RECONQUİSTA – AVRUPA’NIN FETHİ

Reconquista, İspanyolca kökenli bir terim ve “yeniden veya geri fetih” anlamına geliyor. Tarihsel olarak, İber Yarımadası’ndaki Hristiyan krallıkların, 8. Yüzyıl’dan 1492’ye kadar süren süreçte Müslüman yönetiminin (Endülüs Emevîleri ve sonraki İslâm devletleri) zayıflamasını fırsattan istifade sona erdirip bölgeyi yeniden Hristiyan hâkimiyetine almasını ifade eder.

Günümüzde ise “Reconquista”, genellikle sağ popülist ve milliyetçi çevreler tarafından “Avrupa’nın kimliğini ve kültürel bütünlüğünü yeniden kazanma” iddiasıyla kullanılan sembolik bir terimdir.

7-8 Şubat 2025 tarihlerinde Madrid’de ilk defa “Avrupa’nın Vatanseverleri” zirvesi gerçekleşti.

Toplantıya Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Çek Cumhuriyeti ANO Partisi’nden Andrej Barbis, Portekiz aşırı sağcı Chega Partisi’nden Andre Ventura, İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, Fransa Ulusal Birlik Partisi lideri Marine Le Pen ve Hollanda Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders gibi isimler katıldı. Etkinlik Donald Trump’ın sloganına benzer, “Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap” sloganı ile demin işaretlediğimiz “Reconquista” mottosu altında gerçekleşti.

Donald Trump’a övgülerin saçıldığı zirvede Trump’ın politikaları ve yeniden seçilmesi memnuniyetle karşılandı. Marine Le Pen, Trump’ın zaferinin Avrupa için “gerçek bir değişim” getireceğini belirtti. İspanyol aşırı sağcı Partisi VOX Lideri Santiago Abascal ise Trump’ı “silâh arkadaşı” olarak nitelendirdi.

İspanyol aşırı sağcı Santiago Abascal ilginç bir profil. Irkçı, cinsiyetçi (Bu eleştiriyi sol-liberaller yapıyor; kendi ideolojimiz açısından onların bu eleştirlerine bütünüyle hak verdiğimizi söyleyemeyiz. “İslâm, zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizâmıdır!” ölçüsünce, onların toptan reddettiği kimi şeylerin hakikati var. Her şeyde olduğu gibi kadın-erkek ilişkisinin de Mutlak Fikir temelinde yeniden şekillendirilmesi gerek. – Adımlar) ve otoriter söylemiyle İspanya’da hakkında en çok spekülasyon yapılan isim. Abascal hakkında gerçek olduğu belgelerle kanıtlanmış meselelerden bir tanesi Vox Partisi’nin bir İranlı ve en azından Müslüman aidiyeti olan bir kuruluş tarafından fonlanması. Diğeri ise tarihî belgelere göre atalarının Endülüs’te üst düzey görevlerde bulunmuş bir Arap ve Müslüman olması. Etkinlikte “Reconquista” terimini öne çıkaran da kendisi!

Zirvede, Avrupa’nın sınırlarının korunması ve yasadışı göçün engellenmesi gerektiği vurgulanırken, Geert Wilders, İslâm’ın Avrupa’da yeri olmadığını savunarak, “Avrupa’nın İslâmlaşmasına hayır” dedi.

Aşırı sağcı liderler, “woke” hareketlerini eleştirerek, bu tür akımların Avrupa’nın kültürel değerlerine zarar verdiğini savundular. Matteo Salvini, “woke” kültürünün Avrupa’yı zayıflattığını ifade etti. (Woke, insanlığı zayıflatan bir saldırı, bu konuda onlara hak veriyoruz. – Adımlar)

Zirvede, Avrupa Birliği’nin politikaları ve uluslararası kuruluşlar sert bir şekilde eleştirildi. Santiago Abascal, AB’nin “diktatörce” uygulamalarını kınadı ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Birleşmiş Milletler’e (BM) yönelik eleştirilerde bulundu. Geert Wilders ise bizzat Fransız Marcon, Alman Scholz ve İspanyol Sanchez liderlerini kastederek “artık tarih oldular” dedi ve Avrupa’nın artık gerçek sahiplerine teslim edileceği tarihi bir dönemece girildiğini ifade etti.

Portekiz sağcı Andre Ventura, “Trump’ın dediklerini yapmalıyız, kavga kavga kavga ve Avrupa’yı tekrar bizim olana kadar fethetmeliyiz. Hristiyan bir Avrupa!” derken, Avrupa için Vatanseverler, 86 sandalyeyle Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) üçüncü büyük grup ve Avrupa’yı sadece vatanseverlerin kurtarabileceği noktasında ağız birliği yaptılar.

Avusturya’da koalisyon görüşmeleri sebebiyle zirveye katılamadığını dile getiren FPÖ Partisi’nden Herbert Kick videolu mesajında zirve için “Mantık İttifakı” ifadesini kullandı.

Kayda değer şeylerden bir tanesi de, Green Deal, LGTBIQ haklarını temsil eden gökkuşağı bayrağı, aile ve iki cinsiyet politikasının uygulanması ve AB genelinde etkilerini genişletme stratejilerinin yasaklanmaları doğrultusunda adımlar atılmak istenmesi oldu.

Zirveye Amerikan muhafazakâr düşünce kuruluşu The Heritage Foundation’ın başkanı Kevin Roberts da katıldı. Ayrıca Venezuelalı muhalefet lideri María Corina Machado ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ise video mesajlarıyla zirveye seslendi.

Bütün bu gelişmeleri dikkate alarak, “Avrupa kimliğini arıyor!” diyebiliriz. Doğru yerde mi arıyor, orası tartışmalı. Tepkinin nesnesini yabancılar oluştursa da esasında Liberalizme karşı geliştirilen bir reaksiyon… Bir psikoloji… Bu psikoloji uzun sürecek savrulmaları, karşı taraftaki sol-liberal unsurlarla hesaplaşmaları da beraberinde getirecektir. Hesaplaşmanın şiddeti nereye kadar tırmanır, meçhûl…

“Reconquista” Batı tarih kaynaklarında şöyle anlatılıyor:

İspanyol İber Yarımadası’ndaki Müslüman yönetimi 711 ile 1492 yılları arasındaki döneme denk geliyor. Bu dönem yaklaşık 800 yıl sürdü ve bazı zamanlar barışçıl olduğu gibi, şiddet olayları, mezhepsel ve etnik çatışmalar da içinde barındırıyordu.

711’de Tarık bin Ziyad komutasındaki Müslüman Emevî orduları, Vizigot Krallığı’nı yenerek İber Yarımadası’na hâkim oluyor. Bu tarihten itibaren Müslümanlar, bölgedeki Yahudi ve Hristiyan nüfusa Ehl-i Kitap olarak özel statü (zımmî) veriyor ve sadece vergi (cizye) yükümlülüğü uyguluyor.

Endülüse yayılan Emevîler (756-1031) döneminde, özellikle Berberîler ile Araplar arasında iç savaşlar yaşanıyor.

1031’de Endülüs Emevîleri yıkılınca, küçük Müslüman beylikler (Tavaifü’l-Mülûk) ortaya çıkıyor.

Hristiyan krallıklar (Kastilya, Leon, Aragon) bu bölünmeyi fırsat bilerek “Reconquista” hareketini başlatıyor ve Müslüman yönetimi altındaki Hristiyan toplulukları yer yer isyana teşvik ediliyor.

Bu sırada Murabıtlar ve Muvahhidler (1100-1250) Endülüsü savunmak için Kuzey Afrika’dan gelerek bölgeyi tekrar ele geçiriyor ve yeni bir dönem başlıyor.

Bu dönemde, Müslüman Muvahhid hükümdarlar Hristiyan isyanlarını ve ayaklanmaları sert şekilde bastırmaya başlıyor ve kiliseleri camiye çevirme politikası izliyorlar.

Fakat 1236’da Kurtuba ve 1248’de İşbiliye (Sevilla) Hristiyanlar tarafından tekrar geri alınınca ve son dönemdeki yönetim zayıflıkları neticesinde müslümanların elinde sadece Gırnata Emirliği (Nasrîler) kalıyor ve müslüman varlığının tamamen bittiği 1492’ye kadar Müslümanların son kalesi oluyor.

Son dönemlerde Hristiyanların hâkimiyeti ve baskısı nedeniyle bu sefer yer yer Müslüman isyanları çıksa da zayıf kalıyor.

1492’de Gırnata’nın düşmesiyle Reconquista tamamlanıyor ve asıl zulüm dönemi açılmış oluyor. Bu tarihten itibaren bölgeye hakim olan Katolik Krallar (Ferdinand ve Isabel), Müslüman ve Yahudilere ya Hristiyanlığı kabûl etmelerini ya da sürgün edilmelerini emrediyor. Kabûl etmeyenler ya feci şekilde cezalandırılıp katlediliyor yada Osmanlı donanmasının imkânları ve yardımıyla kaçmak zorunda kalıyorlar.

Zorla Hrıstiyanlaştırılan Müslümanlar olarak tabir edilen ve bölgede yaşamaya devam eden “Moriskolar” baskılara ve devam eden zulümlere karşı 1568-1571 arasında Alpujarras İsyanı’nı çıkarıyor. Ancak isyan kanlı bir şekilde bastırılıyor ve Moriskoların tamamı İspanya’dan sürgün ediliyor.

Önemine binaen aynı dönem başlatılan Hristiyan pogromları (Pogrom=Hrıstiyan toplulukların özellikle müslümanlara ve yahudilere karşı yaptıkları toplu saldırılar ve katliamlar) Orta Çağ ve sonrasında Yahudi topluluklarına yönelik en büyük şiddet olaylarından biri oldu. İspanya, Almanya ve Doğu Avrupa’daYahudi karşıtı saldırılar sıkça yaşandı. Bu olaylar Yahudilerin Osmanlı, Hollanda ve Polonya gibi bölgelere göç etmesine yol açtı. Tarihten bu yana inancını gizleyen Yahudiler için kullanılan “Kripto” terimi bu dönemde ortaya çıkıyor.

Bütün bunlar çerçevesinde “geri fetih” denilen şeyin her daim kime ve neye göre değişebileceğinide hatırlatmak isteriz.

Adımlar Avrupa

09 Şubat 2025

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin