NEREDEN ÇIKTI BU AFGANLAR?

Alâaddin Baki AYTEMİZ Amerika’nın Afganistan’da tarihî bir mağlubiyet almasından sonra Türkiye içinde inanılmaz bir Afgan nüfusu patlamasına şahit olduk. Herkes soruyordu: Nereden çıktı bu Afganlar, neden Türkiye’deler? Hadiseyi baştan ele … Read More

FRANSA’NIN JEOPOLİTİK ÇIKMAZI

Amiral Cem Gürdeniz Şüphesiz Avrupa tarihinden Fransızları çıkarırsanız büyük boşluk oluşur. Hem kıta hem deniz devleti olmasının gerek faydalarını görmüş gerekse zararlarını çok çekmiş bir devletten bahsediyoruz. 1648 Westphalia Anlaşmasına … Read More

MÜCADELE TARİHİNDEN: YENİ HARMAN RÖPORTAJI / Şubat 2009

Adımlar Çizgisi’nin İBDA fikir ve aksiyon sistemine bağlı olarak yürüttüğü siyasî mücadele anlayışının göstergesi olmasından dolayı “fikri takip” maksadıyla

BUGÜNKÜ DURUM -2- (Eylül 2018)…. KRİZ: NETİCE-BAŞLANGIÇ

Yaygınlaşan kriz ve olgunlaşan bunalım bugün başlamadı; 2003 Irak işgâline kadar giden tarihî bir arka plânı var.

ADIMLAR’IN DEVAM ETMESİ ÇOK ÖNEMLİ!

Gönüldaşımız Carlos’un Adımlar Dergisi’ne konan bomba ve bu bombalı saldırı neticesi gönüldaşımız Ünsal Zor’un şehid olması üzerine yaptığı açıklamalar: CARLOS: ŞEHİDİMİZİN RUHU ŞÂD OLSUN! Yayın tarihi: 15 Nisan 2015 Esselâmü aleyküm. Hayat nasıl gidiyor? (Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.) Avukatlarımdan birinden bir bilgi aldım, o da CNN’den ve Sabah gazetesinden almış. ADIMLAR dergisine yapılan saldırıyı öğrenince şok oldum ama meselenin tafsilâtını o ân bilmediğim için yorum yapmak istemedim. Ancak şimdi, ilk olarak, bu cesur aylık derginin kadrosundan Ali Osman Zor ve tüm diğer kardeşlerimizle dayanışmamı tekrar ifâde etmek istiyorum. Aynı şekilde, Ali Osman Zor ile şehidimiz Ünsal Zor’un ailesiyle dayanışmamı ve dualarımı paylaşmak istiyorum. Diğer yandan; polis orada ne yapıyor bilmiyorum ama hükümetin bu işte dahlinin olmadığını tahmin ediyorum. Demokratik yollarla seçilmiş meşrû devlet başkanı Erdoğan ile ona bağlı hükümetin bu hâdiseye dahil olmasında bir çıkar göremiyorum. Failler, Türkiye’nin düşmanları, hükümetin düşmanları, İbda Hareketi’nin düşmanları, devrimin düşmanları olmalı. Muhtemelen yabancı istihbarat servisleri veya mahallî servisler vardır arkasında. Bu vesileyle, sol kanattan mahallî devrimcilerin böyle bir şeye karışacaklarını da düşünmüyorum. Şayet herhangi bir şekilde bu işe karışmışlarsa, kendilerine sızılmış ve artık CIA veya Mossad gibi yabancı istihbarat servisleri için çalışıyorlar demektir. Hâdise hakkında benim görüşüm, benim tahlilim bu şekilde. Bu vesileyle; yakın zamanlarda gönüldaşlarımızdan çoğu cezaevinden çıktı. Malî imkânlarınızın sınırlı olduğunu biliyorum, ancak tehlike altındaki tüm insanlarınızın hükümetten silâh taşıma ruhsatı alması lâzım. Yine, güvenilir gönüldaşlarınızdan oluşan kendi muhafızlarınızın olması da! Bunun çok temel bir mesele olduğunu düşünüyorum. Sadece Kumandan Mirzabeyoğlu değil –ki, çok çok iyi korunması şarttır-, Ali Osman Zor gibi olan diğer herkesin ve dergisindeki tüm gönüldaşların da korunması gerekiyor. Öncelikle, kendi gönüldaşlarınız tarafından korunmaları gerekiyor. “Kanunî” yollarla korunmalarını kastediyorum elbette ve sanıyorum imkânsız da değildir bu. Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetinin, bu militanların, bu sahici müslümanların, bağımsız Türkiye’den ve Doğu’nun İslâm toprakları bütününden çıkmış bu hakiki militanların kendilerini savunmasına engel olacağını zannetmiyorum. Silâhla kendilerini “savunmasına” diyorum, “saldırmalarına” demiyorum. Bence temel meseledir şu ân bu. Neyse… Şehidimizin ruhu şâdolsun, Allah rahmet eylesin. Allah, yaralı gönüldaşların da yâr ve yardımcısı olsun. ADIMLAR’IN DEVAM ETMESİ ÇOK ÖNEMLİ! Yayın tarihi: 29 Mayıs 2015 Esselâmü aleyküm. Nasılsınız? (Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.) İyiyim, teşekkür ederim. Bugün BARAN’ı aldım. Dergiyi Cumartesi öğleden sonra veriyorlar hep. Bugün de tam bir saat önce geçti elime. Diğer yandan, bir de ADIMLAR dergisi aldım. Fakat içinde üç adet vardı sanıyorum. Bana üç adet gönderiyorlar diye biliyorum. (Carlos, kütübhâneye konulduğunda buradaki Türklerin de okuyabileceği; neticede, üç adet gönderilmesinin daha iyi olduğu meâlinde bir değerlendirme yapıyor.) Şu hâlde, ADIMLAR dergisi devam ediyor; değil mi? (Av. Yılmaz, Carlos’u doğruluyor.) Devam etmeleri ve çizgilerini sürdürmeleri önemli; hem de çok önemli. Kasdım şudur: Bu terörist saldırının gerçekleşmesi de isbatlıyor ki, bildik türden bir kitle yayını olmayan bu dergi, insanları haberdar etmede önemli bir rol oynuyor. Diğer dergiler gibi yüz binlerce satmıyor belki ama, Türkiye’de ve dünyanın bu bölgesinde neler olup bittiğiyle ilgilenen kimileri, dergiyi alıp birbirlerine veriyor ve takib ediyor. Bu bakımdan, ADIMLAR yayınına devam etmeli ve derginin iyi yazarları da yayınlarını çıkartmayı sürdürmeli. Bu terörist saldırıda, en azından böyle bir olumlu yön görüyorum. Ancak emin olduğum şey şu ki, bu saldırının arkasında kimler olduğunu asla bulmayacaklar. Sözkonusu terörist saldırının suçluları, ortaya çıkartılmayacak. ABD ve İsrail ajanları tarafından bir suç işlendiğinde, failleri bulmazlar. Failleri bulsalar, onları ele geçirmezler. Failleri ele geçirseler, serbest bırakır ve ABD’ye yahud İsrail’e gitmelerine izin verirler. Her ne olursa olsun, bu berbat terörist saldırının gerçekleşmesi de isbatlıyor ki, yozlaşma ve ihanete karşı durma noktasında, bu derginin toplumda oynayacağı bir rol vardır. Türkiye’deki, belli politik pozisyonlarına katılmadığım hükümeti kasdetmiyorum burada. Genel olarak değerlendirildiğinde, son 50 yıldır Türkiye’nin başına geçmiş en iyi hükümettir çünkü bu. Sonuç olarak; demek ki susturmak istiyorlar bu insanları. Tekrar etmeme gerek yok, çünkü benden daha iyi biliyor ancak, -İbda Hareketi’nden diğer militan gönüldaşlar gibi- Kumandan Mirzabeyoğlu kendisini korumalıdır. Yoksa, protesto ve karşı çıkış için ihtiyaç duyulan bu ses ortadan kaybolacaktır. Şimdi, şehidin hatırası ve yine o saldırıda yaralananlarla dayanışmamızı göstermek için, bir ân düşünelim ve dua edelim. Bizi susturamayacaklar! (Carlos, ADIMLAR saldırısının, büyük plânda olup bitenlere kıyasla küçük bir hâdise olduğunu söyleme ihtiyacı duyuyor; şu ân Suriye ve Irak diye iki ayrı ülke olarak ifâde edilen “Büyük Suriye”de yaşananlara dikkat çekiyor. Düşman işgaline ilk ândan itibaren karşı koyan meşru, Arab, müslüman, sünnî, sufî, nakşibendî direnişi nasıl silip süpürmeye çalıştıklarına işaret ediyor. Sadece birçok kez “öldürülmesine” rağmen hâlâ tam “ölemeyen” (Carlos gülüyor) meşhur gönüldaşı İzzet İbrahim el-Durî’den bahsetmediğini, yine onun gibi savaşmakla beraber adları bilinmeyen ve bölgedeki tüm halklar için savaşan herkesi kasdettiğini ekliyor… Bu vesileyle, İslâmî bir rejim içerisinde herkesin, bu çerçevede kadınların da hakları garanti edilmekle ve Kur’ân vahyinden önce verilmemiş haklar kadınlara tanınmakla beraber, Suudî Arabistan gibi ajan ülkelerdeki güya vahhabî uygulamalarından dolayı bunun tam tersinin sözkonusu olduğunu ifâde ediyor… Daha sonra, Almanya adına 7 Mayıs 1945’de II. Dünya Savaşı’nı bitiren teslim anlaşmasını imzalayan Mareşal Wilhelm Keitel’in imzasının 70. yıldönümü vesilesiyle konuşmaya başlayan Carlos, Almanya hernekadar ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa’ya teslim olmuşsa da, ABD’nin savaşa en son katılan ülke olduğunu hatırlatıyor; müttefiklerin savaşı sürükleyen asıl liderinin Sovyetler Birliği olduğunu söylüyor… Bu vesileyle, II. Dünya Savaşı galibiyeti dolayısıyla Moskova’da yapılan zafer yürüyüşüne temas eden Carlos, insanların unuttuğu bir şey olarak, bu savaşta SSCB ordusunda sadece Rusların değil, diğer SSCB müttefikleri yanında, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinden müslümanların da savaştığını, üstelik dünden bugüne kendilerini küçümseyen ve aşağı sınıftan gören Avrupalıları kurtarmak için savaştığını vurguluyor. Yetmiyormuş gibi, şu veya bu sebeble ölen siviller dışında, savaş meydanlarında öyle yüzbinlerce de değil, milyonlarca insanın can verdiğini belirtiyor… Diğer taraftan; savaşta Nazilere hamledilen en kötü suçların, Naziler tarafından değil, Nazilerin müttefikleri tarafından işlendiğini söylüyor Carlos ve hem kendi halkına, kendi ülkesine, hem de başka halk ve ülkelere karşı en feci suçları işleyen Ukraynalıları örnek gösteriyor… Hemen peşinden, “yoldaş Putin” hakkında konuşmaya başlayan Carlos, dünyada adalet için savaşan herkesin “yoldaş”ı olduğu için Putin’i böyle nitelediğini açıklıyor; Putin’in ve çevresindeki insanların, kendi dinleri çerçevesinde de olsa “inançlı” insanlar olduğunu ve İslâm düşmanı olmadıklarını ifâde ediyor… Bu arada kendi atalarından da bahseden Carlos, atalarından bazılarının müslüman olduğunu ve bir kolunun Arab Yarımadası’ndan, Medine’den, diğer bir kolunun da Endülüs’ten geldiğini vurguluyor… Almanya’yı alanların ve Avrupalıları kurtaranların çoğunlukla Sovyet Ordusu’ndaki müslümanlar olduğunu tekrar hatırlatan Carlos, o zamanın SSCB devleti resmî olarak “ateist” olmakla birlikte, tarihin en büyük liderlerinden biri olan SSCB lideri Stalin’in inançlı ve ibadetlerini yerine getiren bir ortodoks olduğunu; ne Mussolini ne de Hitler’in onun kadar dindar olduğunu söylüyor… Bugün bir “dünya savaşı” verildiğini ve bu savaşın da müslümanlara karşı yürütüldüğünü söyleyen Carlos, Batıdaki birkaç marjinal mezheb dışında açıkça İslâma karşı böyle bir savaş verildiğini söyleyemeyen düşmanın gerçek niyetinin farklı olduğunu, aslında İslâma karşı savaş açtıklarını belirtiyor… Birinci Dünya Savaşı’nda Japonlara karşı Pasifik’te savaşan ABD ordusundan bahsedildiğini, oysa bunların küçük muharebeler olduğunu, Japonlara karşı asıl büyük muharebeyi Moğolistan’da milyonlarca askerlik ve modern teçhizatlı Japon ordusunu mağlub eden Rus ordusunun yaptığını, ne var ki bu muharebeden Batıda kimsenin bahsetmediğini söylüyor… Çarpıcı bir bilgi daha veren Carlos, diğer müttefik ordular savaş sonrası Almanya’da kalırken, bazı Rusların aptallığı yüzünden Kızılordu’nun onlar gibi orada kalmayı taleb etmeden Almanya’yı terkettiğini; Almanya gibi stratejik bir ülkenin de böylece NATO güçlerine teslim edildiğini; bugünkü Ukrayna meselesinin doğmasının temelinde bile bunun payı olduğunu vurguluyor… Alkolik ve psikolojik problemleri olan Yeltsin’e de temas eden Carlos, bu adam yüzünden Rusya’nın ve Rus halkının tahrib edildiğini belirtiyor; bu adam yüzünden yiyecek bulamayan ve aralarında savaş gazilerinin de bulunduğu birçok insanın intihar ettiğini ekliyor; Yeltsin gibi hainlerin, Lenin’e, Stalin’e ve II. Dünya Savaşında hayatını kaybeden 30 milyon insana ihanet ettiğini söylüyor; bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Mustafa Kemal kadar, yeni kurulan cumhuriyete saldırmayı reddeden Stalin’in rolünün de unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor… Son yüzyıl içindeki en büyük Filistinli lider olarak gördüğü Filistin başmüftüsü Emin el-Hüseynî’den de [d. 1895/1897, Kudüs, Filistin – ö. 4 Temmuz 1974, Beyrut, Lübnan] bahseden Carlos, bu zâtın 20 bin müslümandan oluşan bir birliğin kuruluşuna ve II. Dünya Savaşı’nda Nazilerle müttefik olarak, Batılı sömürgecilere karşı savaşmasına öncülük ettiğini vurguluyor… Dünyada müslümanlara karşı bir savaş verildiğini tekrar ifâde ederek konuşmasını bitiren ve tekbir getiren Carlos, Av. Yılmaz’a “başka bir haber var mı?” diye soruyor. Av. Yılmaz ise, “dün akşam” Kumandan Mirzabeyoğlu’nu ziyaret ettiğini, kendisinin iyi olduğunu ve Carlos’a çok selâm söyleyip dua ettiğini ifâde ediyor. Carlos da, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun ADIMLAR dergisinin kapağında resmini gördüğünü, yanında genç bir erkek ve kadınla beraber bir de küçük çocuk bulunduğunu, onların kim olduğunu soruyor. Av. Yılmaz, genç erkeğin Şehid Ünsal Zor olduğunu, ancak çocuğun bir başka gönüldaşın çocuğu olduğunu söylüyor. Ayrıca, Şehid Ünsal Zor için “bugün” toplanıp Kur’ân okuduklarını söyleyen Av. Yılmaz, Ali Osman Zor başta olmak üzere oradaki gönüldaşların Carlos’a devrimci selâmlarını gönderdiklerini ekliyor. Carlos, Allah yardımcıları olsun diyor ve bir gün Venezüella’da düzenlenecek, hem Venezüellalı katoliklerin hem de müslümanların katılacağı büyük bir devrimci toplantıda buluşmaları ümidini dile getiriyor.) 9 Mayıs 2015