MARAŞ’TA BAYRAK İNFİALİ

Lice’de bir askeri birliğin basılarak içerisindeki bayrağı indirilmesi Maraş’ta infiale yol açtı. Lice’de yol kesen PKK’lı gruplara yapılan müdahale esnasında bir grup PKK yanlısı göstericinin 2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nı basarak bahçesindeki Türk bayrağını gönderinden indirmesi üzerine yaşanan infial neticesi yüzlerce genç sokağa döküldü. Ülkede son günlerde yaşanan gerginliğin yansıması Maraş’ta da kendisini gösterdi. Ellerinde Türk bayraklarıyla Trabzon Caddesi boyunca yürüyen gençlerin, tekbirler eşliğinde özellikle, “Bayrağa uzanan eller kırılsın!” sloganını atarlarken, AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan’ı etnik Kürtçü bölücülerle işbirliği içinde olmakla suçlayan sloganlar da dikkat çekti. Maraş merkezde Namık Kemal Mahallesi’nde mukim olanlarla mahdut sınırlı bir Kürt nüfus var ve bu pek bir problem olmazken, Sütçü İmam Üniversitesi’nde okumaya gelen ve PKK’ya müzahir bir etnikçi öğrenci topluluğu şehirdeki gerginliğin artıyor olmasındaki en önemli faktör. Bu etnikçi öğrencilerin daha birkaç gün önce üniversite yemekhanesinde bir öğrenciyi çağırıp tartaklamaları yaşanan en taze hadiselerden birisi… Maraş’ta infial hızla artıyor, adeta kabını parçalayacak şiddetli bir patlamaya yol açmak üzere devamlı genleşen bir gaz misali… Buna karşılık AKP, etnik bölücü unsurların kuklası ve işbirlikçisi görüntüsü ile bu tablonun mesulü olarak öfke ve nefreti üzerine celp etmeye devam ediyor. Bu toplumun değerleri ile böyle pervasızca oynanmaya devam edilirse, meydana çıkacak patlama neticesi ortada ne AKP kalır ne de bir başka işbirlikçi. Bu gün, “kan durmuştur” diyerek güya “çözüm” bulduğunu zanneden AKP, bu işbirlikçi tutumunda devam ederse, asıl işte o zaman akacak kanın önünde kimse duramaz. Gerçek çare ve çözümler yerine, işbirlikçiliği çözüm olarak sunan bir anlayışın gidip Türk milletinin sillesine toslaması elbette kaçınılmaz olacaktır. ADIMLAR MARAŞ

Adımlar Maraş Haftalık Toplantısı Yapıldı

Yeni mekânımızdaki ilk toplantımızı Cumartesi akşamı -dün- yaptık. Allah’ın izniyle çok bereketli bir toplantı oldu. Mücadelede yapılması gerekenlere, hem teorik hem de pratik sahada neler yapabileceğimize dair yeni kararlar aldık. Meselemizin temelinde düzenli ve örgütlü bir yapı olmak için gerekli karar alabilme ve bu karara uygun ortak tavır gösterilmesi için yapılması gerekenler vardı. Karar alıp uygulamanın teorik yanı ile birlikte bunun pratiğine dair, dolayısıyla örgütlü bir mücadeleye dair bir eğitim süreci yaşamakta olduğumuz ve “mücadelede en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi oluşu”, yani örgütlü tavrın korunması gerektiği, bunun da cemaat olma şuuru ile alakası üzerinde duruldu. Pratikte ise ihtilâl sürecinde maddi ve manevi hazırlıkların ikmali cümlesinden olarak iç eğitime dair yapılması gereken faaliyetler çerçevesinde spor aktivitelerinin yapılması ve kitap okuma toplantılarının artırılması kararı alındı. Diğer taraftan basın açıklamaları yoluyla Kumandan Mirzabeyoğlu’na yapılan zulüm ve işkencenin Maraş kamuoyunda da gündeme getirilmesi kararlaştırıldı. Maraş Adımlar, adımlarını serileştirmiş olarak yürüyüşüne devam ediyor. MARAŞ ADIMLAR

İSTİŞARE TOPLANTISI YAPILDI 08.06.2014

Çağlayan’daki merkezimizde yapılan “İstişare Toplantı”mızın bu haftaki ana mevzuu, Facebook ortamındaki fitne ve fesattan uzak durulması hususunda görüşler beyan edildi. Geldiğimiz noktanın, sahte yapıyla gerçek yapının, gerçek insan tipiyle şekli insan tipinin arasındaki savaş olduğu hususunda hemfikir olundu. Fitne kazanının durmadan kaynayacağını ve bundan sonra da hız kaybetmeden devam edeceğini ve bunun karşısında, bu fitne kazanından elimizden geldiğince kaçmamız gerektiği ihtarında bulunuldu. Hemen şimdi, bu andan itibaren ideolojiye dönmememizin ve Kumandanımızı olduğu gibi anlamaya çalışmamız gerektiği hususunda konuşulan istişare toplantısında, fitnecilerin İBDA ve ideolojiyi dejenere etmeye çalıştıkları ve bunu yapmak için de her türlü yola başvuracakları bildirildi. İstişare toplantısının sonunda, kimsenin yaptığı işe kimsenin karışamayacağı, Kumandan üzerinden kimsenin siyaset yapamayacağı söylendi. İstişare Toplantısı’nın uzaması sebebiyle Cem Türkbiner gönüldaşımızın konferansı haftaya ertelendi.

Türkiye ve ABD Suriye Savaşında İşbirliğine Başladı

AKP EMPERYALİZMANIN NERESİNDE? AKP’nin emperyalizma ile olan irtibatı ne aşamada? AKP’nin Amerika’ya karşı tavrı iddia edildiği gibi bir kırılmaya mı uğradı? Uğradıysa bunun nesnel-objektif verileri neler? Bu suallerin cevapları elbette mühim. Şimdi, AKP ile ABD arasında bir kırılma mı yoksa daha bir kaynaşma mı var? İşte meseleye vakıf en yetkili ağızların söyledikleri ile tabloyu Murat Yetkin Radikal’deki yazısında apaçık ortaya koymuş. Bir kırılma iddiasında bulunmak için objektif veriler olması gerekir, oysa eldeki objektif veriler ABD ile AKP arasındaki ilişkilerin sıkılaştığına işaret ediyor. Murat Yetkin’in, “Türkiye ve ABD Suriye savaşında işbirliğine başladı” başlıklı köşe yazısı aşağıda: ABD’nin Ankara Büyükelçisi Frank Ricciardone önceki akşam Washington’dan döndü ve ayağının tozuyla dün Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun kendisine verdiği ‘Veda Yemeği’nde önemli bir konuşma yaptı. Konuşmanın Türkiye ile ABD arasındaki ticaretin gelişeceğine dair bol iyimserlikle dolu bölümüne değinmek istemiyorum; onu eğer bir gün bir sonuç alınırsa yazarız. Ama şu an sürmekte olan ve henüz kamuoyunda bilinmeyen bir yönüne dair verdiği işaretler önemli. Büyükelçi, Türkiye ile ABD’nin halihazırda yoğun işbirliği yaptığı alanları Suriye, Ukrayna, Irak, İran’ın nükleer programı ve ‘Doğu Akdeniz’de barış ve istikrar’ çerçevesinde Kıbrıs’ta siyasi çözüm ve İsrail’le normalleşme olarak saydı. Asıl heyecanlı bölüm bu değil, sonrasında söyledikleri. Ricciardone bu alanlardaki işbirliğini diplomasi, emniyetin (özellikle Türkiye’nin sınırlarının güvenliği) ile istihbarat ve güvenlik işbirliği diye sıraladı. Ve sonra dedi ki: İstihbarat alanında ayrıntıya giremiyoruz ama şunu söyleyebilirim ki, ulusal güvenlik alanında önemli bir işbirliği operasyonu devam etmektedir. Heyecanlı kısmı işte bu: Benim bu yazıyı yazdığım ve sizin bu yazıyı okuduğunuz sıralarda, Türkiye ile ABD arasında –henüz bize açıklanmayan bir tarihte- başlamış ve –henüz bize açıklanmayan şekilde- devam eden önemli bir ‘ulusal güvenlik’ işbirliği devam ediyor. Büyükelçi daha fazla bilgi vermiyor. Suriye artık ‘herkesin sorunu’ Ancak gerek ABD’li gerekse Türk kaynaklarımla yaptığım temaslardan çıkardığım sonuç bu işbirliğinin evet Ukrayna ve Irak (ve Kürt) boyutlarında devam ettiği ama özellikle Suriye konusunda yoğunlaştığını gösteriyor. İsmini ve makamlarını açıklamama sözü verdiğim kaynaklarıma göre tablo az çok şöyle: 1- ABD Başkanı Barack Obama’nın 28 Mayıs’ta West Point Askeri Akademisi’nde yaptığı konuşmada Suriye’deki muhalif gruplara yardımı arttıracağı sözü vermesi, işbirliğini resmileştirdi. 2- Bunu Türkiye’nin El Nusra’yı ‘Terörist Örgütler’ listesine alması izledi; bakanlar kurulunun 2 Haziran’da Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığındaki toplantısında alınan karar 3 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlandı. 3- ABD ve önemli NATO ülkeleri El Nusra’nın 2013’te resmen El Kaide’nin Suriye kolu olduğunun açıklanması ardından, Türkiye’den bu örgütü terörist sayarak temasta bulunmaması konusunda telkinde bulunuyordu. Dolayısıyla bu gelişme Türkiye’nin Suriye politikasının Batı’yla bir uzlaşma yönünde değiştiğinin kabulü anlamına geliyor. 4- Bütün işaretler işbirliği operasyonunun muhtemelen 30 Mart yerel seçimlerinden önce başlamış olduğunu gösterse de Obama’nın ‘muhaliflere yardım’ açıklaması ve Erdoğan’ın El Nusra’yı resmen terörist sayması ardından hızlanacak. 5- Büyükelçinin ‘ulusal güvenlik’ işbirliği demesi boşuna değil, çünkü konu sadece Suriye’deki iç savaş ve Suriye’nin geleceğini değil, Türkiye ve ABD’nin iç güvenliğini de ilgilendiriyor. 6- Son zamanlarda dünyadaki en geniş kapsamlı güvenlik/istihbarat işbirliği operasyonu olmaya aday bu operasyonun hedefinde Suriye’deki ‘yabancı savaşçılar’ bulunuyor. Yani özellikle Batı ülkelerinden (biraz Ürdün ama daha çok) Türkiye üzerinden Suriye’ye geçip, savaşıp, sağ kalanları kendi ülkelerine dönüp El Kaide eylemleri örgütleme ihtimali olan mücahitler. 7- Ve dolayısıyla bu işbirliği operasyonu sadece Türkiye ve ABD arasında değil, pek çok NATO üyesini de kapsıyor. İngiltere’den Fransa ve İspanya’ya, Almanya’dan Hollanda ve hatta Norveç’e dek pek çok ülke, kendi pasaportlarıyla Suriye’ye gidip dönenlerin kendileri için ‘ulusal güvenlik’ sorunu olduğunu düşünüyor. Yani onlar da bu operasyon kapsamında işbirliği içinde. 8- Yani Suriye’deki yabancı savaşçılara karşı işbirliği operasyonunun harekât üssü İstanbul olacak gibi görünüyor. Hani 31 Mayıs’ta Radikal’de “Batı Erdoğan’a Kapıyı kapattı mı, emin misiniz” diye sormuş ve Erdoğan’ın Gezi ve yolsuzluk iddialarıyla dışarıda yıpranan isminin Türkiye’yi daha büyük çapta taleplere muhatap hale getireceği değerlendirmesini yapmıştık ya… İşte öyle olmaya başladı gibi. Bunun Türk iç siyaseti açısından iki temel sonucu olur: Birincisi, Suriye konusunda Türkiye’nin Batı’yla birlikte davranması gecikmiş ama olumlu bir gelişme. “El Kaide’nin hedefi oluruz” diyenlere, “Şimdiye dek değil miydik” diye sorulabilir. Öte yandan, bu kadar stratejik konuda, Türkiye’nin işbirliğinin zorunlu olması Erdoğan’ın basın özgürlüğünden bağımsız yargıya, hukuk devletine kadar dışarıdan gelebilecek eleştirileri daha az ciddiye almasına yol açabilir. Suriye konusu üzerinde daha ayrıntılı duracağız. Sırada Ukrayna ve Irak var, unutmadım ama bugün yerimiz bu kadar.

Bagi AC Düsseldorf Havalimanı Eylemi

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu karşılayan sadece Bagi AC, Basın olarak orada bulunan yalnız Adımlar Avrupa idi. Bagi AC Düsseldorf Havalimanı Eylemi 06.06.2014 Bir hafta önceden hazırlıklarına başladığımız C.H.P. Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu Düsseldorf Havalimanında karşılama eylemimizi gerçekleştirmek üzere VİP çıkış kapısının karşısındaki yerde pankartlarımızla birlikte yerimizi aldık ve beklemeye başladık. Yarım saat Pankartlarımızın karşıdan rahatlıkla görülmesi üzerine meraklı ve şaşkın bakışlarla bizlere doğru hareket eden görevlilere “Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan adaletsizliği duyurmak istiyoruz” sözleriyle mukabele ederken, görevlilerden uçağın 1 saat kadar rötar yaptığının haberini alır almaz, Gönüldaşımız İmza Kampanyasının Dosyasını yanına alıp CHP yetkililerin ve tek Basın Mensubu olarak orada bulunan Adımlar Avrupa muhabirinin bulunduğu çıkış kapısının hemen önüne geçti. Vakit kaybetmeden görevli, yetkili ve Adımlar Avrupa muhabirinin hep bir arada olduğu kalabalığın arasına dalarak hemen mevzuuya girip şöyle dedi: “Biz buraya, Kılıçdaroğlu’na karşı protesto yapmaya ve rahatsızlık vermeye gelmedik. Hedefimiz sadece 16 seneden beri zindanda tutulan Fikir Adamı ve İBDA Mimarı Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun özgürlüğü adına 8 hafta boyunca toplanan imzaları birebir kendisine taktim etmek..” (Bu arada ben görevliyim, ben parti yetkilisiyim, kapıdan çıkar çıkmaz yarım dakika içinde burdan ayrılacaklarını, bu işin böyle olmayacağını, bize verin mutlaka kendisinine iletiriz diye diretenler oluyor) “Biz aynı eylemi, Başbakan Erdoğan’ın Köln ziyaretinde de gerçekleştirdik ve yoğun güvenlik önlemlerine ve salonda açtığımız pankartımızın Başbakan’ın özel korumaları tarafından kaldırılmak istenmesine rağmen kendisine birebir imzaları takdim etmeyi başardık.” cevabını verip, kolay lokma olmadığımızın hemen hissini vermiş olduk. Görüşme esnasında Adımlar Avrupa muhabirinin görüntü aldığını görüp, bunun yasak olduğunu (Şoför olduğu her halinden belli olan kişinin -İBDA-C ‘lilerle aynı kareden görünmemiz sakıncalı- demesi cabası) söyleyenlere: “Gider suç duyurusunda bulunabilirsiniz, daha geçen günlerde, Sayın Kılıçdaroğlu basından duydukları ilgisizlik hakkında demeçler verdi. Burada başka bir Basın mensubu görebiliyor musunuz? Basın özgürlüğü var, ben işimi yapıyorum, sizde işinize bakın” cevabını alınca, orada bulunan Alman polisleri koşup şikayet etmek isteseler de, asıl kendilerinin direnmelerinin bir faydasının olamayacağını anlayıp, hem Gönüldaşımızı, hem de muhabiri rahat bırakmak zorunda kaldılar. Bir ara Alman polisinin prosedür icabı karşıda pankartla duran Gönüldaşlarımızın yanına gidip sadece ne için burada olduklarına dair bilgi almasından başkada hiçbir rahatsız etmediler. Fakat her ihtimale karşı hemen arkalarında bir polis minibüsüyle birlikte, sağlı sollu kuşatmayı da ihmal etmediler. Aslında Düsseldorf şehrinin en aktif ve süreklilik bakımından en fazla meydanda olmayı başarabilen tek inisiyatifi olduğumuzu bildiklerinden ve bizi tanıdıklarından hiç şüphemiz yoktu! Kısa bir süre sonra CHP Maraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat, önceden Adımlar Avrupa muhabiri ile görüşüp bizim hakkımızda bilgi aldıktan sonra yanımıza geldi. Tanışma faslından sonra, kendisinin de bir devrimci olduğunu, yıllarca hapiste yatıp işkence gördüğünü, bizleri anladığını ve hislerimize ortak olduğunu, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Almanya ziyaretinin organizatörü olması bakımından kesinlikle yardımcı olmak istediğini, bu işi usulünce ve daha ciddi görünmesi bakımından dosyayı kendisine teslim etmemizi dilediğini ve mutlaka kendisine sunacağını söyledi. Biz de Sayın Durdu Özbolat’a, Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun özgürlüğü için yaptığımız eylemleri anlatıp yine geçenlerde yaptığımız Köln olayını hatırlattık ve tekrarladık. O bizim ciddiyetimizi ve kararlılığımızı, biz de yanımıza kadar gelmesi ve samimi olduğunu hissettiğimiz için Bir Milletin Vekili olarak sözünü alıp dosyayı ellerine teslim ettik. Bize gösterdiği ilgiden, aldığı görüntülerden ve yakın dayanışma göstermesinden Adımlar Avrupa Muhabirini ayrıca selamlıyor ve teşekkür ediyoruz. Çıkış kapısındaki hareketliliği farkeden Gönüldaşlar iyice yaklaşıp Sayın Kılıçdaroğlu’nun kapıda görülmesi ile birlikte ardı ardına sloganlara başladılar. Hemen kapı önündeki yetkililer ile selamlaşma gerçekleşirken Sayın Özbolat’ın dosyamız hakkında Sayın Kılıçdaroğlu’nu bilgilendirmesine ve dosyayı takdim etmesine bizzat şahid olduk. Sloganlar bu arada devam ederken Sayın Kılıçdaroğlu arabaya binmek yerine karşımıza geçip hem el salladı, hem de elini başına götürüp bizleri selamladı. Bizde mukabele ettik. Konvoy mekandan ayrılıncaya kadar da çevrede toplanan turist, taksici ve alan yetkililerinin bulunduğu kalabalığa karşı da slogan atmaya devam ettik. Hamdolsun eylemimizin hedefini yine hedefe kilitlenerek yerine getirmiştik. Elbette meydanı söz verdiğimiz gibi boş bırakmayacağız. İki hafta daha İmza Kampanyamızı sürdürdükten sonra bir Mübarek Ramazan Ayı arası verip, Kumandanımız hürriyetine kavuşuncaya dek devam edeceğiz. Fakat öteki çalışmalarımızı da aralıksız sürdüreceğiz! Yaptıklarımız Yapacaklarımızın Teminatıdır! Tüm Devrimci yürekleri yürekten selamlıyor ellerimizin kavuşacağı günü iple çekiyoruz! Saygılarımızla Bagi Avrupa Cephesi

MAHMUD EFENDİ ÇEÇENİSTAN’A GİDİYOR

Adap gereği şunu peşinen belirtmek gerekiyor; Mahmud Efendi Hazretleri, Çeçenistan’a ziyarete değil, misafirliğe gidiyor. Yani yurdumuzun ve tüm dünya Müslümanlarının tasavvuf büyüklerinden Mahmud Efendi Hazretleri, çeşitli kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre 9 Haziran 2014 tarihinde Çeçenistan’a misafirliğe gidecek. Biz, “büyüklerin” göz işaretini bile hikmet bilenler olarak, Hocamızın, Çeçenistan misafirliğinden rahatsız olan bir kesimi hayretle izliyoruz. Batı’nın Suriye’ye savaş açmasından önce, Ramzan Kadirov’un peşinde gezip, Kadirov Hükümeti’nin bakanları ve kültür elçileriyle faaliyetler düzenleyenlerin, Suriye savaşının başladığı günlerde Kadirov’un Batı karşıtı söylemleri nedeniyle bir anda Çeçenistan’a ve Kadirov’a sırtlarını çevirmeleri çok trajikomik. Türkiye’nin en “nadide” mankenlerini “yeşil sosyete defilelerinde” ceylan gibi süzülürken seyredip susanların, Kadirov’un doğum gününde, diğer uluslar arası misafirler gibi davete icabet edip Çeçenistan’a giden Shakira’dan, bir takım pornografik imalarla bahsetmeleri ve Mahmud EfendiHazretleri’nin Çeçenistan misafirliğini, Shakira haberleri ile engelleme gayretleriyse ikiyüzlülüğün daniskası. Mevzuyu tasavvuf adabı açısından ele alırsak… Bir tasavvuf büyüğünün “aldatıldığını” veya “kandırıldığını” iddia edenlerin tümünün, o tasavvuf büyüğüne intisabları bitmiştir. Kendilerine başka kapı aramalıdırlar. Devlet-i Âli’nin serhad illerinden Çeçenistan’da, herkesin adım atmaktan korktuğu bir dönemde “kurs” açarak, yeni yetişen neslin tasavvuf ve şeriat ahlakıyla yoğurulmasında büyük emekleri olan Hocamız’ın Çeçenistan’a misafirliğinin, bir “kandırmaca” ve “aldatmaca” neticesinde gerçekleştiğini iddia ederek, ima yoluyla O’nun mürşidliğini sorgulayanlar, hemen şimdi kendi bağlılıklarını sorgulamalıdırlar. Bilindiği üzere, genelde Kafkasya, özelde ise Çeçenistan’da toplum tıpkı Anadolu’da olduğu gibi tasavvuf ahlakı üzerinde durmaktadır. Fakat, geçen yüzyılda yaşanan işgallerden dolayı Çeçenya’da tasavvuf ilmi olarak zayıflamış, başka sapık kollar ise güçlenmiştir. Bunların başında da Selefilik gelmektedir. Çeçen yönetimi bunun farkında olduğu gibi, Mahmud Efendi Hazretleri’de başından beri bunu takip etmekteler. O’nun adına açılan kurslar da bunun göstergesi. Bu cümleden olarak, Selefilik başta olmak üzere, “Sünnet ve cemaat ehli” dışındaki sapık fırkaların bölgedeki etkisini kırmak için Mahmud Efendi Hazretleri’nin bu davete icabeti bizim için bedahet, yani apaçık hakikat. Gerçekleşmesi düşünülen bu misafirlikten gocunan sözde bağlılara gelince; senin düşündüğünü düşünemeyen(!) şeyhe bağlılık mı olur? Anlaşılıyor ki, bunların bağlılığı “şeyhim işime geleni söylerse ve yaparsa şeyhimdir” noktasındaymış. Planlanan misafirlik vesilesiyle artık apaçık görülmektedir ki, iktidara yakın ve BOP’a razı bir kesim, daha önce Cübbeli Ahmed Hoca üzerinden yürütmeye çalıştıkları “cemaati bölme operasyonunu” artık doğrudan doğruya Mahmud Efendi Hazretleri’nin şahsı üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Zaten kendi ağızlarıyla “İsmailağa bu ziyaretten rahatsız, Efendi Hazretleri Beykoz’da ikamet ediyor” diyerek, bu bölücü operasyonu artık saklamaya bile gerek duymamaktalar. Biz, Nakşi yolunun adabı gereğince, Hocamız’ın yaptığı işte “hikmet” arayanlar olarak, O’nun Çeçenistan misafirliğinden mutluluk duymaktayız ve bu misafirliğin, hem Çeçenya’ya, hem İslam coğrafyasına, hem de vatanımıza getireceği hayrı gözlemekteyiz. Yolculuk gerçekleştiği taktirde, Hocamıza hayırlı yolcuk diliyor, saygılarımızı ve sevgilerimizi iletiyoruz. ADIMLAR HABER -YORUM

AKP Eskişehir Teşkilatı’da İstifa Etti

Eskişehir’de AK Parti İl Başkanı Süleyman Reyhan, il yönetimi olarak bulundukları görevden bugün itibariyle ayrıldıklarını söyledi Reyhan, partisinin il başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, AK Parti’nin kurulduğu ilk günden bu yana her kademesinde görev yaptığını bildirdi. Samimi gayret gösteren biri olmaya çalıştığını belirten Reyhan, şöyle konuştu: “Genel merkezimiz ile yaptığımız istişare neticesinde il yönetim kurulu olarak istifalarımızı bugün itibari ile veriyoruz. Bize gönül vermiş olan tüm teşkilat mensuplarımıza ifade etmek istiyorum ki küsmek, darılmak, bozulmak, bizim dava kültürümüzde kendisine asla yer bulmadı, bulmayacak. Bizler, ‘Olanda hayır vardır’ düsturuna inanırız. Bizim siyasetimiz makama bağlı değil davaya bağlı bir siyasettir.” “Vefa üst makamların verdiği kararlara saygı duymak ve rıza göstermektir” ifadelerini kullanan Reyhan, beraber mesai yaptıkları arkadaşlarına teşekkür etti. Ayrıca, tüm bu süreçleri birlikte yürüttüğü il yönetim kuruluna da teşekkür eden Reyhan, “3.5 yıldır il başkanlığı görevini sürdürmekteyim. Bizlere bu görevi veren başta Genel Başkanımız, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum. Mazlumlara sırdaş, gariplere yoldaş olan Başbakan Erdoğan’a, şehrimin tüm güzel insanlarıyla birlikte yol arkadaşlığı yapmaya devam edeceğim” diye konuştu. 30 Mart’tan sonra başlayan AKP’deki bu istifaların çapı ve nereye kadar gideceği şuan belirsiz. Fakat kesin olan şu ki, Tayyip Erdoğan seçimlerden sonra epey bir teşkilatın istifasını istemiş durumda. Parti içinde huzursuzluklara sebep olan bu istifaları bazı çevreler oldukça fazla suça bulaşmış AKP’den seçim bahanesiyle ayrılma-kaçma olarakda deperlendirmekde. Bizce bu değerlendirmenin haklılık payı hiç de düşük değil. Ayrıca bu istifa furyası son yerel seçimlerde alınan oy oranının AKP Genel Merkezinde çok da “zafer” olarak değerlendirilmediğinin göstergesi kabul edilebilir. ADIMLAR HABER YORUM

Brezilya’da Sömürülen Halk Ayaklandı

Zor koşullarda yaşayan Brezilyalıların sabrı, Dünya Kupası için 11 milyar Euro harcanacağının açıklanması ile taştı. 2014 Futbol dünya kupasına ev sahipliği yapacak olan Brezilya’da evsizler, hükümete karşı protesto gösterisi düzenlediler. Başkentte düzenlenen ve binlerce insanın katıldığı gösteride göstericiler hükümetten yarışmalar için yersiz harcamalar yapmak yerine evsizlere ve yoksullara yardım etmesi gerektiği yönünde slogan attılar. Brezilya yönetimi, futbol dünya kupası için milyarlarca dolar yatırım yaparken , son haftalarda ülke genelinde de yoksulların ve işsizlerin gösterileri dikkat çekici şekilde artış kaydetti. Ülkede ortalama aylık maaş 630 Euro. Ancak bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılaması için en az 1000 Euro kazanması gerekiyor. Fiyatlar da hızla yükseldi. 2007 yılında yüzde 3.6 olan enflasyon oranı 2013’te yüzde 6.5 seviyesine kadar çıktı. 12 Haziran’da başlayacak 2014 Dünya Kupası için Brezilya’ya 600 bine yakın turistin gelmesi bekleniyor. Fakat yine de kupanın Brezilyalılara maliyetini karşılamıyor. Turistlerin “göz zevki” ni bozmaması için sokak çocukları polisler tarafından katlediliyor. Bu uygulama yeni değil; Brezilya polisi yıllardan beri sokak çocuklarını infaz etmekte. Amerika’nın “marketi” olan Brezilya’nın hafızalarımızdaki en belirgin yeri 1999 krizi’nin de ilk oradan başlamasıydı. Dünya Kupası’na harcanan parayı protesto etmek için sokaklara dökülen Brezilya’lılar kim bilir belki de tüm Amerika kıtasını etkileyebilecek isyan ateşini yakabilirler. Ayrıca Brezilya’daki sosyal krizin ekonomik krize dönüştüğü an Türkiye’yi etkileyeceği açık. ADIMLAR HABER 

SURİYE TARİHİNDE BİR AYRAÇ

Beklenen cumhurbaşkanlığı seçimi nihayetinde oldu, bitti. Olması ile kıyamet kopmadı. Suriye halkı ve devletine düşman olan ülke yönetimleri, seçimi yaptırtmamak için, kıyameti uzantıları terör güçleri aracılığı ile koparacakları tehdidinde hep oldular. Ancak Suriye halkının ezici çoğunluğu inatla bu tehditlere karşı aldırış etmeden seçime katılarak oy kullanma, seçme ve seçilme hakkını kullandı. Devlet bu seçimi, geçmiş tarihindeki tüm seçimlerden farklı olarak üzerinde önemle durduğu bir seçimdir. Çünkü bundan önceki geçmiş tüm cumhurbaşkanlığı seçimleri bir anlamıyla ‘adet yerini bulması’ gibi formalitenin yerine getirilmesi oluyordu. O günler böyleydi. Suriye anayasası ve seçim sistemi böylesi gelenekleri yerleştirmişti. Bu gelenekler, Suriye’nin toplumsal özgünlüğü ve siyasal sisteminin bir tarihsel kesitteki ihtiyacından kaynaklanmıştır., Bugünkü seçim ise, oluşturulan çağdaş yeni bir anayasanın hükmü ve öngördüğü yeni seçim sistemi ile yapılmıştır. Yeni anayasa ile seçimler kanunu, seçimlerin tamamen demokratik ve şeffaf kayıtlar içinde olmasını emrediyor. Çoğulculuk ve eşit haklar temelinde aday yarışları, yeni sistemin felsefesidir. Tekil adaya referandum gibi ‘evet’ ya da ‘hayır’ şeklindeki eski seçimlerin yerine, bugün çoğul adaylar yarışı şeklindeki tablo halka seçenekler özgürlüğü sağlamıştır. Seçeneklerin yani çoğulculuğun olması, seçimlere katılan halkın iradesini tekil adaya kilitlemiyor artık. Yani insanlar özgür iradeleriyle seçme haklarını kullanırken, vatanlarına karşı vatandaşlık hukukuyla sorumluluklarını yerine getirmiş oluyorlar. Bu bir bilinçtir, bir algıdır. Bu bilinç ve algıyla, 3 küsur yıldır bu ülke ve halkının yaşadığı iç-savaş ortamına rağmen milyonlarca insan seçim sandıkları başında kuyruk oluşturdu. Savaşın, terörün dışa göçe zorladığı milyonlarcası, gericilerin seçme hakkını engellemediği ülkelerde bu insanlar, seçim merkezlerine doğru oy kullanmak için insan seli oluşturdular. Lübnan’daki tablo, bu konuyla ilgili dünyayı hayrete düşürdü. Suriye halkı bu özgür ve demokratik hakkını dilediği gibi kullanmasın diye, sözkonusu işbirlikçiler tehdit ve şantajlarla bu halkın önünü kesmeye çok uğraştı. Gerici ülke yönetimleri, kendi ülkelerindeki Suriye’li vatandaşların seçim yapma hakklarını kanunsuz olarak, zorbaca engellediler. Suriye’nin içinde, bu gericilerin uzantısı durumunda olan terörist guruplar yoluyla halka kan ve ölüm vadettiler. Tehditlerini kimi yerde havan topu ve roketlerini halkın toplanma merkezlerine rasgele attılar. Ölüm ve katliamlara rağmen halk, hiç bir tehdit ve tehlikeden çekinmeden oyunu kullandı, seçimini yaptı. Suriye halkının tüm kesimleri, sokak ve meydanları, seçim sandıklarının çevresini birer bayram coşkusu ve havasına çevirdiler. Büyük topluluklar halinde kiliseden-camiden din adamları, üniversiteler, öğrenciler, işçi ve memur kuruluşları, kısaca tüm halk bir ulusal düğünü yaşadı, böyle bir düğün havasını yarattılar. Hiç kimse böyle bir havaya vatanseverlik duygusu ve sorumluluğundan ayrı olarak, zorla sürüklenmiş değildir. Tek hareketlendirici dürtü, gericiliğe karşı ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlığın biçimsellendiği vatanseverliktir.Tek kelimeyle budur. Halk oyunu kullanırken, emperyalizm ve işbirlikçilerin saldırısına “Dur artık yeter” demektedir. Bu oylarla “Bu ülke bizim, yönetimini biz belirleriz. Ulusal egemenlik hak ve hukukumuzu dünyada hiç bir güç elimizden alamaz” kesin kararı olarak vurgulamaktadır. Halk oyunu kullanırken, cephede bir askerin düşmana karşı sıktığı kurşun ne ise, oyunu onun gibi addetmiştir. Çünkü bu oyla, vatan düşmanlarına ve uzantısı teröre karşı, kesip biçmelere, yakıp-yıkmalara karşı duruyor. Ordu cephedeki ulusal görevini yaparken, halk aynı paralellikte sivil alandaki ulusal görevini yapmıştır. Halk oyunu kullanırken, gericiliğin ‘gayri meşru’ diye niteleyerek hedefine koyduğu Suriye yönetimini bu oylarıyla sahiplenmiştir. Önemli olan gericiliğin nasıl nitelendirdiği değil, devlet yönetiminde yer alanların direkt halktan meşruiyet aldığı demokrasidir. Suriye halkı bunu dost ve düşmanına gösterdi. Halk oyunu kullanırken, bu oylarla, dünya gericiliğine karşı başkaldıran, direnen Suriye’nin direnişine halk desteğidir. Zira cumhurbaşkanı Esat’ın şahsında seçimlerden alınacak sonuç, Suriye devletinin düşmanlarına karşı verdiği varolma, onur mücadelesine katkı olacaktır, destek sağlayacaktır. Suriye halkının Suriye devletinin bu özgün ortamında, cumhurbaşkanlığı seçiminde bu denli destansı duruşu, spontane kör-yöneltme duruşu değildir. Bu duruş, halkın tamamiyle bilinçli iradeleriyle vatanlarına, ulusal ve toplumsal değerlerine, onurlarına sahip çıkmanın duruşudur. Ayrıca bu duruş, ulusal kenetlenmenin, iç ve dış tehdide karşı korunma refleksidir. Bilinçli, ilerici bir duruştur. Evrensel boyuttaki gelişmelerin paralelinde gericiliğe ve yobazlığa, uluslararası emperyalist çıkar merkezlerine karşı bir duruştur. Suriye ölçeğinde bile olsa, bugün olan seçim çok önemli bir tarihi ayraç olacaktır. 11 Eylül 2000’de olan olaylar, dünyadaki siyasal ve toplumsal olayların sürecinde ’11 Eylül öncesi ve sonrası’ diye farklı yorumlanmalara neden oldu. Suriye’deki bu seçim de, en azından Suriye sorunlarının değerlendirilmesinde ‘3 Haziran öncesi ya da sonrası’ diye ayraç nitelikte olacaktır. Büyük bir olasılıkla Ortadoğu ölçeğinde de, bu bölgenin siyasal ve toplumsal gelişmelerinin içinde Suriye’nin oynayabileceği kesin olacak rollerinden dolayı, bu seçim ayracı siyasi jargonların merkezinde olacaktır. Başta ABD olmak üzere tüm batı ve Suriye sorununda ‘taşeronları’ durumunda olan gerici ülke yönetimleri, bu gelişmeyle alakadar olmamaya özen göstermektedirler. Zira Suriye halkının ezici çoğunluk eğiliminin ve desteğinin Esat’tan yana olduğunu çok iyi bilmektedirler. Bu ülkeler, siyasi hesaplarına gelince seçim olgusunu – Ukrayna’da yaptıkları gibi – yönetime meşruiyet sağlayan bir demokrasi eylemi olarak görürler. Ancak, siyasi hesaplarına da gelmeğince –Suriye’de olduğu gibi- iki yüzlü çifte standart bir tutumla, bu demokratik seçimi hiçleştirir karşısında olurlar. Suriye yönetimi, bu çifte standart tutumlara karşı alışıktır ve toplum olarak bu zihniyete karşı bağışıklık kazanmıştır. Bu çifte standart tutum, desteği ve meşruiyeti halkından alan Suriye yönetimini inandığı haklı yolundan alıkoymamaktadır. Günü gelir batılıların siyasi çıkarları ihtiyaç hissettirecek, o zaman ‘meşruiyetsiz’ gördükleri Suriye yönetiminin ayağına kadar gelecekler. Bunu siyaset kalpazanlığı değil, siyasi ilişki hüneri ve genişliği olarak sürecekler. O zaman taşeronlara nal toplamak kalacak. Suriye hayırlısiyle çok önemli bir barajı daha aşmış oldu. Sorunlarının siyasi çözümü, ulusal uzlaşı yolunda başarılı bir adım oldu. Halk, Ordu ve Yönetim üçlemesinin yekpareliği, bu başarının sırrıdır. Sonuçta bu üçleme, Suriye’nin dostlarıyla dayanışmalı olarak mutlaka ulusal barışı sağlayabilen nihai zafere bu ülkeyi ulaştıracaktır. Levent SULTAN