel vatanım, her alanda bir krizin girdabında boğuluyor. İster fert bazında, ister devlet bazında kimlik krizi, ütopya krizi, düşmanlarını müttefik ve dostlarını düşman görme krizi, inanç krizi, kavram krizi, ideâl krizi, inanç krizi, metafizik krizi, fikir krizi ve riyasetinin aksiyonun süresini çalma krizi diye düşünüyorum. Cicim, benim, eksik saydığım krizleri de sen ekleyiversen ne olur!










