GÖNLÜN GRAMERİ – 4 …ÜÇ NOKTA…
Burhan Halit KOŞAN
“Kısaltma’dan kasıt her zaman “uzun lâfın kısası” değil, bir meseleye teksif olunca, ona ait olmayanı dışta bırakabilme düzenidir de; her icad’ta, ona vücut vereni bulma, o gayeye ilgi ve faydası olmayanı dışta bırakma gibi…” (1) buyuran Mukaddes İhtiyar’ın himmeti bizimle olsun. Bizimle olsun ki, berrak bakış açımız, usturuplu üslûbumuz, vakur tavrımız, vakarlı nüktelerimiz, kallavi kelimelerimiz, intizamlı cümlelerimiz, dinamik gramerimiz ve hikmetli ünlemlerimiz ile haritaları aşabilelim ve sınırları
değiştirebilenlerden olabilelim.
Afazi, inme sonrasında gerçekleşen bir dil bozukluğudur. Beyinde dil ve konuşmayla ilgili alanları hasar gören kişiler, zihinlerinde bir nesnenin görüntüsünü, bir hadisenin akışını ve bir hatırayı canlandırabilseler de bunları kelime kalıplarına dökememeye, düşündüklerini ifade edememeye ve söylenenleri de anlamamaya başlarlar. Aynı zamanda beden dilinin harfleri olan makro ve mikro, yani büyük ve küçük mimik ifadeleri ile dudak, kaş, göz ve el ile yapılabilen düzeltme, doğrulama veya yanıltma belirteçlerini / jestlerini kullanamaz.
Afazi, inme neticesinde ortaya çıktığı gibi, gramerimizdeki “üç nokta” işareti de yakışıklı Efem’in tarif ettiğine mutabık şekilde kullanılamamasının neticesinde hitabette gevezeliğe ve yazıda kelimelerin israfına yol açar. Dilbilimindeki “kısaltma” uygulamasının kullanma kılavuzunu elimize tutuşturan Mukaddes İhtiyar’ın, izâhın gramerdeki karşılığının üç nokta işareti olduğunu da ifşa edeyim. Evet, gramerimizdeki “üç nokta” işaretinin sözlü karşılığı olarak “teferruatı katmanlı ve fazlasıyla detaylı olan bu meselenin özeti budur” mânâsına geldiğini söyleyebilirim. Gramerdeki “üç nokta işareti”, aynı zamanda cümle kalıplarındaki “elips cümle”nin de izdüşümüdür.
Üslûp bilimi ile dilbilimi arasında kurulan diyalogların en önemli diplomatlarından biri olan üç nokta işareti, bir nevi gramerin maliye bakanıdır. Gramerin maliye bakanı olan üç nokta işaretinin konuşma ve üslûptaki müsrifliği, cümlenin cüce kalmasına, cimriliği de cümlenin obezite olmasına neden olur. Konuşma ve üslûpta, müsrifliğinin getirdiği aşırı kısalık, yani cüce cümleler, üslûbu belirsizleştirerek meselenin anlaşılmamasına ve hitabetin kusurlu olmasına sebep olur. Üç nokta işaretiyle işin özünü gösterdiğini iddia etmesine rağmen, cimrilik göstererek meseleye ait olmayan kelimeleri tutmakta ısrar etmenin neticesinde de hem cümlenin obezite olmasına, hem gürültü çıkarmasına, hem de okuyucunun kafasının karışmasına sebep olur.
Bir paradoks olsa da riyasetin maliye bakanlığı ve dilbiliminin maliye bakanı olan üç nokta işaretinin “israf ve cimrilik” uygulama çıktılarının zıt istikamette yol almalarını sağladığını söyleyebilirim. Hani demem o ki, riyasete bağlı maliyenin harcamalarda müsrif davranması ülkenin zayıflama sebebi iken, gramerde üç nokta işaretinin müsrif davranması cümlenin obezite olmasına sebep olur. Aynı şekilde riyasete bağlı maliyenin harcama kalemlerinde tasarrufa gitmesi bir ülkenin kalkınmasını sağlarken, gramerin maliye bakanı olan üç noktanın tasarrufa gitmesi halinde ise cümlenin cılız ve cüce kalmasına sebep olduğunu belirtebilirim. Neşe ve üzüntü gözyaşlarının kimyasal yapısı farklıdır!
Cüzzamlı Cumhuriyet, sadistliğini “Türkçe statiktir” uygulamalarıyla sergilese de dilbilimi ile dilbiliminin unsurları, yani kelimeler, hitabet, üslûp, cümle yapıları ve imlâ kuralları statik değil, dinamiktir. “Yarın değil, hemen şimdi” prensibimizle Türkçenin dinamik olduğunun fotoğraf karesini verelim. “Pürüzlü” kelimesinin bazı cümlelerde fiil, bazı cümlelerde zarf, bazı cümlelerde sıfat vasfı kazanması bile, dilimizin statik değil, dinamik bir yapısının olduğunu anlamamıza kâfi olsa gerek.
Kısaltmanın, imlâ kurallarındaki karşılığı olan “üç nokta” kuralı, ulvî istikâmette kullanıldığı gibi, çirkef, süflî ve şaibeli fiillerde bulunanlar için kullanılan argo mânâlarının da olduğunu söyleyebilirim. Kötünün propagandasını yapanlardan olmamak için, “üç nokta” işaretinin argo mânâlarını yazamayacak olsam da politikacılar başta olmak üzere, çürük aydınların, sanatçı müsveddelerinin ve İslâm’ı, ilimi, bilimi istismar eden ar damarı çatlayanların, argo iltifatları sonuna kadar hak ettiklerini söyleyebilirim. Velhasılıkelâm,
lisânımıza ve unsuru olan “üç nokta” işaretine özen göstermemiz şart. Bak, “Mavi Bayrak” bize sesleniyor, ama çok azımız onu duyacak kadar dikkatle dinliyoruz…
(1) Mirzabeyoğlu, Ölüm Odası, sh: 355










