ÜLKÜCÜ BİR ŞEHİD: Fırat Yılmaz Çakıroğlu

Ege Üniversitesi’nde Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü 4. sınıf öğrencisi olan Fırat Yılmaz Çakıroğlu dün Etnik Kürtçülerin saldırısına uğrayarak katledildi. Son yıllarda PKK ile TC. Hükümetini işgâl edenlerin ortak bir şekilde yürüttüğü “açılım” sonucunda, kendilerine açılan alanı üniversitelerde de kullanan Etnik Kürtçü örgütlerin okullardaki pervasız tutumları karşısında duran öğrenci grubu liderlerinden Fırat Yılmaz Çakıroğlu, bacağından aldığı bıçak yarası sonucu kaldırıldığı hastahanede can verdi. Söz konusu Kürtçü Şövenistlerin “açılım” kapsamında ve AKP ile görüşülerek belli bir program dahilinde sistemli bir şekilde tırmandırdığı gerginlik, “nabız yoklama” biçiminde üniversitelerde de devam ederken; bölmenin değil bütünleşmenin, parçalanmanın değil “Bir”lenmenin mücadelesini verirken katledilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na Allah’tan rahmet diliyor, ülkücü camiânın vatansever-inanan evlâtlarına başsağlığı diliyoruz. ADIMLAR Dergisi

ŞEHİD NURAY ZOR İÇİN TOPLANIYORUZ

İBDA Mücadele Tarihi’nin son şehidlerinden Nuray Zor Hanımefendi’yi bu haftasonu düzenlenecek programla selâmlıyoruz. 12 Şubat 2012 tarihinde yakalandığı elim bir hastalık sebebiyle vefat eden gönüldaşımızı rahmet, minnet ve gıbta ile selâmlamak için toplanacağımız merkez büromuzda, başta Nuray Zor hanımefendi olmak üzere bütün Şehidlerimiz için Kur’ân okunup, yemek ikrâmında bulunulacaktır. Henüz ortaokul/lise çağlarında İBDA ile tanışıp mücadeleye dahil olan Nuray Zor, “şehidlik şuuru” etrafında verdiği mücadele ile Kumandanımız tarafından “kızım!” iltifâtına mazhar olmuş ve vefâtından sonra yine bizzat O’nun tarafından “şehid!” olarak selâmlanmıştır. Nuray Zor, 1995 yılında ADIMLAR kadrosundan gönüldaşımız Ünsal Zor ile evlenmiş, günümüzde ADIMLAR ismi etrafında devam ettirdiğimiz cephe faaliyetlerimizde daima ve en önde yer almış bir hanım kahramanımızdır. Vefâtına sebeb olan elim hastalığına rağmen 25 Ocak 2012 günü gerçekleştirdiğimiz Bolu Yürüyüşümüze katılmış olan Nuray Zor, çetin kış şartlarında mevziî tutmak adına katıldığı bu eylem sonrası hastahaneye kaldırılmış ve vefât etmişti. Zaman: 22 Şubat 2015 Saat: 14:30 Mekân: ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Dergisi Hürriyet Mahallesi Dr. Cemil Bengü Caddesi No:48/3 Çağlayan / İSTANBUL Telefon: (0212) 234 27 10 GSM: 0544 487 1999 Mail: adimplatformu@gmail.com

VENEZUELA, VATAN DÜŞMANLARIYLA HESAPLAŞIYOR

Venezuela’nın başkenti Caracas’ın belediye başkanı Antonio Ledezma hükümete darbe teşebbüsü suçlaması ile gözaltına alındı. Muhalefetin önde gelen liderlerinden olan Belediye Başkanı’nın ofisine baskın düzenleyen polis, Ledezma’yı götürdü. Ledezma, daha önce “hükümeti protesto” biçiminde aylar süren ve onlarca kişinin ölümüne neden olan Maduro yönetimi karşıtı protestoları yönlendirdiği iddiasıyla Maduro tarafından uyarılmıştı. Devlet Başkanı Nicolas Maduro, uyarılarıı dikkate almayan Ledezma’nın “ülkenin barış ve güvenliğine karşı işlediği tüm suçların hesabını vereceği”ni söyledi. Yaşanan gözaltının ardından Caracas’taki istihbarat kurumu binası önünde toplanan Ledezma yanlıları gözaltıyı protesto ederken, protestocuların sayısının az oluşu dikkat çekti. Ayrıca “İnsan Hakları İzleme Örgütü” kod adlı “sivil toplum kuruluşu” görünümlü Amerikancı örgüt, Ledezma’nın hemen serbest bırakılmasını istedi. Vali ve General de Tutuklanmıştı 2008’den bu yana Caracas’ın belediye başkanı olan Ledezma, “yozlaşmış Maduro hükümetinin Venezuela’yı batırmakta olduğu” propagandasını yaparak, hükümet karşıtı eylemleri destekliyordu. Venezuela’da geçen hafta emekli bir hava kuvvetleri generalinin ardından, başkent Caracas’ın Valisi de Devlet Başkanı Maduro’yu darbeyle devirmeye çalıştığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Maduro: Arkasında ABD Var! Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD’yi muhalefet üzerinden ülkesindeki “darbe girişimlerine” katılmakla suçlarken, ABD ise iddiaları “temelsiz ve yanlış” olarak nitelendirdi. Maduro, ulusal televizyondaki konuşmasında, “darbe girişiminden” ABD’yi suçlamıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki ise yaptığı yazılı açıklamada, “Venezuela hükümetinin, ABD’nin darbe senaryolarına karıştığı ve Venezuela’yı istikrarsızlaştırmaya çalıştığı iddialarının temelsiz ve yanlış” olduğunu kaydederken, açıklamada “muhalif lider Leopoldo Lopez’in serbest bırakılması çağrısı”nı yineledi. Amerika bir yandan Maduro’nun iddialarına “temelsiz ve yanlış” derken, diğer yandan açıklamada aynen şu ifâdeleri kullanıyor: “Venezuela’nın ekonomik ve siyasi problemleri Venezuela hükümetinin politikalarının sonucudur.” Chavez’den Sonra Saldırılarını Arttırdılar! Venezuela’nın şahsiyetli lideri Chavez’in yıllarca sürdürmeye çalıştığı bağımsız, Batı sömürgeciliğine boyun eğmeyen politikaları, ölümünün ardından halefi Maduro tarafından devam ettirilmeye çalışılmış, fakat bu defa pusuda bekleyen güçler tarafından topyekûn bir saldırıya maruz kalmıştı. Bu çerçevede çeşitli bahaneler altında Venezuela’da geniş çaplı protestolar başlamış ve tutuklu bulunan Leopoldo Lopez’in lideri olduğu partisinin halk arasında “Amerika ile dost olmalı ve el sıkışmalıyız!” şeklindeki propaganda faaliyetlerini örgütleyen Amerikan Konsolosluğu’nda görevli ajanlar deşifre edilerek sınır dışı edilmişti. Ayrıca, sürecin başından beri Venezuela hükümetine karşı darbe girişimlerini destekleyen Kolombiya ve Şili’nin eski devlet başkanları Andres Pastrana ile Sebastian Pinera’nın, cezaevindeki Amerikancı Leopoldo Lopez’i ziyaret etme talepleri ve verdikleri destek yanında, muhalefet yanlısı işadamları, Venezuela hükümetine karşı “ekonomik şavaş” açmış durumdalar. Amerika her ne kadar kağıt üstünde inkâr etse de, bütün dünyanın bildiği bir gerçek olarak, Venezuela’nın bağımsız politikalar izlemesini istemiyor ve Batı yanlısı bir işbirlikçi hükümetin gelişi için herşeyi yapıyor. Yaklaşık iki yıldır devam eden bu sürecin sonunda, Maduro hükümeti, tüm hazırlıklarını tamamlamış olarak Venezuela içindeki Amerikancı vatan hainleriyle hesaplaşmaya girişmiş görünüyor. Hatırlanacağı gibi memleketi olan Venezuela hakkında da değerlendirmeler yapan yazarımız Carlos (Ilich ramirez Sanches) böyle bir hesaplaşmanın yaşanmasını arzulayan vatanseverlerin başında geliyor. Bütün dünyada yaşanan hesaplaşmanın Güney Amerika’da yaşanan son durumu da bu…

FİDAN YAZICIOĞLU’NA RAHMET VE DUÂ

Büyük Birlik Partisi (BBP)’nin merhum kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun annesi Fidan Yazıcıoğlu hayatını kaybetti. Fidan Yazıcıoğlu, geçirdiği kalp krizi sonucu tedavi altındaydı. Merhume, Sivas Merkez Ulu Cami’nde kılınan Cuma namazının ardından Yukarı Tekke Mezarlığı’nda defnedildi. Adımlar Dergisi olarak, Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun valideleri Fidan Yazıcıoğlu’na Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailesine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Mekânı cennet olsun! ADIMLAR Dergisi

CARLOS: AZ LÂF, ÇOK İŞ!

Esselâmü aleyküm. Nasılsınız? (Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.) İyiyim, iyiyim. Bu arada, yağmur başlıyor şu ân… (Av. Yılmaz, geçtiğimiz haftalarda hasta olan Carlos’un sesinin bu hafta çok iyi geldiğini söylüyor.) On gündür çok hastaydım. Bronşiti şimdi de tam atlatmış değilim gerçi ama öncesine göre daha iyiyim. Neyse; sizden haberler neler? (Av. Yılmaz, herşey aynı diyor ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekleştirmekte olduğu; Kolombiya, Küba ve Meksika’yı içine alan Latin Amerika seyahatini nasıl değerlendirdiğini soruyor Carlos’a.) Elbette iyi bir şey bu. Hem Türkiye ekonomisi için iyi, hem de Latin Amerika’daki -ajan olmayan!- ülkelerin ekonomisi için iyi. Türkiye için iyi; çünkü, biliyorsunuz, müslüman bir ülke olduğu için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini bloke ediyorlar. Türkiye’deki hükümetlerin politik eğilimleri ne olursa olsun, ister Sabetayist, ister lâik, isterse bugünkü gibi Müslüman Kardeşler tarzı bir hükümet olsun başta, Türkiye halkının çoğunluğu iyi müslüman olduğu için ve Avrupa Birliği de kendi içinde müslüman görmek istemediği için, Türkiye’ye engel oluyorlar. Mevzu bu kadar basit. Unutmayınız ki, Chavez Türkiye’yi de ziyaret etmek istiyordu ve Türkiye ile Venezüella arasında iyi ekonomik ilişkiler, bu çerçevede bir takım yatırımlar vardı. Bu bakımdan, Erdoğan’ın gezisi, işte bu politikanın bir devamı olduğu gibi, antiemperyalist bir niteliktedir aynı zamanda. Şöyle ki, gelişen Türkiye, Avrupa’ya tabiî sınırlarla komşu olmasına rağmen, Avrupa’da bloke edilmektedir. Oysa, Avrupa’da zaten milyonlarca Türk vardır ve iyi insanlar, iyi işçilerdir bunlar; erkek veya kadın, saygıdeğer insanlardır. Şu hâlde, Türkleri Avrupa’da istemiyorlarsa madem ve hep böyle zorluk çıkartacaklarsa, ki istemeyebilirler elbette, Türkiye de dünyanın kalanına, meselâ Latin Amerika’ya açılabilir işte böyle. Üstelik Türkiye ve Latin Amerika arasında tarihten gelen hiçbir problem bulunmadığı gibi, Venezüellalı iyi vatanseverler, en yüksek ve en önemli seviyede Venezüellalı askerî sorumlular, I. Dünya Savaşı’nda Türkler safında savaşmışlardır. Diyeceğim o ki, bunlar güzel şeyler ve Başkan Chavez’in örnekleştirdiği bu politika, şimdi de Erdoğan tarafından sürdürülüyor. Bu sadece Türkiye, Türk halkı, Türk sanayisi ve ticareti için değil, Latin Amerika’daki tüm halklar için de iyidir. Bana soracağınız başka bir soru var mı? (Av. Yılmaz, başka sorusu olmadığını, dilediği gibi konuşabileceğini söylüyor Carlos’a.) Bugün hakkında konuşmak istediğim meseleye geçmeden önce, yine bu meseleyle ilgili bir hâdiseden bahsetmek istiyorum. (Carlos, şimdi kalmakta olduğu Poissy Cezaevi’ne getirildikten sonra, cezaevi idaresine Venezüella merkezli ve antiemperyalist çizgide yayın yapan Latin Amerika haber kanalı “TeleSUR”u televizyonda izleyebilmek için talebte bulunduğunu, ancak 2008’den bu yana bu talebinin karşılanmadığını, hem Fransız hem de diğer ülkelerin güvenlik servislerinin şahsına koyduğu veto yüzünden bu kanala ulaşamadığını söylüyor… Ancak iki ay kadar önce harika bir “yanlışlık” gerçekleştiğini söyleyen Carlos, kendisiyle aynı cezaevinde kalan ETA gerilla örgütü mensubu Bask devrimcisi iki yoldaştan birinin, idareden “Canal Sur” adlı bir başka İspanyol kanalını kurdurmak istediğini, fakat bir yanlışlık yapılarak “TeleSUR” kanalının kurulduğunu, “bu kanalı değiştirtip öbürünü isteyeceğim!” diyen yoldaşına “hayır, böylesi daha iyi, ben 2008’den beri bekliyorum bu kanalı!” dediğini, böylece artık TeleSUR kanalı sayesinde Venezüella’dan doğrudan haber alabildiğini söylüyor… Peşinden, TeleSUR’dan aldığı çarpıcı bir haber hakkında konuşmaya başlıyor…) İyi değil ama ilginç bir haber aldım Venezüella’dan: Birkaç milletvekilinin de aralarında olduğu sivil sorumluların da iştirak ettiği ve Cumhurbaşkanı Maduro’nun uçağının bir savaş uçağıyla düşürülmesinin plânlandığı bir askerî darbe hazırlığı ortaya çıkarılmış. Hattâ Başkan öldürüldüğünde lâzım olacak bir video bile çekmişler şimdiden. Anlaşılan o ki, darbecilerin temasa geçtikleri –muhtemelen- bir hava kuvvetleri subayı, iyi bir vatansever çıkıyor ve komployu yetkililere haber veriyor. Üstelik sadece bir “kuşku”dan da ibaret kalmıyor mesele, “belgelere dayalı” olarak delilli isbatlı seriliyor ortaya. (Carlos, saldırıda kullanılacak savaş uçağının özellikleriyle ilgili bazı teknik bilgiler veriyor; hazırlanan darbe plânına göre, Başkan Nicolas Maduro’nun, Venezüella’dan ayrılmak veya dönmek üzere olduğu bir sırada, sözkonusu savaş uçağıyla havada vurulup öldürüleceğini; darbenin de bu şekilde başlayacağını söylüyor.) Mesele şu ki, bu darbe plânı, tam da ABD’nin Venezüella’ya karşı ilân ettiği ekonomik yaptırımların peşinden geliyor! Komploya iştirak edenlerden birinin de Caracas’taki ABD büyükelçiliği diplomatlarından bir kadın olduğu belgelenmiş olarak, apaçık gerçek şu ki, bir CIA plânıdır, CIA’nın hazırladığı bir darbe plânıdır karşımızdaki. (Carlos, geçenlerde -2015 içinde- bir avukatı aracılığıyla Venezüellalı bir gazeteciye uzun bir röportaj verdiğini, kısmen internette de yayınlanan bu röportajda, Venezüella hükümetinin politikasını eleştirdiğini; orada sadece Maduro’nun politikasını değil, “aşırı iyi” bir adam olan Chavez’in yaklaşımını da eleştirdiğini; “muharib” sınıftan değil de “paraşütçü” bir subay olan Chavez’den bu yana, Kolombiya başta olmak üzere, bizzat yabancı ordu unsurlarının yahud yabancı silâhlı unsurların Venezüella içerisinde ne isterlerse yaptıklarını; fakat bu yabancı düşmanların kökünü kazımak için bile olsun gerekli ve geniş “baskı” tedbirlerinin hâlâ alınmadığını söylediğini vurguluyor… Röportajından iktibas edilen bu bölüm yayınlandıktan sonra da, az önce bahsettiği CIA patronajlı ve hem Kolombiya hem de Venezüella’daki işbirlikçilerin kullanıldığı darbe plânının ortaya çıkartıldığını vurguluyor Carlos…) Başkan Maduro’ya karşı suikast düzenlendikten sonra, her yerdeki paramiliter güçler de bu darbeye destek olmak üzere yaygın şiddet hareketlerine girişeceklerdi. Ele geçirilen darbe belgelerine göre, sadece dışişleri bakanlığına saldırmayacaklar, TeleSUR televizyon kanalını da imha edeceklerdi! Venezüella içine değil de dışına yayın yapan uluslararası bir televizyon kanalı olmasına rağmen –ki henüz çok kaliteli yayın yapamıyorlar ama başka haber kanallarında göremeyeceğiniz haberleri de ondan alabiliyorsunuz-, niçin gidip sadece işgal etmiyorsunuz da –ki bu anlaşılır-, bir televizyon kanalını binasıyla birlikte toptan imha etmeyi plânlıyor, orada çalışanlar kadar o binaya komşu olanların da canını almayı göze alabiliyorsunuz? Bunlardan da ibaret değil mesele. Yine aynı belgelere göre, bombalama yapacakları yerde “muhalefet” sempatizanları varsa, bombalamadan önce evlerini terketmeleri için onları da uyaracaklarmış! Bu kadar da “absürd”ler diğer yandan. Ne yapalım ki, bugün Venezüella’da yaşanan şeyler bunlar… Evet, hainler krallığıdır bugün Venezüella. Ne var ki, hükümet görevini yapmamaktadır. Kendilerini eleştirdiğim üzere, çok fazla konuşmaktadırlar, sürekli ama sürekli konuşmaktadırlar. Fakat bu yeterli değil ki! Daha az konuşun, daha çok iş yapın!.. (Carlos, sürekli konuşmakla ama gerekeni yapmamakla eleştirdiği devlet yetkililerinin söylediklerinin yanlış olmadığını; Devlet Başkanı Nicolas Maduro olsun, Millî Meclis Başkanı Diosdado Cabello olsun, bunların deşifre edilen darbe hazırlığıyla ilgili olarak yaptıkları açıklama ve ifşaatların doğru olduğunu; darbe plânını ve yapılacak saldırıların sorumlularını isim isim, fotoğraf fotoğraf, video video ifşâ ettiklerini; ne var ki, bunlara karşı ciddi tedbirlerin bir türlü alınamadığını söylüyor.) Benim için hep üzüntü sebebi olagelmiş bir mesele; sayısız kere böyle oldu: Bazı şeylerin olacağını söylüyorum, haklı ve doğru şeyler söylüyorum, o söylediklerim de aynen gerçekleşiyor sonra. Allahın, “sözcüsü” olarak gönderdiği bir insan değilim oysa ben. (Tam bu sırada, Karayibli bir mahpus arkadaşı Carlos’un yanına geliyor ve gökyüzünde “gökkuşağı” oluştuğunu, ona bakmasını söylüyor. Carlos da heyecanlanıyor, çok seviniyor ve yılda bir-iki defa olan bu hâdise dolayısıyla memnuniyetini hem arkadaşlarıyla hem de telefonda Av. Yılmaz ile paylaşıyor. Şayet maddî ve manevî bir sefâletin hüküm sürdüğü bir cezaevinde iseniz, sağduyu, iyi bir mizah duygusu ve böyle küçük şeylerin, ayakta kalmanıza yardımcı olduğunu ve mutluluk sebebi olabildiğini ifâde ediyor… Cezaevi görevlileriyle bile –ki bazılarının iyi insanlar olduğunu söylüyor-, çatışmacı ve şiddet nitelikli bir ilişki sürdürmek yerine, böyle insanî bir tarzda ve şakalaşarak ilişki kurmanın daha iyi olduğunu ekliyor… Herşeye rağmen, cezaevlerinin –özellikle Fransa’da- bir cennet olmadığını, mahpuslara keyfî baskılar yapılageldiğini, her hafta bir mahpusun intihar ettiğini, cezası bitip hapisten çıkanların ise tam bir toplum düşmanı olarak büyük tehlike arzettiğini ayrıca vurgulama ihtiyacı duyuyor Carlos…) Sadece İBDA Hareketi mensubu olan değil, diğer tüm mahpus yoldaşlarıma da çok selâm söylüyor, inşallah çok yakında kurtulacaklar diye ümid ediyorum. Dua edelim de Erdoğan iyi bir karar alsın. Selâmetle kalın. 14 Şubat 2015 Carlos (Ilıch Ramirez Sanches)

“BİZİM” ŞİİR ANTOLOJİMİZ

1- ŞİİR OKUMAK Üstad Necip Fazıl, belirli bir kalite tesbit ettiği yerli ve yabancı şiir ustalarını okumakla kalmaz, şiir heveslisi gençlere de tavsiye ederdi. Nereden mi biliyoruz? 20 Aralık 1967 tarihli Büyük Doğu mecmuasının “Sizinle Baş başa” köşesinde, Trabzon’dan yazan Yaşar Nuri Öztürk imzalı (isme dikkat!) okuyucusuna şu cevabı vermiştir: “Şiirde başarılı olmak için çok okumak, hususiyle Divan Edebiyatından günümüze kadar gelen bütün ekolleri inceden inceye tetkik ve tahlil etmek lazımdır. Bir Batılı diline vakıf bulunmak da gayesi kolaylaştırır. Fakat her şeyden evvel şiir bir Allah vergisi ve hususî istidat işidir. Her şeyden evvel şairin kendi kendisini kontrol edebilmesi ve eserini kolayca benimsemek gafletinden uzak bulunması şarttır. Bir tecrübeden 999 tanesini yırtıp ancak birini benimseyen sanatkâr titizlik şartının ilk basamağına adım atmış demektir.” Üstadın bu satırlarında, edebiyat ve özellikle şiirle ilgilenen herkesin payına düşen işaret levhaları çizilmiştir. Ayrıca ona “kendisinden başka şairleri okunmaya layık görmediği” iftirasını atanların yalancılığına da bir kez daha şahit oluyoruz. Ergun Göze isimli muharrir de, “Üç Büyük Mustarib” adını verdiği kitapçığında, Üstad’ın “bazen mucizeye benzer bir şekilde” başka şairlerden de şiirler okumaya başladığını belirtir. Burada şaşırtıcı olan, Ergun Göze’nin bu durumu “mucizeye” benzetmesidir. Diğer yazı türleri bir yana; Homeros’tan Valeri’ye, Yunus Emre’den Rimbaud’ya, Fuzulî’den Baudleaire’e, Şekspir’den Abdulhak Hamid’e, Baki’den Yahya Kemal’e, Şeyh Galip’ten Ahmed Haşim’e, Namık Kemal’den Mehmet Akif’e kadar bütün bir yerli ve yabancı şiir kültürüne hakim olan ve bunlar hakkında terkibî hükümler yürüten bir dehanın hafızasının hacimli bir şiir antolojisi kadar dolu olmasında şaşıracak ne var? Büyük Doğu Mimarı, yukarıdaki satırlarda bir okuyucuya tavsiyede bulunmanın yanında kendi şiirinin köklerini de işaretlemektedir. O, şiirde başarılı olmak için “çok okumuş, hususiyle Divan edebiyatından günümüze kadar gelen bütün ekolleri inceden inceye tetkik ve tahlil etmiş”, ilk olarak İngilizce kanalıyla, daha sonra ise Fransızca yolunda “gayeyi kolaylaştırmıştır.” Bütün bunlardan öte “Allah vergisi bir istidada” sahiptir ve ustalık yıllarında, gençlik çağındaki bazı şiirlerini benimsemek gafletinden uzak bulunmuştur. Üstad’ın hayatının “bütün girinti ve çıkıntılarına hikmet gözüyle” bakan İBDA Mimarı Salih MİRZABEYOĞLU da aynı şekilde benzer bir şiir serüvenini şahsında yaşattığını bizlere işaretlemektedir. Şiir ve Sanat Hikemiyatı’nın estetik merkezli teorik ve fikrî zemini bir tarafa, özellikle Büyük Muztaribler’de Kumandan’ın çeşitli şair ve şiirlerle ne kadar içli dışlı olduğunu görüyoruz. Zaten İBDA Mimarı dört ciltlik bu eserinde şiirin tarihini düşüncenin tarihinden ayırmadığını apaçık işaretleyerek önemli bir mesaj vermektedir. Her şeyden evvel, daha ilk ciltte Batı’nın “mihrak şahsiyeti” olarak kuru kelimelerle felsefe üreten herhangi bir ideologu değil, Alman dilinin en büyük şairi Goethe’yi göstermiştir. Son cilde gelinceye kadar da birçok Batılı şairin, düşünce tarihinin bir parçası sıfatıyla bu esere malzeme olduğunu görüyoruz. Dördüncü ve son cilt ise bütünüyle şiiri merkeze almış ve adeta bir dünya imparatorluğunun ruh yapısını Divan edebiyatından imbik imbik süzüp fikirleştirmiştir. 10 Nisan 2014 tarihli Baran dergisinde yayınlanan röportajında bu hususa dair söylediklerinden ufak bir bölüm: “Fikirden süzülme şiir” mevzuunu biliyorsunuz… Burda da bir bakıma, “şiirden fikir süzme” gibi, o tahassüsüsün bizde uyandırdığı hissi fikirleştirmek işi üzerindeyiz.” (Salih Mirzabeyoğlu, Baran Dergisi, Sayı: 378) 2- ŞİİR ve ANTOLOJİ Kültürün edebîsi ve gayrı edebîsi yoktur. Kültür bir bütündür. İktisat ilmini tarihten, tarihi siyasetten, siyaseti edebiyattan, edebiyatı sosyolojiden, sosyolojiyi felsefeden büsbütün bağımsız düşünemeyiz. Eski devirlerde düşünce hayatımıza yön veren hemen herkesi bir şekilde şiir tartışmalarının içinde görüyoruz. Türk düşüncesinin seyri aslında Türk şiirinin seyriyle paraleldir. Bizde düşünce akımlarına filozoflar değil, şairler öncülük etmiştir. Esasta şair olmayanlar da, bir şekilde manzume karalayarak şiire kürsü vazifesi yüklemiştir. Günümüz toplumunda ise şiir okumanın ve şairler üzerine konuşmanın büsbütün fuzulî bir meşguliyet telakki edildiğine şahit olmaktayız. Kimseden kitaplığının bir bölümünü “şiir köşesi” yapmasını bekleyemeyiz. Ama her kitaplıkta iyi hazırlanmış, ciddi ve hacimli bir şiir antolojisinin mutlaka bulunması gerektiği kanaatindeyiz. Antoloji bir yanıyla edebiyatın en kolay, diğer yönüyle en belalı işlerinden birisidir. Kolaylığı, yepyeni bir eser üretmenin zahmeti yerine, daha evvelden okuyucuya sunulan hazır ürünlerin bir demetinden ibaret olmasıdır. Zorluğu ise istismara açık olmasından ve bazı çevreleri memnun ederken, diğer bir tarafı küstürmeye ve kızdırmaya elverişli yapısındandır. Adam kayırma, ademe mahkûm etme gibi ahlâk zaaflarının en fazla su yüzüne çıktığı tür antolojidir. Antolojinin iki ana gayesi bizce şudur: a) Tanıtma b)Kıymet biçme… Bunlardan ilki her antolojinin varlık şartıdır. Hazırlayanın gayesine göre farklı parçalardan bütün bir suret meydana getirebilme işidir. Meselâ, “Divan Edebiyatı Antolojisi”, “Halk Edebiyatı Antolojisi”, “Halk Edebiyatında İsyan Şiirleri Antolojisi”, “Aşk Şiirleri Antolojisi” gibi MEVZUUN GENEL ÇEHRESİNİ, en uygun parçaları derleyerek resmetme hüneridir. Okuyucu, antoloji hangi amaç ve gaye için hazırlandıysa, onu tektik ettikten sonra ele alınan tür veya dönemin genel karakterini ana hatlarıyla kavrayabilirse o çalışmanın “tanıtma” gayesi başarıya ulaşmış demektir. Bir antolojide seçilen örnekler kitabın gayesini de işaretleyen ismine mutabık olmalıdır. Divan antolojisi hazırlayan birisi, bu eserde Karacaoğlan’ın koşmalarına yer veremez. “Kıymet biçme” gayesi ise daha ziyade tenkidi bir kabiliyetin ürünüdür ve derlemeciden çok münekkidin işidir. Tanıtma işinde “allâmelik” ön plândayken, kıymet biçme işinde “olan ile olması gereken” arasındaki uygunluğu tayin eden tenkidi şuur başroldedir. 3- “BİZİM” ANTOLOJİMİZ Her kitaplığın iyi bir şiir antolojisine ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Birkaç “idare eder” misale rağmen iyi ve ciddi bir şiir antolojisinin yokluğunu hissediyoruz. Özellikle Büyük Doğu-İBDA düşüncesinin ırmağından beslenmeye gayret eden, bu iddiayı taşıyanların ortak şiir zevklerini yakalama gayesiyle hazırlanacak bir antoloji en azından uzun vadede aklımızda bulunsun. Bir köşeye not etmiş bulunalım. Yahya Kemal’e “üstat biz Viyana’ya kadar nasıl gittik” diye soruyorlar. “Nasıl olacak? Mesnevi okuyarak ve pilav kaşıklayarak” cevabını veriyor. Bu basit nükteye muhtemelen gülüp geçmişler ve üstünde düşünmemişlerdir. Ancak bir hakikat yanı vardır. Bizce, fetih cemiyetinin ortak bir zevk ve hayat karşısında ortak bir duruş sergilediğini ve gücünü bu müştereklikten aldığını ifade ediyordu. Oysa günümüz Türk cemiyetinde toplumun her kesiminden her aydının muhakkak okuduğu kaç eser sayabilirsiniz? Ne dilde, ne zevkte, ne “pilav kaşıklama” vurgusuyla kastedilen hayat tarzında bir müştereklik ve adı cemiyet öyle mi? İşte, Büyük Doğu-İBDA’nın “ortak dil-ortak hafıza” inşa etmek için ciltler boyu eserle çabalama serüveni aslında kopan tespihin tanelerini CEM etme, bir yönüyle yığınları yeniden cemiyet yapabilme gayretidir. Fetih çağı ortak dil, ortak zevk ve hayat tarzının bir milleti kenetlemesiyle mümkün olacaktır. Ortak zevki yakalama gayesine karınca kararı hizmet edecek İbdacı bir şiir antolojisi… Nasıl olabilir? En başta eserler boyu Üstad ve Kumandan’ın tek mısraına bile vurgu yaptığı şiirler seçilebilir. Yahut onların haklarında hüküm verdiği şairlerden o hükümler doğrultusunda Türkçe ve çeviri şiirler… Bir başka alternatif ise İbdacıların zevkine sesleneceği tahmin edilen “zanna” dayalı bir taramayla eski ve yenilerden hacimli bir derleme… İhtiyaç kendisini empoze ettikçe nasıl olması gerektiği de billurlaşacaktır. Bu hususta farklı bakış açısı ve tavsiyelere ihtiyaç var. Tartışmaya değer!

“KENDİ ELLERİNİZLE KENDİNİZİ TEHLİKEYE ATMAYIN!” İHTARI ÜZERİNE

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” âyetini asıl ve astarından ayırarak kendi zevk ve hevâsı uğruna istismar edip cepheden firar eden “Edbâr” tâifesi, gerek fenomenolojik bahaneyle kabul ettikleri o âyet ve gerekse “Mutlak Fikir” ve “Mutlak Ölçü”nün gerekli kıldığı aksiyon şuuruna bürünmeyi emreden ilâhi emirler, büründükleri o keyfiyetle yakalarını ideolojik ve fizyolojik olarak ne kadar büyük bir tehlikeye kaptırdıklarını açık beyan ortaya koymaktadır. Diğer yandan Müslümanların içinde bulunduğu bu dramatik hayat, istismarcı Emperyal güçlere ve işbirlikçilerine karşı harekete geçmemenin yine ne kadar büyük bir tehlikeye yol açtığı hakikatini perdelemektedir. “İntihara meyilli olmak, yasalara saygılı pısırık katillere mahsustur; öldürmekten korktuklarından, kendilerini yok etmeyi düşlerler, cezalandırılmayacaklarından emin olarak…” Edbar Tâifesi; “Edbâr”… Kökü “Edbere”-“İdbâr”; geçti, gitti, kaçtı. “Edbere’l Merîd’û”; Hasta öldü. “Edbere’n Nehâr’û”; Gündüz geçti… Kur’ân’ı Kerîm’de Allah; “fe lâtuvellûhumuledbâr” meâlen; “Onlar’a arkanızı dönüp korkup kaçmayın” buyurarak cephede kâfirler karşısında kaçmamak üzere Mûmin toplulukları ikâz etmektedir.”Ey inananlar! İnkâr edenlerle toplu halde karşılaşırsanız, onlara arkalarınızı dönüp kaçmayın. Kim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek, ya da başka bir birliğe katılmak dışında arkasını döner kaçarsa, o, Allah’tan bir gazaba uğrar, onun yeri cehennemdir. O ne kötü varılacak yerdir!”[1]… İslâm’a muhatap olduğunun vehmine kapılan sözde İslâm camiâsı ve hokkabaz tekkeler, ayetleri fenomenolojik sûretle ele alarak “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”, “İslâm hoşgörü dinidir!” ve “İslâm’da zorlama yoktur!” sloganlarıyla savaştan geri kalmayı meşrû kılmış(!) ve bunu İlâhiyat Fakültelerinde, “Din hizmetlerinde rehberlik ve iletişim” dalı içerisinde sembolik hâle getirmiş ve savaşmayı da “Aşırılık”, “Gericilik”, “Yobazlık”, “Radikallik” ve “İrtica” gibi propagandalarla “canavar”laştırmıştır. Bu nisbetle yaratılış gayemiz, “Mutlak Fikir” karşısında fiziksel aksiyona kayıtsız kalarak bunun sanki dinde arızî bir faktörmüş gibi bir perspektifle askıya almış ve muhatab olmamak üzere ahidleşmiştir. Biz bu unsurlara Kur’ân’ın tarifiyle “edbâr” tâifesi diyoruz. “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın[2]”!.. Müslümanlardan bir kişi Rumların (Bizanslıların) safına hamle yaptı ve onların arasına kadar girdi. Herkes yüksek sesle bağırıp, “Subhanallah! Bu adam kendi elleriyle kendisini tehlikeye atıyor” dedi. Ebu Eyyûb el Ensarî kalkıp şöyle dedi: “Ey insanlar! Sizler bu âyeti böyle mi anlıyorsunuz? Hâlbuki bu âyet biz Ensar hakkında nazil olmuştur. Allah İslâm’ı kuvvetlendirip İslâm’ın yardımcıları çoğalınca birbirimize gizlice Rasulullah’ın aramızda olmadığı bir sırada şöyle dedik: “Mallarımız sahipsiz kaldı, Allah da İslâm’ı güçlendirmiş bulunuyor. İslam’ın yardımcıları çoğalmış bulunuyor. Mallarımızın başında dursak ve onlardan kaybolanları ıslah edip işimizi yoluna koysak nasıl olur?” Bunun üzerine Allah, Peygamberine bizim aramızda söylediğimizi reddetmek üzere: “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” buyruğunu indirdi. Buna göre tehlike, mallarımızın başında durmak, onları yoluna koymaya çalışmak ve gazayı terk etmemiz diye açıklanmış oldu.” Ebu Eyyûb, Rum topraklarında defnedilinceye kadar Allah yolunda ileri atılmaya devam edip durdu… Bu durumda asıl tehlike aksiyon şuuruna bürünmeyen veya bu şuura vakıf olup da rahatlığı ve zevki sefâyı Rab edinip cepheden firar eden edbâriciliktedir. Emil Michel Cioran; “İntihara meyilli olmak, yasalara saygılı pısırık katillere mahsustur; öldürmekten korktuklarından, kendilerini yoketmeyi düşlerler, cezalandırılmayacaklarından emin olarak…” diyor… Ölümden Daha Acı Şeyler de Vardır… Bugün kendini İslâm âleminin bir parçası sayanlar, Emperyalistlerin ve haçlı hareketlerinin dünyayı örümcek ağı gibi sardığı ve istismâr keyfiyetiyle İslâm âlemine ideolojik ve fizyolojik sûretle açtığı tehdit karşısında harekete geçmeyerek kendi elleriyle kendilerini tehlikeye atmaktadırlar. Nitekim Emperyalistler, dayattığı düstûrla “Mutlak Fikir”e karşı ideolojik taârruza geçerek hassasiyetinden hiçbir eser bırakmamıştır. Bu durumdan vahim ne olabilir? Yaratılış gayemiz olan “Mutlak Ölçü” düsturu elimizden alınmış ve yerine küfür düsturu sıkıştırılmıştır, asıl tehlike burada değil de nerededir? İstismar edilen “Mutlak Ölçü” karşısında doğru çözüm olduğu hipoteziyle mücadeleye kayıtsız kalanlar, Allah’ın Kur’ân’da: “Kim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek, ya da başka bir birliğe katılmak dışında arkasını döner kaçarsa, o, Allah’tan bir gazaba uğrar, onun yeri cehennemdir. O ne kötü varılacak yerdir!” buyruğundaki uyarıya vakıf değiller mi? Allah’ın azabından daha büyük tehlike ne olabilir? Mutlak tehlike başka bir ifâdeyle ideolojik tehlike bahsinin akabinde fizyolojik tehlike hususiyetini açalım… Bir asırdır İslâm âleminin içinde bulundığu ızdırap ve sefil hayat dramımız aşikârdır… Ekim ve tarım mahsüllerinde en iyisine ve en kalitelisine sahip olan Ortadoğu ve müslümanların yoğun olduğu ülkeler, bugün dış güçler tarafından ithal edilmeye zorlanmakta, yer altı kaynakları sömürülmekte ve sahip olduğu zengin ham maddeleri kullanmamaya zorlanmaktadır. Ahlâksızlık varabileceği en son noktaya varmış ve güvensizlik en son demini taşırmıştır. En önemlisi de “Mutlak Fikir” diyalektiğine vakıf olan ilim adamları içeri tıkılarak zulüm edilmektedirler. Peki “Mutlak Ölçü” bunun neresindedir? “Mutlak Ölçü”nün düsturu yürür hâlde olsaydı bu yağmacılık, istismarcılık, ahlâksızlık, zulüm ve hukuksuzluklar cereyan eder miydi? Peki bu durumda asıl tehlike aksiyon faaliyeti içerisine girmek midir, yoksa bu yolsuzluğa susup pısırık kalmak mı?!. Seyyid Kutup; “Cihaddan geri kalmak inançta bir boşluktur, fikirde bir zâfiyettir. Kalbine iman yerleşen, bu fikir ile yoğrulan bir insan, önünde “Mutlak Bir”in yasaklarının çiğnendiğini, kutsal şeylerin ayaklar altına alındığını gördükten sonar sakin bir kalple oturup kalması, bunları değiştirme azminde olmayışı ve bunlara karşı çıkma azmini taşımayışı akıl almaz bir şeydir” diyor… Yaşama Hakkı, Kaçmanın Değil İleri Atılmanın Hibesidir… Gerçekte hayatı garanti eden, düşmana karşı koymak, savaşmaktır ve yaşama hakkını hibe eden ileri atılmaktır. Hz. EbuBekir (r.a.);”Ölümü çok iste ki, sana hayat bahşetsin.”… Herkes bir gün o ölümü tadacaktır, önem arz eden husus ise Mutlak olanın ölçülerine kayıtlı kalarak son nefesi verme davasıdır. Diğer yandan, ideal hayatı sağlayacağı vehmi içerisinde Batı prangası, demokrasinin gölgesine sığınanlar, “bütün fikrin gerekliliği” istidadında aksiyonculuğa aşırılık veya yobazlık yaftası vurmaktadırlar. İnsan hakları adı altında demokrasi diye dayattığınız rejim, bu yolsuzluk ve istismarcılığa çözüm bulabildi mi? Yoksa Müslümanların millî mücadelelerini kırıp “aksiyon şuuru”nu çekip çıkararak ve meydanı boş bularak tüm hukuksuzluğunu mu fışkırttı?!. Yürüyen Büyük Doğu ve İBDA Mimarı Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, 29 Kasım’da Haliç Kongre Merkezi’nde verdiği konferansta demokrasinin adaletsizliğini belirtmek üzere şu ifâdeleri kullanmıştı; “Adam oradan tanklarla geliyor, siz demokrasiyi dayatıyorsunuz!” Bir kaziyeyle, kişinin sahibi olmadığı yırtıcı bir hayvana tasma takma çabasında oluş keyfiyeti… “Adaletin bir temeli de “darb”; karşılık vermek, haksızlığın karşısında çarpışmaktır.” Eğer haksızlık ve yolsuzluk karşısında susuyorsan o haksızlığın bir parçasısındır çünkü sükut ikrardandır, Hz. Ali’nin ifâdesiyle “dilsiz şeytanlık”tır. Buradaki dil kavramını sadece konuşma kuvvesini gerçekleştiren mutlak mekanizma olarak algılamamak gerekir, dil bazen fikir ve bazen de aksiyon diyalektiğiyle manâlanabilir çünkü insan düşündüğünce konuşur ve aksiyon faaliyetiyle dile getirdiklerini “Ruh”un şuur karşılığı olarak mânâlandırır… Son olarak “bütün fikrin gerekliliği” istidadında aksiyon eylemini -şuurunda olsun olmasın- “Başyücelik Düzeni” uğruna gerçekleştiren IŞİD’e karşı şeytanlaştırma operasyonuna yakasını kaptıran ve “ortak düşman IŞİD” propagandasına alet olan “Edbâr” tâifesine; “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” sloganı grifti içerisinde şuur’un gerekli kıldığı aksiyon ruh’u uğruna İŞİD’le beraber aynı safta mücadele etmeye çağırıyoruz. “İslam’ın keskin kılıcı karşısında siz de mundar olmayın!” diyoruz! [1] Enfal süresi 15-16 [2]Bakara süresi 195

İSTİŞARE TOPLANTILARIMIZ SÜRÜYOR

ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Platformu’nun artık gelenekselleşen istişare toplantıları bu hafta sonu da gerçekleşti. Son günlerde Anadolunun bir çok yerinden gelen ziyaretçilerini ağırlayan Adımlar, dün de ADIMLAR Dergisi Ortaöğretim Teşkilâtından gençleri sabah kahvaltısında buluşturmuş ve ağırlamıştı. Ayrıca birinci yılını tamamlayan ve bu süre zarfında sistemli olarak devam edegelen haftasonu toplantısı da dün gerçekleşti. 29 Kasım’ın akşamı ADIMLAR Merkez bürosunda başlayan ve günümüze kadar devam eden bütün toplantıların ana gündem maddesi olarak üzerinde istişarelerde bulunduğumuz Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun verdiği Tarihi Konferans’ı etrafında değerlendirmelere devam edildi… Bunun yanında sohbetin ikinci bölümünde Genel Yayın Yönetmenimiz sayın Ali Osman Zor’un ortaya attığı “teori” kavramı etrafındaki problemler, katılımcı gönüldaşların müdahil olmasıyla bir tartışma hâlini almış ve kavramın “bilgi”, “bilmek”, “mutlak”, “izafi”, “usûl”, “esas”, “pratik” ve “tecrübe” kavramları ile ilgisi etrafında gayet verimli bir biçimde sürdürülmüştür. Sohbette mevcud seviyemizi tesbit etmek için konuyla ilgili Külliyatımızdan hiçbir eser açılmadan sürdürülen tartışmanın sonunda; Tarihi Konferans’tan 1,5 ay öncesine kadar sistemli bir biçimde sürdürülen “her hafta Kumandan’dan bir eser okuyup, hafta sonu toplu bir şekilde kritik etmek” tarzındaki faaliyetin sürdürülmesi ve buna da “teori” kavramı ile etrafında tartışılan meselelerin hakikatiyle cevabını bulabileceğimiz, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun İdeolocya ve İhtilâl adlı eserinin okunup, (22 Şubat Pazar günü farklı bir program gerçekleştirileceğinden) iki hafta sonrasına, notlar alınarak hazırlanılması gerektiği kararı alınarak toplantı sonlandırılmıştır. ADIMLAR Dergisi

GENÇLERİMİZLE KAHVALTIDA BULUŞTUK

Bugün (15 Şubat 2015) sabah namazını Eyüp Sultan Camiînde kılan, namazın ardından Allah Resûlü’ne hakaretlerin engellenmesi için düzenledikleri kampanya kapsamında imza toplayan, Eyüp Sultan Hazretleri’nin kabrini ziyaret ettikten sonra Eyüp Sultan Mezarlığı’nda mefdûn olan Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in huzurunda buluşan ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Ortaöğretim Teşkilâtı mensubu gönüldaşlarımız, dergimizin Çağlayan’da bulunan merkez binasını ziyaret ettiler. Daha önceden belirlenen program dahilinde yapılan toplu kahvaltının ardından sohbete geçildi. Gayet verimli geçen sohbette, etrafında buluşulan kampanya vesilesiyle Allah Resûlü’ne hakaretler, Allah Resûlü’ne hakaret etmenin kastı, Allah Resûlü’nün Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “O ki, o yüzden varız!” ifâdesi etrafında bir mümin için ne ifâde ettiği ve benzer faaliyetlerin devamlılığı zarureti konuşuldu. Ayrıca, evlerimizden sokaklarımıza, sokaklarımızdan mahallelerimize her yanımızı saran uyuşturucu başta olmak üzere, bütün “zararlı alışkanlıklar” üzerine de değerlendirmeler yapıldı. Batının Anadolu coğrafyasını Tarihi Misyonundan uzaklaştırmak, en azından öteleyebilmek için geliştirdiği en tehlikeli yollardan biri olarak değerlendirilen uyuşturucu ve benzeri alışkanlıkların, insanda ana-baba, ahlâk, vatan, din-imân hiçbir değeri tanımayacak bir boşluğa ittiği ve bunun da özellikle “toplumun dinamik kısmını temsil eden” Genç olarak bizleri hedef aldığı ifâde edildi. Gençlik olarak temel meselemizin ahlâklı bir fert olabilmek ve bu gayeye mani olacak bütün zararlı tesirleri reddetmek olduğu vurgulandı. ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Ortaöğretim Teşkilâtlanmasının bundan sonra sistemli olarak yürütecekleri çalışmalar hakkında devamlılığının sağlanması yolunda kararlılık içinde olunması gerektiği ifâde edildi. ADIMLAR Dergisi

GÖNÜLDAŞLARIMIZ SABAH NAMAZINDA BULUŞTU

Allah Resûlü’ne yapılan hakaretlere karşı Anadolu’nun birçok bölgesinde çeşitli protestolar gerçekleştiren ve sosyal paylaşım sitelerinde Uyanış ve Kıyam adı altında örgütlenen gönüldaşlarımız ile ADIMLAR Dergisi Ortaöğretim Bürosu’nun düzenlediği “Peygamber Efendimiz (S.A.V.) İçin Bir İmza da Sen At!” kampanyası kapsamında bugün Sabah Namazına müteakiben Eyüp Sultan’da buluşuldu. Sabah namazını Eyüp Sultan camiînde kılan, çoğunluğu gençlerden oluşan kalabalık, namazın ardından camiîn avlusunda stand açarak imza topladı. Namazın ardında gönüldaşlarımızın açtığı pankartların ardında toplanan cemaatin içinden hanımların katılımı da dikkat çekti. Camiden ayrılan cemaatin büyük çoğunluğunun pankartların ardında kısa sürede olsa durup destek verdi ve bu süreç içinde açılan stantta kısa sürede 1500 imza toplandı. Cemaatten, Allah Resûlü’ne hakarete karşı imza toplanması sırasında gönüldaşlarımız bir de basın açıklaması okudu. Okunan basın açıklaması sırasında ve ardından sloganlar atan gönüldaşlarımız, eylemin ardından Eyüp Sultan Hazretlerini makâmında ziyaret ettiler ve duâlar ettiler. Ardından tekrar toplanarak Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i ziyaret için Eyüp mezarlığına doğru çıkan gönüldaşlarımız, Üstad’ın huzurunda toplu olarak yapılan duâların ardından, dönüş yolunda Esad Coşan Efendi’yi de kabrinde ziyaret ederek duâ ettiler. Düzenlenen programın ardından katılımcı gönüldaşlarımız toplu bir şekilde ADIMLAR Dergisi’nin Çağlayan’da bulunan merkezine geldiler.