CHARLİE HEBDO FEDAİLERİNİN RUHU AVRUPA’YI SARDI

Charlie Hebdo fedâ taarruzu, İslâm âlemi içerisindeki her kesimden Batıcı hainlerin korku ve panikle hep bir ağızdan ”hepimiz Carliyiz” biçiminde Batı’ya şebekçe yaltaklanmalarına sebep olurken, diğer yandan Batı içerisinden bir kısım vicdanlı aydınlar tarafından Batı’nın İslâm âlemi karşısındaki iki yüzlü ve düşmanca tavırlarına dikkat çeken çıkışlara da vesile oldu. Bir ruh ve değerler krizinin hakim olduğu Batı için, kendi değerlerini canları pahasına müdafaa eden İslâm şehitleri, adetâ gizli birer değerler fedâilerine dönüştü ve tıpkı 11 Eylül sonrası olduğu gibi, İslâm’a ilginin artmasına vesile oldu. Fransız Yönetmen İsabella Matic, Charlie Hebdo Taarruzunun ardından Facebook hesabından İslâm’ı seçtiğini duyurdu. Hollanda’nın tanınmış gazetecilerinden Peter R. De Vries ise katıldığı bir televizyon programında Charlie Hebdo saldırısında ölenler için asla “Je Suis Charlie” (Ben de Çarliyim!) demeyeceğini, çünkü onların kasten ve artarak devam eden bir şekilde dinleri aşağılamalarını doğru bulmadığını net bir ibiçmde ifâde etti. Vries ayrıca, çizerlerin genellikle sözde özgürlükleri istismar etmek suretiyle “senin annen bir O…..!” seviyesinin üzerine çıkmayan tarzda yayınlar yaptıklarını söyledi. Vries’ın bu sözleri üzerine salondaki seyircilerden de destek alkışı geldi. Ünlü gazeteci Avrupa’nın “fikir özgürlüğü” adı altında uyguladığı iki yüzlülüğe de vurgu yaparak “Avrupa’da “Yahudi soykırımı” ve Kraliyet aileleri hakkında yapılan eleştiriler suç teşkil edip yasal yaptırıma tabi tutulurken, başka insanların değerlerine aynı hassasiyetin gösterilmediği”ni söyledi. Batı toplumunun hoşgörüsüzlüğüne de değinen gazeteci, hala Batı’nın “fikir özgürlüğü”nü sadece kendi fikri söz konusu olduğunda tanıyan, fakat başkalarının fikirlerine özgürlük hakkı tanımayan tahammülsüz baskıcı tutumlarını eleştirdi. Hollandalı gazeteci, aralarında ünlü entelektüellerinde bulunduğu bir çok kişinin programdan sonra kendisini arayarak tebrik ettiklerini, kendilerinin söyleyemedikleri düşüncelerini korkusuzca dillendirdiği için kendisine teşekkür ettiklerini söyledi. Mehmet ŞAKİROĞLU

CİHAD VE KURTULUŞ YÜKSEK KONSEYİ’NDEN IRAK MİLLİ CEPHESİ

Cihad ve kurtuluş Yüksek Konseyi’nden Irak milli cephesi. Bölgedeki kaynaklarımızdan aldığımız haberleri paylaşmaya devam edeceğiz. Deyali/ Devrimciler, Mekdadiyye kazasında ki “Nevfel” bölgesinde patlayıcı düzenekleriyle İran “Basiç” konvoyuna saldırı gerçekleştirdi. Saldırı sonucu içinde ki unsurlarıyla birlikte 5 araç imha edildi. Görenler, İran’ın ölenlerin haberini aldığı ve cesetleri “Münziriyye” üzerinden İran’a taşıdıklarını bildirdi. Deyali-Mikdadiyye/ Katil Safevi milisleri, Hadi El-Amirî komuntanlığında Deyali-Mikdadiyye köyünde ki ev sakinlerine yurtlarını terketmeleri için iki gün mühlet verdi. Deyali-Mikdadiyye/ Irak Milli Akıncıları, Mikdadiyye’de Üçüncü Tugay komutanı Ahmet Abdurrahman (Cafer Ebu Mutazir) öldürdü. Uluslar arası Bağdat havalimanı çevresinde ki güvenlik sorunu nedeniyle Etihad Hava yolları, Gulf Hava yolları, Emirates Hava yolları, Royal Jordan Hava yolları, Orta doğu ve Arap Hava yolları ve diğer şirketler, Bağdat Havalimanına olan uçuşlarını askıya aldılar Tercüme: M. İbrahim Musluoğlu -Adımlar Haber-

25 OCAK ŞEHİDİ SANCAR KARTAL’I UNUTTURAMADILAR

….. Çatışmanın son saatleri… Karşı koğuşa bakan duvarın dibine Kumandan başta olmak üzere bütün mücahidler sıralanmış, oturuyorlar. Oturanlar içerisinde, daha önce bahçeye çıkmak zorunda kalıp tekrar içeriye girmeyi başaran, Şehid Sancar Kartal da var… Tavandan, karayüzlü birinin attığı kahpe kurşunla İbrahim Tatlı gönüldaş ayağından vuruluyor… Aynı ânda, karşı koğuşun çatısından İBDA-C Koğuşu’na doğru uzun namlulu silâhlarla yapılan atışlar devam ediyor. Kurşunlar, duvar dibinde, kimi sigara içerek sakin bir şekilde oturan mücahidlerin kulaklarının dibinden ıslık çalarak geçmekte. Islık çalan kurşunların her biri, ya elbise dolaplarında yada koğuşun karşı duvarında patlıyor. Tam da o esnâda Sancar’ın sakin, fakat orada bulunan bütün mücahidlerin duyabileceği tondaki sesi yankılanıyor: “Vuruldum!” Ardından Kumandan’a hitâben; “Kumandanım! Ben ölüyorum, hakkınızı helâl edin!” diyor. Kumandan gayet mütevazi bir şekilde Sancar’a karşılık veriyor; “Helâl olsun oğlum! Ne hakkımız var ki?!.” O esnâda bir gönüldaşın sesi araya girerek; “Yahu ne ölmesi! Ölmek öyle kolay mı? Hemen ölünür mü?” şeklinde Sancar’a hitâb ediyor. Gönüldaşın, Sancar’a bu şekilde hitâb etmesinin sebebi, muhakkak ki onun sükûnetinden ve öleceğini gayet tabiî bir biçimde söylemesinden kaynaklanıyordu… Ve Sancar’ın sesi bir kez daha duyuldu: “Eşhedü En lâ İlâhe İllallah………..” Duvar dibine Kumandan’ın yanına sıralanmış, gayet sakin bir şekilde oturan oradaki Mücahidlerin Sancar’ın ağzından duydukları son söz, Kelime-i Şehâdet’ti. Allah’ın Varlığı’na şahidlik ederek, düşmanın, sırtından attığı kahpe kurşunuyla son nefesini veren Şehid Sancar Kartal’ı ne dün, ne bugün; Hiçbir nifak, fitne, bozguncu ve bölücü zihniyet bize unutturamadı, unutturamayacak. Öncü şehidlerimiz borçlarını ödedi. Şimdi sıra bizde! Şehid Sancar Kartal Kısas Kıtaları’na selâm olsun! ADIMLAR Dergisi

IRAK MİLLİ CEPHESİ CİHAD VE KURTULUŞ YÜKSEK KONSEYİ’NİN RAPORU

 El-Enbar Devrimciler , ağır makineli ve orta makineli silahlarla Remadi’nin doğusunda yer alan “Es-Secariyye” bölgesine ve Remadi’nin “Ebu-Gaim” ve “Ebu Sûde” bölgelerine saldırı gerçekleşti. Saldırı sonucu Safevi milislerinden beş kişi öldürüldü ve içinde bulunan bir kişi ile beraber Hammer aracı imha edildi. El-Enbar- Remadi “El-Verar” askeriyesinde ki “Anti-terör” kuvvetleri karargahına 120mm havan toplarıyla çok dakik ve isabetli saldırı düzenlendi. El-Enbar Katil Safevi milislerinin Fellucede ki “Ehya Cebîl” bölesine saldırı açıp 5 kişiyi şehit etmesi ve evlerini yıkmasına karşılık Devrimciler, “Heyakil” bölgesinde ki işbirlikçi paralı askerlere ve milislerine ve çimento fabrikasına 120mm havan toplarıyla saldırı gerçekleştirdi. El-Enbar İşbirlikçi ordularının Fellucenin “El-Culan” semtinde ki sivillerin evlerine füzelerle ve ağır silahlarla açtığı saldırı sonucu içlerinde çocukların ve kadınlarında olduğu 9 sivil şehit oldu. Ebu Garip Devrimciler, Safevi milislerin Felluce’de ki ev sakinlerine yönelttiği 13 mekanizmadan oluşan birliklerine saldırdı. Saldırı sonrası 4 mekanizmalı toplu taşıma aracı ve içindekiler, ekipmanlar ve silahlar imha edildi. Kuzey Bağdat Katil Safevi milislerinin “Tarimiyye” ve “Et-Tase” bölgelerindeki ev sakinlerine açtığı çapraz saldırına maruz kalan bölgedeki siviller göç etmek zorunda kaldı. Kaynak, Irak Milli Cephesi Cihad Ve Kurtuluş Yüksek Konseyi’nin Resmi Sitesi: Tercüme: M. İbrahim Musluoğlu -Adımlar Haber-

TÜRK AVUKATLARI YILMAZ VE ARSLAN’DAN, CARLOS’A ZİYARET

Adımlar Dergisi’nin Almanya Bürosu olarak 20 Ocak 2015 Pazartesi günü, misafirlerimiz Sayın Av. Güven Yılmaz ve Sayın Av. Ahmet Arslan’ı Almanya Düsseldorf Havalimanında karşılamıştık. Fransa’nın Poissy Cezaevi’nde esir tutulan Carlos ile görüşmek üzere Türkiye’den gelen Avrukatları Güven ve Ahmet beylerin yapacakları söz konusu ziyaret süresince kendilerine eşlik ettik. Gönüldaş Carlos (Ilich Ramirez Sanchez – Salim Muhammed) ile görüşmenin gerçekleşeceği 22 Ocak Perşembe sabahı Adımlar Almanya Cephesi’nden bir gönüldaşımız eşliğinde Almanya’dan Fransa’ya doğru yola çıkıldı ve aynı günün akşamı geri dönüldü. Daha önce resmi yazışmalar eşliğinde cezaevi idaresinin bilgilendirilmesine rağmen ziyarete gelen gönüldaş avukatlara çeşitli zorluklar çıkarılmış ve Carlos ile fotoğraf çekimine de izin verilmemiştir. Aynı şekilde ziyaret öncesi Adımlar Dergisi muhabiri sıfatıyla Carlos’u ziyaret başvurumuz da reddedilmiştir. Gönüldaş avukatlardan öğrendiğimize göre Gönüldaş Carlos ile başta Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ve verdiği Tarihi Konferans olmak üzere, Avrupa’da yaşanan son gelişmeler, Türkiye’ ve çevresi hakkında son derece verimli geçen görüşmeler sonrasında Carlos, başta Kumandan Mirzabeyoğlu olmak üzere, özellikle cezaevinde bulunan tüm İBDA-C Davasından yatan gönüldaşlara devrimci selâmlarını ilettiğini bildirdiler. Yaptıkları bu ziyaret öncesi ve sonrasında birikte geçirdiğimiz bu günlerin ardından Sayın Av. Yılmaz ve Av. Arslan ile hem Kumandan Mirzabeyoğlu’nun ve hem de Carlos’un hukuki durumlarına ve gündeme dair konular üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşimizin metnini ve videosunu kısa bir zaman içinde http://www.adimlardergisi.de internet sitemizde yayınlayacağız. ADIMLAR Almanya

STERN: 200 YILLIK KANLI HESAPLAŞMA… EBEDİ ÖFKE!

Almanya’nın dünyaca ünlü haber dergilerinden biri olan Stern Dergisi 22 Ocak 2015 tarihli aktüel sayısının ana temasını İslâm ile Modern Avrupa arasındaki hesaplaşmanın 200 yıllık tarihine ayırdı. Avrupalı bakış açısıyla yazılan ve devam edeceği anlaşılan yazı dizisinin başlığı “İslam ve Avrupa: Ebedi Öfke!” Kapaktan verilen söz konusu başlıkta dikkat çeken husus ise Türkçe “öfke” anlamına gelen “zorn” kelimesindeki “o” harfinin hilâl-yıldız sembollerle verilmesi. “Hilâl” ve “yıldız” terkibinin, “İslâm” denince Batı’nın zihninde canlanan “Türk” imajını göstermesi kapak resmine de yansımış. Kapak resmi olarak Türk Akıncıları ile Fransız Napolyon ve askerlerini karşı karşıya resmeden yağlıboya bir tabloyu kullanan dergi, söz konusu imajları Avrupalıya tekrar hatırlatmaya çalışıyor. İslâm Âlemi ile Modern Avrupa’nın ilk karşılaşmasının Napolyon’un 1798 yılındaki Mısır İşgâli etmesi ile başladığını belirten kapak yazısı, yaşanan bu ilk karşılaşma sonrasında hayranlıkların, yakınlaşmaların, anlaşmazlıkların ve nihayet hesaplaşmaların topyekûn hâlinde başlangıcı olarak bu tarihi ortaya koyuyor. Bahsettiğimiz kapak yazısı “Ebedi Öfke!”nin hemen altında şu spot kullanılmış: Napolyon’dan Paris saldırılarına kadar 200 yıllık kanlı hesaplaşma! Adımlar Dergisi’nin 4. sayısı olan 1 Ocak 2015 tarihli nüshasının kapak ifâdesi olan 2015 – Hesaplaşma Mutlaka başlığını hatırlatan Stern Dergisi’nin bu sayısı, Batı ve Batılının yaşanmakta olan süreci anlama ve anlamlandırma çabası olarak görülebilir. Carlie Hebdo saldırısı yaşanmadan önce 2015 yılını Hesaplaşma Yılı olarak gördüğünü ifâde eden Adımların bu çıkışının Zamanın Ruhu ve “muradını kestirmek” yönüyle nelere vesile oluğunu ve nasıl da bereketlendiğini hayretle müşahede etmekteyiz. ADIMLAR Avrupa

BAŞ TERÖRİST İNGİLİZ, CEPHEDE

İngiltere’nin başkenti Londra’nın Belediye Başkanı Boris Johnson Irak’ın Kuzeyi’ndeki Etnik Kürtçülüğün merkezi olan Erbil’e yaptığı ziyaret sırasında, Peşmerge mevzilerinden işgâle direnenlere karşı Kalaşnikof’la poz verdi. Irak’ın Batı ve işbirlikçileri tarafından işgâl edilmesine direnen Kurtuluş Savaşçıları karşısında, 91 ve 2003’te işgâlci Batı gücüne kapıyı içeriden açan Etnik Kürtçü Peşmergeyi eğiten İngiliz askerlerini ziyaret eden Jonson aynı zamanda “meşhur” Ali Kemal’in öz be öz torunu. Söz konusu “meşhur” Ali Kemal, Ermeni komitacılarını savunduğu için nâm-ı diğer Artin Kemal, Damat Ferit Hükümeti’nde Maarif ve Dahiliye Nazırlığı yapmış, şöhretini ise, her fırsatta İngiliz Mandacılığı propagandası yapıp, Kurtuluş Savaşı’na ve Kurtuluş Savaşçıları’na küfürler ederek kazanmış ve nihayet Kurtuluş Savaşı’nın kahraman komutanlarından Nurettin Paşa’nın emriyle linç edilmiş bir haindir. Tasviri tamamlamak gerekirse Nurettin Paşa’nın teslim aldığı Ali Kemal, Paşa’nın kumandanlık karargahı önünde bekleyen “genç subaylar” tarafından linç edildi (6 Kasım 1922). Kafası çekiçlerle ve taşlarla kırılarak öldürüldü. Çıplak vücudu ayaklarına ip bağlanarak sokaklarda dolaştırıldı ve cesedi, Lozan Konferansı’na giderken trenle İzmit’ten geçecek olan İsmet Paşa görsün diye, istasyonda bir sehpaya asıldı. İşte söz konusu Ali Kemal’in torunu olduğu söylenen Johnson’un motivasyon kaynağını buradan okuyabilirsiniz. Johnson’un işbirlikçi Peşmerge siperinden Kurtuluş Savaşçılarına attığı kurşunlar, sembolik olmanın ötesinde mânâlar taşıyor; İngiltere’nin 100 yıllık işgâl projesi ve bölgedeki hayâlleri, Londra Belediye Başkanı’nın şahsında apaçık bir şekilde ortaya konuluyor. Elinde keleşnikof ve takım elbiseyle etnik Kürtçü Peşmergelerle siperde poz veren Londra Belediye Başkanı, bu ziyaretiyle içinde bulunduğumuz safhanın ne kadar şedid geçeceğinin habercisi adetâ… Anlaşılan Temmuz 2005’te Londra yeteri kadar özgürleşememiş olacak ki, Londra Belediye Başkanı kalaşnikofla coğrafyamızda arzı endâm ediyor… Madem sen Belediye Başkanı olarak gelip buraya, elinde Peşmergenin kalaşnikofuyla işgâle direnenleri tehdid ediyorsun, o zaman Londra caddelerinde, ellerinde kalaşnikoflarla akıncıları gördüğün zaman “bunların burada ne işi var!” diye ağlama yarışına girmeyeceksin! Bundan sora Avrupa’yı neyin beklediğini merak edenler bu fotoğraflara iyi baksınlar! Ve arşivlerine kaydetsinler! Bu fotoğrafların Londra sokaklarında geri dönüşümü olduğu zaman, herkes birbirine hatırlatsın Belediye Başkanı’nın cephedeki bu pozlarını… Bu millet, deden Ali Kemal’e ne yaptıysa, sana da aynısını yapmaktan çekinmeyecek ve böylece kazanacak bu savaşı. Yaşanmakta olan “yeni safha”nın en önemli özelliği, artık herkesin kartlarını açık oynamasında; dolambaçlı politikalara girme gereği dahi duyulmamasında. Bu bir savaş! Ve bu savaş, Paris’i vurduğu gibi, Londra’yı da vuracak tekrar tekrar… Coğrafyamızda 100 yıllık bir plân ve programın adı olan Etnik Kürtçü bir devletin kurulması için İngilizler cephede açık bir şekilde kendilerini göstermekten çekinmiyorlar. Bütün bu tablonun esas konusu olan ve her şeyiyle, pazarlıksız bir biçimde Amerikancı, İsrailci ve İngiliz işbirlikçisi olan Etnik Kürtçülük apaçık bir şekilde ortada olmasına rağmen, işgâle karşı direnen Kurtuluş Savaşçılarına “gizli Amerikancı” diyebilenlerle de verilecek bir savaşımız var elbet… Kurtuluş Savaşı bitmedi! Aydın KALKAN

DOĞU PERİNÇEK: BİZİM İSLÂMIMIZ BATI’YA KARŞI DİRENEN İSLÂM

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Al Jazeera Türk’e verdiği röportajda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Alişer Delek’in sorularını yanıtlayan Perinçek, “Ermeni meselesi” kapsamında gerçekleştireceği Strasburg yolculuğu, Hükümet üyelerinin yolsuzluk yapıp rüşvet aldıkları gerekçesiyle yapılan “Yüce Divan” oylaması, Tayyip Erdoğan hakkındaki suçlamalar ve AKP’nin yürüttüğü politikalar yanında, “açılım” çerçevesinde AKP, Peşmerge ve PKK ittifakını değerlendirdiği röportajında, ABD, Hükümet ve muhalefet partileri ile TSK ve İşçi Partisi ilişkisini de yorumluyor. İslâm ile ilgili değerlendirmelerinin yanlış anlaşıldığına dikkat çeken Perinçek, “bizim İslâmımız” diyerek “Batı’ya direnen, başı dik olan bir İslam” anlayışını benimsediklerine dikkat çekiyor. Söz konusu röportajı alâkalarınıza sunuyoruz. ADIMLAR Dergisi Perinçek: Avrupa’ya özgürlük gelecek İsviçre, 2005 yılında Avrupa’da da hâlâ tartışılan “Ermeni soykırımı iddialarını reddeden ve olmadığını söyleyenlere ceza öngören yasayı” kabul etti. Karar bugün Avrupa’da ifade özgürlüğünün davası haline geldi. Davanın bu noktaya gelmesinin baş mimarı ise kuşkusuz İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek. Perinçek yasanın çıktığı yıl İsviçre’ye gitti ve “Ermeni soykırımı iddiaları emperyalist bir yalandır” dedi. 2007 yılında 3 ay hapse mahkum edildi. Dava AİHM’e taşındı ve AİHM de 2013 yılında İsviçre mahkemesinin kararını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “İfade Özgürlüğü” başlıklı maddesinin ihlali olarak değerlendirdi. Dava şimdi İsviçre’nin itirazı üzerine Strasburg’daki Büyük Daire’de görülecek. 28 Ocak’taki davada Perinçek’in yanında pek çok siyasetçi, yazar, sanatçı da olacak. Hem bu dava hem de gündemi konuşmak için Doğu Perinçek’le buluştuk. Perinçek 28 Ocak deyince heyecanlanıyor ve “Biz bütün Avrupa’ya özgürlük için oradayız” diyor. Perinçek gibi siyasete 68 Dev-Genç liderliğinden başlayan bir isimle konuşunca konu konuyu açıyor. Ama her konu her seçim öncesi Perinçek’ten duymaya alışık olduğumuz “çözüm İşçi Partisi iktidarıyla gelecek” ve “bu seçimde zafer İşçi Partisi’nin” söylemiyle bitiyor. Perinçek’in siyaset heyecanı hiç bitmiyor… – 28 Ocak’ta Strasburg’a gidiyorsunuz. 2005’den bu yana sizin bir “kavganız”. Ne olacak, ne bekliyorsunuz, beklentiniz ne? Biz orada bütün Avrupa’nın özgürlüğü için varız. Yani burada Doğu Perinçek’e özgürlük, Türklere özgürlük falan değil. Sonuç itibariyle bütün Avrupa yurttaşlarına özgürlük. Çünkü “şunu söyleyemezsin, bunu söyleyemezsin” gibi bir dayatma olmaz. Bu Avrupa’nın özgürlük geleneklerine aykırı. Ermeni soykırımı olmuştur olmamıştır tartışması tarihçilerin ve toplumun yapacağı bir tartışma ama “sen bunu söyleyemezsin sus”, bu hukukta böyle bir şey yok. Nitekim AİHM’de bu davayı kazandık. Şimdi Büyük Daire’ye geldi olay. Büyük Daire’de de kazanacağız. Yani sonuç itibariyle “Avrupa’da Ermeni soykırımı olmamıştır, bu bir emperyalist yalandır” söylemi özgürleşirken, Avrupa’ya da özgürlük götürmüş oluyoruz biz Doğulular. – İfade özgürlüğü… Tabii… Çünkü en sonunda onların da ifade özgürlüğü. Çünkü bir yerde siz “şunu söyleyemezsin bunu söyleyemezsin”e başladığınız zaman bu Avrupa’da özgürlüklerin yok edilmesi olur. – Yani bunu “Ermeni soykırımı yokturu Avrupa’ya göstereceğiz”den ayırıyorsunuz anladığım kadarıyla. Çünkü bu ifade özgürlüğü davasıdır. AİHM ve Büyük Daire de “ifade özgürlüğü” davası görülüyor mu diyorsunuz? Tabii tabii ifade özgürlüğü. İfade özgürlüğünde mücadele oluyor. Ama aldığımız kararda bunlardan ileri şeyler var. Yani yalnız ifade özgürlüğü değil, bunu yansıtmadılar. AİHM’nin 1. Dairesi’nin kararında şu da söyleniyor: 1. Dünya savaşında 1915’deki olaylar Yahudi Soykırımı’na benzemiyor. Soykırım bir hukuki kavram. Karşılıklı kırımlar oldu. “Bunu zaten Doğu Perinçek inkar etmiyor” diyorlar kararda. Ama bunu soykırım olarak nitelenmesi hukuka aykırı. Dolayısıyla 1. Daire kararında soykırım olmamıştır bile var dolaylı olarak. – Güncel siyasete dönelim. Bizim Yüce Divan’a. En son oylama. Hemen o geceyle başlayalım. İzlediniz televizyondan oylamayı. Ne gördünüz? Bir kere yüzü ak olanlar, alnı ak olanlar Yüce Divan’dan korkmaz. Yani Yüce Divan’dan kaçırdılar. O kadar ağır suçlamalar var ki. Ayakkabı kutuları falan filan ötesinde… Biz mahkemelerde de bunu getirdik. Tayyip Erdoğan’ın yakınlarıyla konuşmaları var. – Montaj olduğunu söylediler… Hayır, hayır… Ona hiç kimse montaj diyemiyor. Biz onu mahkeme dosyasından çıkarttık. Ve gümbür gümbür mahkemelerde çıkarttık, bir çok basın toplantısı yaptık. Fakat maalesef basın yer vermedi. Zaten konuşmalar şifreli, yani yasal olsa o şifreler olmaz. Hep şifreli konuşuyorlar. Ama o şifrelerin hepsini biz çözdük. – Ama bu iddialarla bir seçime girdi AK Parti ve yüksek de oy aldı. Bunu neye yoruyorsunuz? Bizim toplum şuraya geldi: Kim borç bulacak o hükümet olsun. Türkiye’deki hükümet formülü bu, kim borç bulacaksa o hükümet olsun. Neden? Çünkü çark dönecek. Çark nasıl dönüyor? Türkiye ekonomisi borca batmış. Bu borcu ancak borç alarak kapatabiliyor. O zaman toplumda şöyle bir şey yaratmış, kim bize nereden borç bulabilir? Turgut Özal bulabilir, o bizi yönetsin. Tayyip Erdoğan bulabilir, o bizi yönetsin. Peki borç kime veriliyor? Türkiye’yi kim bölecekse, Büyük Ortadoğu Projesi’nde kim eş başkanlık yapacaksa ona borç verelim. Yani bu borç mekanizmasıyla Ortadoğu’da Amerika’nın taşeronu haline getirildi Türkiye’nin tepesindeki Tayyip Erdoğan yönetimi. – Ortadoğu’ya bir parantez açalım mı? Sizin söyleminizdir, şimdi de söylüyorsunuz: ABD ve enstrümanı AKP… Bir enstrümanı AKP. Bir enstrümanı Barzani, bir enstrümanı da PKK. Bir de birtakım terör örgütleri var. Özgür Suriye Ordusu gibi örgütler. – Şimdi sizin söyleminizle Amerika Birleşik Devletleri’yle işbirliği yapan bir iktidar var, ama Türk dış politikasına dönüp baktığımız zaman son bir iki yılda Mısır politikası, Suriye politikası, İsrail politikası, İran da dahil Amerika’nın istemediği, Amerika’nın “parmak salladığı” bir iktidar gibi duruyor. Şimdi şöyle; bir yandan Türkiye’nin mecburiyetleri de var. Bir yandan Amerika’nın yönlendirmeleri var. Bu büyük bir gerçek. Bu AKP iktidarını asıl açıklayan olay, bu yönlendirmelerdir. “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” diye söylediğini 36 yerde söylediğini tespit ettik. Bu ne demek, “ben başka devletin hiyerarşisi içinde yer alıyorum” demek. Bu bir gerçek. İkinci bir gerçek daha var. Türkiye 77 milyonluk, devlet geleneği olan büyük bir ülke. Bunun ekonomisinin ihtiyaçları var. Toplumsal ihtiyaçlar var. Bunlar da Türkiye’yi başka bir yere zorluyor. AKP, Türkiye’nin ihtiyaçlarından gelen baskıyla, Amerika’dan gelen baskı arasında sıkışmış durumda. – Şunu anlayamadım ama Mısır’da darbe yapan Sisi’ye “darbecisiniz ve ilişkilerimizi kesiyoruz” dedi AKP. Ama o darbeyi ABD destekledi. Bunun ülke ekonomisine, ekmeğe ne faydası ya da zararı var? Şimdi ben tam öyle görmüyorum. Bakın Sisi geldikten sonra ne oldu İhvan’a karşı bir halk hareketiydi. O halk hareketi askerle birleşti ve kazandı. Mursi’yle birleşse asker Mursi kazanacaktı. Yani gelmiş sarayın kapısına dayanmış 1 milyondan fazla insan vardı. Orada asker sonucu belirleyen bir rol oynadı ve halkla birleşti. Bu iyi bir şey. – Askeri darbe var ama. Ben askeri darbe olarak görmüyorum. Bir halk hareketiyle, İhvan rejimi, Mursi rejimi devrildi. Asker de halktan yana tavır aldı. Türkiye’nin oraya burnunu sokması çok büyük yanlış. – Tekrar AKP – ABD’ye dönersek. Mısır ya da benzer bir iki örnekte karşı karşıya geldiklerini görüyoruz. Zaman zaman geliyor. Mesela Rusya ile anlaşmalar yapıyor AKP. Aksi takdirde Türkiye ekonomisi batar. AKP de ABD’ye dönüp şunu söylüyordur: Bunları yapmazsak biz devriliriz. Türkiye’de iktidar olduğunuz zaman sonuna kadar Amerikancı olmazsınız. Çünkü Türkiye’nin menfaatleri bir yerde sizi dizginler. – Az önce Mısır’ı konuşurken, “halkın isyanına ordunun desteği” dediniz. Aklıma Hasan Cemal’in size ait olduğunu söylediği bir laf var. “Gericilerin üzerine yürürse tankları alkışlarım.” Hâlâ aynı mı düşünüyorsunuz? Şimdi yani Türkiye’nin bir ortaçağla hesaplaşması var. Ortaçağ ilişkileriyle. Şimdi gericilik deyince yanlış anlaşılmalar oluyor. İslam’la hesaplaşma değil. İslam bizim tarafta olan bir şey. Batı’ya direnen, başı dik olan bir İslam bizim İslam’ımız. Sonuç itibariyle iktidar namlunun ucundadır. Yani silah düşman tarafta olduğu zaman siz altta kalırsınız. Allende’nin çalına geldiği gibi. Hiçbir iktidar iddiası olan bir parti kalkıp da asker düşman tarafta olsun diye bir şey temenni etmez. – TSK’nın AKP’yi devirmek için harekete geçmesini de alkışlar mısınız? Öyle bir ihtimal yok. Halksız bir ihtimal yok. Halk AKP’yi devirecek. Halk devirdiği zaman da biz ordunun AKP’nin yanında olmasını arzu etmeyiz. Halk hareketi ve seçimlerle devrilmeli. Seçim de bir halk hareketi sonuçta. – Ufukta böyle bir şey görüyor musunuz? Görüyorum. Şöyle ama Türkiye derin bir krize girdi. Onların kurduğu borçlanma ekonomisi iflas etti. Bunların sıcak parayı bulma şansı yok. O zaman ne olacak? Dış alımda daralma olacak. Sanayide iflaslar, fabrikada kilit vurmalar ve işten atmalar. Doların yükselmesi. Bu koşullarda seçim yaşanacak. Ve biz o koşulları düşünen projeksiyonlar yapıyoruz. – Türkiye ekonomik krize girdi ve 2015 AKP’nin son yılı mı olacak diyorsunuz? 2015 yılı AKP’nin son yılıdır. Şimdi Türkiye’nin önünde şu var: Amerika ne yapacak? Amerika’nın bir seçeneği yok. CHP’den bir iktidar çıkmaz. Bitti CHP. Bu milletten tamamen koptu. PKK bölücülüğüyle açık işbirliğine girdi. Seçime beraber girmeyi planlıyorlar. MHP’den bir iktidar üretemez. – İşçi Partisi mi Amerika’nın tercihi? Olmaz! O sıfır ihtimal. Ben ABD yerine düşünüyorum acaba ABD Güneydoğu’da bir isyan kışkırtıp acaba arkasından onu askere bastırarak askerden bir seçenek üretmeye yönelebilir mi? Sonuç olarak böyle bir seçenekle bu seçimlerden İşçi Partisi’nin içinde olduğu bir milli hükümet çıkacak. – 3 Kasım 2002 gecesi. Ulusal Kanal’da seçim sonuçlarını değerlendirirken “AKP seçimle bile gelse meşru değil, milletler gaflete düşebilir, zaten milli kuvvetler 3-5 ay sonra AKP’yi devirecek” dediniz. Hâlâ aynı noktada mısınız, meşru değil mi? Değil! AKP, Amerika tarafından Türkiye’nin tepesine oturtuldu. Bu rivayet değil. 1996 yılı Ekim ayında bunu Aydınlık kapak yapmıştı. Açıyoruz CIA’e bağlı think tank dergisini: Türkiye’de artık DYP-ANAP dönemi bitti. Türkiye’nin başına Erdoğan gelecek, Dışişleri Bakanı da Gül olacak. Bunu 96’da söylüyor, 2002’de bu oluyor. ABD daha 96 yılında atamış. Bunun meşruluğu var mı? – Türkiye’nin AKP ile beraber geçirdiği 13 yıl, her seçimde artan oy oranı, bunlar bir şeyi değiştirmedi mi? Halk hâlâ mı gaflet içerisinde? Gaflet demeyeyim. Bakın, sıcak parayı bulduğu için halk onu seçiyor. Çünkü ekonomi borca dayalı. Sıcak para akışı sürdüğü sürece halk durumu kurtardığı, evine ekmek götürebildiği için o sıcak parayı bulan rejime oylar yönlendiriliyor merkezlerden. Halk bunu böyle düşünmüyor ama günlük hayatından bakıyor. İşi gücü olmayana da yardımlar sadakalar veriyor. Yani istikrarı temsil etti AKP, onun için oy aldı. O istikrar bitti. – Siz siyaseti hep böyle yaptınız değil mi? Yanılıyorsam düzeltin, 87 yılında 2000’e Doğru dergisi çıktığında 2000 yılında devrim olacak demiştiniz. Niye adı 2000’e Doğru. 2000’li yıllar. Ve bu doğru çıkacak. – 2000’li yıllar kavramı en az 900 yıllık bir süreç ama. 2000’e doğru derken, 2000’e kadar bir şey beklemiyoruz demek o. 1980 yılında bir dünya ekonomisiyle bütünleşmeye girildi, o sürecin sonuna geldik diyoruz. 2000’e doğru derken, 2000 değil, 2000’li yıllar. Orada bir analizimiz vardı. – 2002’de de Genç Parti oylarımızı çaldı dediniz. Ama sonrasında da çok seçim gördük. Ama hapisteydik… Hep hapisteydik. – Bu seçimde tamam mı? Ama biz de oralardan barikatları yıkarak çıktık, TSK’yı da İşçi Partisi kurtardı. TSK da içeri atılmıştı. Bütün mensuplarıyla konuşun, bizi buradan İP çıkardı diyorlar. Başarılarla bugüne geliyoruz. – “Askerleri de İşçi Partisi kurtardı” dediniz. Şimdilerde de görevinden ayrılan, emekli olan askerlerin İşçi Partisi’ne katılması gibi bir durum söz konusu. Bunun bir ahde vefasını mı görüyoruz? Ahde vefa değil. Bizi kurtardılar diye değil, Türkiye’yi kurtarabilirler diye. Asker olaya bu vatanı kim bütünleştirir diye bakıyor. Onlar diyor ki İşçi Partisi’nden başka bir şey yok. – Net sorayım, askerler neden İşçi Partisi’ni tercih ediyor? Cumhuriyet ve vatan bütünlüğü nedeniyle. Ve biz bundan memnunuz. Çünkü biz iktidar mücadelesi veriyoruz. Sonuç olarak iktidar olduğumuz zaman asker karşı tarafta ise nasıl iktidar olacağız. Yani önümüzde bir iktidar sorunu var. Askeri düşmanın yanına iterek bir bağımsızlık, Cumhuriyet mücadelesi olur mu? Bunun zemini var. Türk Ordusu 90’lardan sonra ABD’nin kontrolünden çıktı. Bunun için adamları içeri attılar. İki gücü hedef aldı ABD: TSK ve İşçi Partisi. Demek ki ABD’ye direnen iki güç var. – “Asker karşı taraftaysa nasıl iktidar olacaksınız” dediniz. Ciddi ve bence en önemli sorudur bu. Biz askerle darbe yaparak iktidar olmayacağız. Ama biz asker bizim tarafta en azından demokrasiye saygılı değilse iktidar olamayız. İktidar namlunun ucundadır. Sonuç itibariyle iktidar demek kuvvet demek. O kuvvet kim? Silahlı güç. Eğer devletin silahlı gücü düşman taraftaysa siz iktidar olamazsınız ki? – Az önce de söylediniz, Ergenekon döneminde de söylediniz: Ordu’ya bir komplo var. Şimdi Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da “kumpas” ifadesini kullandı. Siz o açıklamayı duyduğunuzda ne düşündünüz? Sevindim. – “Aynı noktaya geldik” mi dediniz? Onlar bizim noktaya geldi. Biz nerde duruyorsak, aynı noktada duruyoruz. Onlar o F tipi örgütle beraber gladyo oluşturdular. Daha doğrusu gladyoyu devraldılar. Beraber götürüyorlardı. Bizim mücadelemiz onları böldü. Hayat. O devam edemezdi. – AKP Cemaat kavgası… Bence AKP Cemaat kavgası değil. O Türkiye’nin gladyo ile kavgası. Bunu AKP Cemaat kavgası olarak koymak çok büyük yanlış. O zaman biz hepimiz tarafsız konumda oluşuyoruz. Yani ikisi kavga ediyor. Biz diyoruz ki bu kavga 1970’lerden bu yana gladyo ile kavga. Yani gladyoyu beraber kurdular. Ben mahkemede de söyledim. Ey hakimler, siz gladyoyu mu arıyorsunuz. Bir numarası Tayyip Erdoğan, iki numarası Abdullah Gül, üç numarası Fethullah Gülen. Bunlar beraberlerdi bu kumpası beraber kurdular. Ve Amerika kurduğu için onlar da burada görev aldılar. Ne oldu bu kumpas bir yerde geldi kayaya dayandı. Devam edemeyince de bölündüler. – Peki şimdi iktidarın söylemiyle “Paralel yapı”yla mücadelede iyi gidiyorlar mı? (Gülerek) Valla ne kadar çok yaparlarsa o kadar iyi. – İşçi Partisi’nin yayın organları, 2000’e doğrudan başlayan süreç, Aydınlık dergisi, Ulusal Kanal vb. hep yayınladığı gizli belgelerle bilinir. Nerden geliyor bu belgeler? (Gülerek) Siz bir mücadelede en kararlı, en önde olursanız bütün belgeler size gelir. Bunun sırrı bu. – Kürt meselesine gelelim. Nasıl görüyorsunuz çözüm sürecini? Çözüm süreci bitti. Çözüm süreci dediğiniz AKP ile PKK ortaklığının açılımını kastediyorsunuz o bence devam edemeyecek. 6-7 Ekim’de ve Kobani’de o olay bitti zaten. Ayn’el Arab’da PKK çil yavrusu gibi dağıldı, İŞİD karşısında. Onun “ben kanton kurarım, Kürdistan yaparım” iddiaları çöktü. Arkasından Türkiye’de çarşıları yaktılar, kendi amcasının oğlunu canını yaktı, okulları yaktı, Atatürk heykellerini tekmeledi falan o iş bitti. Diyarbakır, Varto’dan gelen arkadaşlarla konuşuyorum, ben gittim o bölgeye, PKK çok hızlı bir iniş içerisinde. Halk ondan soğudu, uzaklaşıyor. – Alternatif? Alternatif işte biz. Halkımızla bütünleşeceğiz. PKK’ya karşı devletin yaptırım gücünü kararlı olarak, hukuk içerisinde uygulayacağız, bölge ülkeleri İran, Irak, Suriye ile birlikte olacağız ve PKK’ya silah bıraktıracağız. – CHP’yi nasıl tanımlıyorsunuz? CHP Cemaat ile açık işbirliği halinde ve Amerika’dan iktidar dileniyorlar. Ama şansları yok, çünkü öyle büyük bir yanlışa girdiler ki; AKP CHP’nin kucağına PKK’yı bıraktı. Ve şimdi PKK ile işbirliği yaparak seçime gidiyorlar. – Ayrıldıktan sonra Emine Ülker Tarhan ile görüştünüz mü? Yok görüşmedim. Yani ben görüşmek istedim ama o görüşmek istemedi. Kaynak: Al Jazeera

İŞBİRLİKÇİ ETNİK KÜRTÇÜLÜKTEN KİMYASAL SALDIRI: 1300 ŞEHİD!

Musul’da, aralarında çocuklarında olduğu 1300’den fazla kişi katledildi. Katliamın sebebi kimyasal silâh kullanımı… Geçtiğimiz sene içerisinde İslâm Devleti’nin hâkimiyetine geçen Musul’u geri almak isteyen Peşmerge çetelerinin kimyasal silâh kullandığını, halkı zehirli gaz bombalarıyla bombaladığını İslâm Devleti Ninova Eyaleti Medya Ofisi açıkladı. İslam Devleti Ninova Eyaleti Medya Ofisi “acil” koduyla yayınladığı bildiride, İsrailci Mesud Barzanî’ye bağlı işbirlikçi Kürtçü teröristlerin Musul kentindeki Müslüman halkı, zehirli Amerikan gazlarıyla bombaladığını duyurdu. Devletin bildirisinde şöyle dendi: “Haçlı-laik ittifakın gerçekleştirdiği yeni açık saldırıda Kürt Peşmerge militanlar bu akşam, El Arabi ve El Islah Ez Zirai mahallelerinde güven içindeki Müslümanları zehirli gazlarla bombaladı. Bombardıman neticesinde onlarca Müslüman boğularak hayatını kaybetti, onlarcası da yaralandı.” Ardından şöyle eklendi: “Allah’ın canlarını aldıklarına Allah’tan rahmet diliyor, yaralılara Allah’tan şifa diliyor, laik Kürt Peşmerge militanlara ve efendilerini de bellerini kıracak bir karşılıkla tehdit ediyoruz.” Peşmerge’nin gerçekleştirdiği kimyasal saldırının dünya basınında yer almamasına rağmen Musul’dan gelen fotoğraflar saldırının boyutunu gözler önüne serdi. Musul’da yer alan Türkmen mahallelerinden birine isabet eden kimyasal silah, İslâm Devleti birliklerini değil de çoğunluğunu çocuk ve kadının oluşturduğu binlerce masum sivili hedef aldı. Musul’daki aktivistler ölü sayısının 1300’ü geçtiğini bildirildi. Irak’taki Bölücü Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)nin gayrimeşru Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Cabbar Yaver, “Peşmergenin ateşi sonucu Musul’da yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği”ni inkâr eden bir açıklama yaptı. Fakat açıklamada yer alan ” güçlerimize, sivillerin yaşadığı yerler kesinlikle bombalanmayacak talimatını verdik” şeklindeki ifâdelerle, kesin bir dille reddedilmeyen saldırı, dolaylı olarak üstlenilmiş görünüyor. KÜRTÇÜLERİN KLORİN STOKLARI İslâm Devleti’nin taarruza geçmesi sonucu birçok mevzi kaybeden ve dünyadaki güç imajları da yerle bir olan ve İslâm Devleti karşısında Amerika’nın başını çektiği, aralarında İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da bulunduğu koalisyondan yardım dilenen etnik Kürtçülüğün Barzani ayağı, bundan iki ay önce yaptıkları bir açıklamayla, “İslâm Devleti Ayn-El Arap’ta kimyasal silah kullanabilir!” diyerek, adeta bu günler için hazırlık yapmaya başlamış, kullanmayı düşündükleri kimyasal silahlar için ön alma hamlesi yapmışlardı… Nerinaazad.com internet sitesinde 22 Kasım 2014 tarihinde yayınlanan haberde Ayn-el Arap’ta bulunan Peşmerge komutanlarından General Abdulkahhar Mecid, “elde ettikleri bilgilere göre”, “kentte aldığı ağır darbelerle gerilemek zorunda kalan İslâm Devleti’nin” kimyasal silah kullanmaya hazırlandığı “bilgisini” medyaya servis etmişti. Üstelik söz konusu “haber”de IŞİD tarafından kullanılacak kimyasalın Klorin olduğunu da açıklayan Peşmerge, görünen o ki ellerinde bulunan klorin stoklarını Arablara karşı kullanıp, sorumlu olarak İslâm Devleti’ni göstermeyi hedeflemiş. Ki, Musul’da gerçekleşen Kimyasal Katliamın Klorin ile gerçekleştiği kesinleşen bilgiler arasında… BU KATLİAM BİR MİLAD KABUL EDİLMELİ Son iki, üç gündür yaşanan gelişmeler, Batı ve İşbirlikçilerinin saldırganlıklarını arttıracaklarının göstergesi kabul edilmelidir. Baş Terörist İngiltere’nin Londra Belediye Başkanı’nın Türkiye üzerinden Irak’ın Kuzeyi’ndeki İşbirlikçi Yapı’ya gerçekleştirdiği destek ziyareti. Daha da ötesi cepheye gidip Irak’ın Kurtuluş Savaşçılarına karşı mermi atması. Tam da yaptığı bu terörist faaliyetlerinden sonra, tekrar kırmızı halılar eşliğinde Türkiye üzerinden Londra’ya yollanması… İngiliz’in siperden Arab’a silah sıktığı saatlerde gerçekleşen Kimyasal Saldırı, İngiliz Politik tarihi stratejik bir konumda bulunan 100 yıllık plânın pervasızca neticelendirilmek istendiğini ihtar ediyor… Bütün maksadı, İslâm coğrafyasının ortasında bir ur gibi yerleşmek, topraklarımızı bölmek ve bunun için de Etnikçi Kürt’ün devlet kurup, Batı karşısında Arab gibi ve Türk gibi, İslâm’ı taşıyıcı bir ırkın öne çıkmasını engellemek olan programın adı, “Bölgesel Kürt Yönetimi”ni korumak ve kollamak… Artık bunun için toplu katliamlar ve soykırımlar dahi göze alınmış durumda… Yaşanan bu son gelişmelerin ardından artık büyük hadiselerin “son dakika” olarak yayınlara konu olmasını beklemek lazım. Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, artık bu Etnik Kürtçü Kukla Yapı’yı, Irak Milli Direnişi’nin ve İslâm Devleti’nin elinden kimse alamaz… Bize gelince… Büyük Savaş, topyekûn, aynı ânda ve her yerde başlamak üzere! Hodri Meydan! ADIMLAR Dergisi