Ra’d Almanya’da Faliyetteydi

Korkma, sana bir şey olmayaçak, Mehdi’nin yanındasın! Ben bulutları sevke memur, melek Ra’d’ım. (Müjdelerin Müjdesi. S.M). 09 Haziran akşamı Almanyanın Kuzeyen westfalye eyaletini etkisi altına alan fırtana sonucu su ana kadar 6 ölü ve 30 u ağır olamak üzere 100 ün üzerinde yaralı var. Yetkililerden alınan bilgiye göre, Almanya tarihinde bu güne kadar böyle bir şiddetli bir fırtınaya rastlanmadığı bildirildi. Şiddetini zaman zaman 200 Km/h çıkaran fırtına bir çok ağaçı kökünden sökerek, can ve mal kaybına yol açtı. Fırtınan başlamasıyla birlikte, arkadaşlar bir birlerine” Allah’u Ekber” yazarak mesaj geçtiler. Ertesi gün, fırtınanın tahribatını görmek için Düsseldorf şehrinde tur atmaya kalktığımzda ise, bir çok sokağın devrilen ağaçlar sebebiyle geçilmez olduğnu gördük. Maddi hasarın tesbiti için çalışmalar devam ediyor. Avrupa Adımlar olarak gelişmeleri aktaraçağımızı bildiririz. Avrupa Adımlar Muhabiri.

YENİ YARGI PAKETİ HAKKINDA

Yakında yasalaşması beklenen yeni yargı paketi hakkında ADIMLAR Platformu olarak elbette bizim de söyleyecek sözümüz var. Darbe dönemlerinin izlerini taşıyan CEZA İNFAZ YASASININ tümü , söyleyecek sözümüz olan hususlardan sadece bir tanesi olmakla birlikte; darbe dönemlerinden bu yana sürmekte olan ve acilen çözülmesi gereken sorunların baş sebeplerinden biri olan TERÖRLE MÜCADELE KANUNU, bu başlık altında acilen ele alınması gereken bir satır başıdır. Bize göre, Anayasa’nın eşitlik ilkesine taban tabana zıt olan 12 Eylül darbesi ile başlayıp, 28 Şubat darbesi ile devam eden sürecin “MUHALİFLERİ ÖLÜMÜNE CEZALANDIRMA” mantığı üzerine kurulmuş olan TERÖRLE MÜCADELE YASASININ tamamen kaldırılması gerekiyor. Hem Anayasa, hem de Ceza İnfaz Yasası’nın mantığı ile çelişen; bunlar bir yana kendi kendisiyle çelişen bir yasa, yasa değil zulümdür. Terörle Mücadele Yasası’nın özellikle bazı maddeleri, siyasi tutuklu ve hükümlüleri “çaktırmadan ve barbarca bir şekilde imha etmek” için kullanılmaktadır. Bu bazı maddelerin öncelikle 2 tanesinin üzerinde durmak ise, hukuksuzluk ve darbe zulmünün giderilmesi için atılacak 2 büyük adım olacaktır. Sıralarsak: 1- Şartla salıverilme. 2- Şartla salıverilmeyi bir takım mantıksız gerekçelerle engelleyen Terörle Mücadele Yasası’nın 17. Maddesi. Şartla salıverilme noktasında, 12 Eylül darbecileriyle başlayıp, halen süren “muhalifleri cezalandırma ve ceza infaz edilirken de ayrıca cezalandırma” gibi, “insanları sınıflandırarak ceza infaz etme” vahşeti söz konusudur. Söz gelimi, Terörle Mücadele Yasası kapsamı dışındaki bir hükümlü, cezasının 2/3’ünü ceza infaz kurumlarında bitirdikten sonra şartla salıverilebilmekteyken; Terörle Mücadele Yasası kapsamındaki bir hükümlü, cezasının 3/4’ünü çektikten sonra şartla tahliye olabilmekte. Yani bir insan adi bir suçtan 10 yıl ceza aldığında 6 yılda tahliye olabilirken, siyasi bir suç(!) işleyen bir insan aynı cezayı aldığı taktirde 7,5 yılda tahliye edilmektedir. Daha ağır cezalarda ise vahşetin dozu artmakta. Adi suçlardan ağırlaştırılmış müebbed hapis cezasına çarptırılan bir hükümlü şartlı tahliye edilebilirken, siyasi sebeplerle ağırlaştırılmış müebbed hapis cezası ile cezalandırılan bir hükümlü şartla tahliye edilmemekte ve “ölünceye kadar kalmak” kaydıyla bir hücreye kapatılmakta. Burada bir ikiyüzlülük ve darbe vahşeti gizlidir. Terörle Mücadele Yasası 17. Maddesinin tümünde aynı mantık ve vahşet mevcuttur. Tutuklu ve hükümlü olmasına bakılmaksızın, herhangi bir ayaklanmadan dolayı ceza alan hükümlünün, şartla salıverilme hakkı elinden alınmaktadır. Tutuklu ve hükümlü diye ayrım yapılmadan, devletin silahlı güçlerinin kontrolü altındaki bir kurumda bulunan insanları, hiçbir sivil görgü tanığı, somut delil ve tarafsız beyan olmadan, “ayaklanma” gibi akla ve mantığa aykırı bir gerekçeyle cezalandırmak, herhalde ancak kabile devletlerinde olabilir. Elinizde silah yok, kapalı bir yerdesiniz ve karşınızda, etrafınızı kuşatmış binlerce kişilik bir silahlı güç var. Bu silahlı güç size ateş açıyor ve sonuçta siz “ayaklanma” gerekçesiyle cezalandırılıp, şartla salıverilme yasasından yararlanamıyorsunuz. Kısaca… AİHM çeşitli kararlarında “ölünceye kadar” sürecek bir hapis cezasının insan hakları ihlali olduğuna karar vermiştir. Hükümet, doğrudan bağlayıcı olan uluslar arası kabullere riayet ederek Terörle Mücadele Yasası’nın “ölünceye kadar hapis” saçmalığını ve vahşetini derhal kaldırmalı ve sonuçlarıyla birlikte tarihin çöplüğüne atmalıdır. En azından bu doğrultuda samimi bir adım atarak, Terörle Mücadele Yasası 17. Madde’deki “tutuklu ve hükümlü iken firar ve ayaklanma suçundan mahkum edilenlerin şartla tahliye edilmemesi” ile başlayan cümleyi “hükümlü iken” ile değiştirerek diğer yasalarla çelişkiyi ortadan kaldırmalı ve atılacak diğer adımlarda ne kadar samimi olduğunu göstermelidir. Sonuç itibariyle, Terörle Mücadele Yasası, daha önce kaldırılan Özel Yetkili Zulüm Mahkemeleri’nin verdiği cezalar ve cezaların infazları ile ilgili olduğundan, zaten varlığı bile saçma, mantıksız ve hukuka aykırıdır. Uluslar arası bağlayıcı kabullere, insan aklı ve vicdanına aykırı bu darbe artığı yasaların düzenlenmesi ve kaldırılması, hükümet için bir hukuk ve vicdan sınavı olacaktır. ADIMLAR

BÜYÜK DOĞU’DA ÇOK ŞEYLER OLMAYA DEVAM EDİYOR

IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği haberi Ortadoğu’da bütün dengeleri bir kez daha yerinden oynatmaya yetti. Neler oluyor? Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından Amerika’nın Haçlı-Yahudi Batı barbarlığı adına tüm dünyayı hegemonyası altına alarak, Haçlı-Yahudi Batı barbarlığının pençelerinden kurtuluş olmadığı mesajını vermek istemesi ile 1991’de İslâm ülkeleri arasında kendilerine kafa tutan lider olarak Saddam ve ülkesi -ülkemiz- Irak’ı hedefe koyup saldırıya geçmesinden bu yana geçen çeyrek asırlık şu zaman dilimi içerisinde neler neler yaşandı… Ortadoğu’ya düzen getireceklerdi, medeniyet getireceklerdi, özgürleştireceklerdi… Hani onların gözünde Ortadoğu gayrı medeni, düzensiz ve köle insanların ülkesi ya… Oysa yine bir Batılının tesbitiyle, Batılı’ların, “geri kalmışlık” diyerek aşağıladıkları şeyin sebebi bizzat Batı’nın sömürü ve tahakkümünden ibaretken. Yakıp-yıkan, muhtaç hale düşüren sonrasında da yine güya yardıma koşan iki yüzlü sırtlan mizaçları… İki medeniyet arasındaki farkı anlamak için şu misale bakmak yeter: Osmanlı’nın şahsında İslam medeniyeti, Balkanlar’a, oradan aldığı vergiden çok daha fazla miktarda parayı yatırım ve hizmete harcadı. Oysa emperyalizma ele geçirdiği, işgal ettiği bütün ülkelerde katliamlar yaptı, soygunlar yaptı, yerli halkı yine kendilerinden dilenerek geçinecek bir yoksulluğa mahkûm ederken, geride ne nizam bıraktı ne başka bir şey. İşte, bu emperyalist Haçlı-Yahudi eşkiyalar ve onların içimizde devşirdiği yerli işbirlikçilerinin el birliğiyle Irak’ın meşru devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i devirmek üzere başlattıkları “milat” niteliğindeki saldırıdan bu yana çeyrek asır doluyorken, Ortadoğu kaynamaya ve emperyalizmanın zaafını da apaçık ortaya dökmeye devam ediyor. IŞİD’in Musul’u ele geçirdiğinin duyulmasıyla birlikte, bütün emperyalistler ve işbirlikçilerinin inlerinde, başkentlerinde siyasi mahfillerinde bir çalkalanmanın başladı ki işbirlikçi AKP iktidarı da bu çalkantıdan payını almış durumda. Haedise o kadar belirsizliklerle dolu ki, bu gün söylenen her söz yarın tepetaklak olabilir, bu gün mevcut görünen ittifaklar bir anda yıkılıp, düşman saftakileri bir araya gelmiş görmek hiç de şaşırtıcı olmaz. Şu anda zahirde görünen tek şey, IŞİD’in bu hamlesiyle emperyalizma ve yerli uşaklarının, işbirlikçilerinin gayet rahatsız olduğu ama gerçek tablo acaba gerçekten de böyle mi? Hadise karşısında bölgenin aktörleri olarak Suriye rejimi, Türkiye, Irak’taki Maliki idaresi, Barzani ve PKK’nın tutumları ne? Irak’lı Araplar’ın bakışı nasıl? Ya bölgeye müdahil olan Batı emperyalizması ile bölge üzerinde hesapları olan Rusya ve Çin’in bakışı ne noktada? İç içe geçmiş çok kaotik bir manzara var karşımızda ve gayet soğukkanlı olarak meseleyi ele alıp, kendi aksiyonumuzun manivelası kılma noktasında biz ne yapabiliriz? Suriye’de devam eden iç savaş ve buna müdahil olan Batı ile işte bu Batı’nın kurdurmuş olduğu Irak Maliki yönetiminin Suriye’de Batı’ya karşı Esad rejiminin yanında yer alan tavrı ortadayken, aynı Maliki yönetiminin IŞİD’e karşı Amerika’dan yardım istemesi nasıl izah edilecek? Barzani, peşmerge birliklerini Musul sınırına yığmaya başlamışken, Türkiye’nin müdahil olması mümkün mü? Oradaki Türkmenler ne olacak? Türkiye’nin olası bir müdahalesinde PKK’ya bir rol verilecek mi yoksa PKK burada emperyalizma tarafından kaybedenler listesine adı yazılanlardan mı olacak? Türkiye’nin iç siyaset atmosferi bu kadar gerginken ve Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bu gerginliğin daha da artması beklenirken, ne gibi argümanlar kullanılıp, güç yansıtma zarureti hâsıl olursa buna imkân var mı? Bütün bu sualleri tek bir seferde cevaplamanın imkânı yok. Bu gün akla ilk gelen bu sualleri ortaya atmış olmakla yetinip, yarın devam edelim inşallah. A. Baki Aytemiz ADIMLAR DERGİSİ

AÇILIM O BİÇİM

Maraş ve Sivas’ta Türk Milleti Lice’de gerçekleşen askeri üssün basılarak bayrağın indirilmesini protesto etti. Malatya’da tepkilerin hedefi BDP’liler olmuş. Şu satırları yazdığımız anlarda (dün) Ankara’da iş meydan savaşına dönmeye meylederken polis tedbir almaya çalışıyor. Ve ülkenin daha birçok yerinden benzer haberler geldi veya gelmeye devam ediyor. AKP’nin açılımı o biçim işliyor, öyle ki sayelerinde ülkenin tamamı çatışmalara açılmış durumda. Sözü fazla uzatmadan kısadan söyleyeceğim, “Çözdük her müşkülü derlerse de ki / Sonunda varolma müşkülü kaldı!” diyen Üstad’ın sözleri kulakları çınlatırken, AKP’nin, İBDA’ya düşman olarak çözüm bulması akıllara ziyan bir teşebbüstü ve her yanlış nihayetinde ortaya çıkar hesabı, işte yolun sonu gözüküyor. Varolma müşkülünü İslâma Muhatap Anlayış’ın zaman şuuru çerçevesinde değil de kendi keyfine göre çözmeye kalkarsan olup olacağı da ancak bu kadar olur. AKP, zaman dışı bir hareket olarak, zamanın ihtiyaçlarına nasıl cevap verecek? Zaman İslâma Muhatap Anlayış’ı gerekli kılarken, onların Telegram işkencesi ile yıllardır yok etmek için çabaladıkları bizzat zamanın ruhu değil miydi? Şimdi de Telegram’ın devam ediyor olmasına nazaran hâllerinde bir değişiklik yok. Şimdi, Türk’e, Türk’ün ruh köküne düşman olanlar bu milleti çantada keklik zannederken, işin hiç de öyle olmadığı ve RTE’nin dahi ihanetinin, yapabileceklerinin bir sınırı olduğu ortaya çıkıyor. O sınır, Allah’ın hadiselere mekrini nakşettiği yerde tecelli etmekte ki bu dilden anlamayanlar, o mekr icabı teşekkül eden sahte zaferlere, felix culpa – mutlu cürümlere bakıp avunmaktaydı. Zafer, inanan, sabreden ve direnenlerindir. Zafer, hak ve hakikatin, hak ve hakikati de yaratan Allah’ın ve buna inananlarındır. Bu ülke üzerinde oynanan emperyalist oyunlar 1919’da, 1943’de, 1975’de, 1991’de, 1999’da olduğu gibi yine bozulacak, bu oyunlarda uşaklık eden işbirlikçi hainler bu defa son kez olmak üzere yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Ahmet Ölçülü ADIMLAR DERGİSİ

KAMUOYUNA DUYURU

Kamuoyuna… ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Platformu, İBDA fikir sistemine ve dünya görüşüne nisbetle faaliyet yürütmekte, bu faaliyetlerini de resmi internet sitesinde ve resmi sosyal medya hesaplarında paylaşmaktadır. Bilgimiz haricinde, ADIMLAR isminin geçtiği çeşitli basın yayın organlarındaki haberlerin, sosyal medya siteleri paylaşımlarının ve yazarlarımız da dahil olmak üzere muhtelif kişisel yorumların, ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Platformu ile herhangi bir ilgisi yoktur. ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Platformu’nu bağlayıcı tüm açıklama, haber, yorum ve her türlü bilgi, ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Platformu’nun yayın ve iletişim kanalları olan resmi internet sitesi ve resmi sosyal medya hesaplarında yayınlanan içeriklerdir. Bunun dışındaki tüm haber, yorum, yazı, video, ses dosyası ve benzeri içerikler, ADIMLAR Fikir Kültür Siyaset Platformu’nu değil, yayınlayan kişi, kurum veya kuruluşu bağlar. Kurulduğumuz günden beri çeşitli vesilelerle ifade ettiğimiz bu hususu tekrar hatırlatırız. ADIMLAR DERGİSİ

Mahmut Efendi İRADESİNİ Beyan Etmiştir

Bilindiği gibi, Çeçenistan Devlet Başkanı Ramzan Kadirov’un daveti üzerine, 9 Haziran’da Çeçenistan’a seyahat edecek olan Mahmud Efendi Hazretleri, seyahatini iptal etmişti. Biz, defalarca bu seyahatin Mahmud Efendi Hazretleri’nin bizzat kendi iradesi doğrultusunda gerçekleşeceğini söylemiştik. Bir takım basın yayın organlarında ise, Mahmud Efendi’nin bu seyahat için “kandırıldığı” ve “aldatıldığı” gibi tasavvuf ahlakına uymayan çirkin ifadeler yer almıştı. Başta Efendi Hazretleri’nin torunu ve Cübbeli Ahmed Hoca gibi İsmailağa Cemaati’ndeki güvenilir kaynaklar ise, hadisenin bu çirkin ifadelerle izah edilmesine tepki göstererek, konuyla ilgili bilgi kirliliğine son verecek açıklamalar yaptılar. Efendi Hazretleri’nin torunu Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada: “Mahmut Efendi Hazretlerimiz (k.s.) davet üzerine gideceği Çeçenistan seferini yine kendi fikir ve hür iradeleri ile iptal etmiştir. İhvan ve muhibbana duyurulur. Büyüklere duymamız gereken sadakati ve işlerinde hikmet arama ahlakını elden bırakmayalım. Zira bu kuru teslimiyet değil belki de sahabe ahlakının bize öğrettiği tavırdır” dedi. Yine Mahmud Efendi Hazretleri’nin yakınlarından Cübbeli Ahmed Hoca’da bir açıklama yaparak, Mahmud Efendi’nin, Çeçenistan ziyaretine, Çeçen Devlet Başkanı Ramzan Kadirov’un daveti üzerine kendi iradesiyle karar verdiğini, kendisinin Çeçenistan’a seyahat etmeyi dilediğini ifade etti. Cübbeli Ahmed Hoca, Mahmud Efendi’nin Çeçenistan’a gitmesini istemeyen bir takım yetkililerin ricasını kırmamak adına ve bu yüzden oluşabilecek bir fitnenin önünü kesmek adına, seyahati Mahmud Efendi Hazretleri’nin kendisinin iptal ettiğini söyledi. Biz, Çeçenistan’a kurs açarak, yeni yetişen neslin ilim ve iman ile yetişmesine çalışan Mahmud Efendi Hazretleri’ne teşekkür ederiz. Ayrıca, doğrudan doğruya Çeçen kaynaklarından aldığımız haberler çerçevesinde de, Çeçenistan’ın kendisinin öz yurdu gibi olduğunu, kendisinin ve Çeçen halkının sevgilerini iletiyoruz. Mahmud Efendi Hazretleri, iradesini beyan ederek, Çeçenistan seyahatini kendisinin dilediğini ifade etmiştir. Bedenen yapacağı seyahati “bir takım yetkililer ve çıkabilecek fitne” sebebiyle iptal etmiş olsa bile, kendisinin kalben duyduğu muhabbeti biliyoruz. Bu seyahati bahane ederek, isimlerini “çıkabilecek fitneye sebep olanlar” listesine yazdıranlara da, Mürşid’e bağlılıklarını ve tasavvuf anlayışlarını gözden geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Efendi Hazretleri’ne ve O’nun gerçek bağlılarına sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz. ADIMLAR HABER YORUM

BÜYÜK ŞEHİRLER KARIŞIYOR

Bağcılar Meydanı’nda HDP ve BDP tarafından organize edilen Lice protestosuna polis müdahale etti. Gaziosmanpaşa’dan sonra Bağcılar da karıştı. Lice olaylarını bahane eden bir grup Bağcılar Meydanı’nda toplandı. Meydanda toplanmalara izin vermeyen polis ile eylemciler arasında önce arbede yaşandı. Yaklaşık 20 kişilik grup, polis tarafından kalkanlar aracılığıyla meydandan çıkartılmak istendi. Yaşanan arbedenin ardından polis, taş atan eylemcilere biber gazıyla müdahale etti. Meydanda yaşanan olaydan kısa süre sonra BDP Bağcılar İlçe Binası önünde toplanan yaklaşık 300 kişilik grup meydana yürümek istedi. Grubun önü TOMA ve çevik kuvvet polisleri tarafından kesildi. Bir süre süren müzakereler sırasında toplanan kalabalık ‘Lice halkı yalnız değildir’ şeklinde sloganlar attı. Abdullah Öcalan posterleri açan grubun yürümesine izin verilmemesi üzerine ortam gerildi. Polise taş ve şişe atılması üzerine, gruba TOMA’lardan tazyikli su ve biber gazıyla müdahale edildi. Eylemciler de caddedeki çöp konteynırlarını devirerek polise taş ve şişe fırlattı. Havai fişek de kullanan grup, müdahalenin ardından ara sokaklara dağıldı. Müdahalenin ardından yaklaşık 50 kişilik grup BDP binası önünde basın açıklaması yapmak istedi. Polis gruba tekrar biber gazıyla müdahale etti. Şu anda Bağcılar’da polis tarafından bir abluka var. Doğu’da yapılan eylemler Batı’da yani büyükşehirlerde de yapılmak isteniyor. Adım adım iç savaşa doğru gidiyoruz. ADIMLAR HABER

İÇ SAVAŞA ADIM ADIM

DİYARBAKIR’ın Lice İlçesi’nde PKK’lılarla onlara destek veren grubun yol kesme eylemine 2 gün önce güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında çıkan çatışmada ölen 26 yaşındaki Ramazan Baran ile 50 yaşındaki Baki Akdemir cenazesindeki olaylar devam edeceğe benziyor. Diyarbakır’da toprağa verilen Ramazan Baran’ın cenaze töreninden sonra Bağlar İlçesi’nde caddeyi barikatlarla kapatan göstericiler, polise havai fişek, molotof ve taşlarla saldırdı. Polis, göstericilere gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. Bölgede karakol yapımı ve operasyonları gerekçe göstererek Diyarbakır- Bingöl karayolunu Lice İlçesi Fis Ovası Mevkii’nde 24 Mayıs günü hendekler kazarak kapatan PKK’lılar ile onlara destek veren grubun eylemleri sürerken, her gün çatışmalar şiddetini arttırarak devam ediyor. Göstericiler askere el yapımı patlayıcılarla ve molotof kokteylleriyle saldırıyor. Cenaze ve gösterilere katılanlar sık sık Kürtçe, ‘Savaş savaş, savaş, barışa hayır’ sloganları atıyor. Lice ve Silvan’da esnaf kepenklerini açmadı. İşin enteresan tarafı, Diyarbakır- Bingöl karayolunun Lice kesimde daha önce askerlerin kurduğu kontrol noktaları kaldırılırken, yolda askerlerin de devriye gezmediği dikkati çekti. Güvenlik gerekçesiyle Lice- Kocaköy karayolu da kapatıldı. Askerin yerine PKK’lıların oralarda araçları çevirip kimlik kontrolü yaptığı bildirildi. HAKKARİ’DE OLAYLAR ÇIKTI Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde 2 kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylar nedeniyle kepenklerin kapalı olduğu Hakkari’de de öğle olaylar çıktı. Yüzleri maskeli 50 kişilik gösterici gurubu Yeni Mahalle’de Şehit Jandarma Astsubay Üstçavuş Fatih Bülbül Kışlası’na saldırıya geçti. Kışlaya molotof kokteyli, taş ve havai fişek atan göstericileri asker havaya ateş açarak dağıtmak istedi. Buna rağmen dağılmayan göstericiler, askeri birlik önündeki barikatları alarak yolu kapattı ve kimlik kontrolü yapmaya başladı. Yolu açmak için gelen polislere de taş, molotof ve havai fişeklerle de göstericilere polis gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. Olaylar ara sokaklarda kovalamacayla bir süre devam etti. Lice’de Hava Kuvvetleri basıldı Türk Bayrağı indirildi Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yüzleri kapalı bir grup, 2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nın bahçesinin duvarından atlayarak direkte asılı bulunan Türk bayrağını indirdi. Askeri kulübeye saldıran grup, Kuruçeşme mevkiinde lastik yaktı, yolları trafiğe kapattı. Bağlar sokaklarını savaş alanına çeviren grup, polise havai fişek, molotof ve taşlarla saldırdı. Polis, göstericilere gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. ADIMLAR HABER

İŞKENCE VE AKP

Yıllar önce, AKP iktidarının ilk yılları, hani şu “işkenceye sıfır tolerans” edebiyatının ayyuka çıktığı ilk günler. Dergi bürosuna gittiğimde -Beklenen Yeni Nizam- misafirlerimizin olduğunu fark ediyorum. Misafirler dergide arama yapıyor, Fazıl Duygun da onlara derginin sahibi olarak nezaret etmekte; benden de kimlik istiyorlar… Soruyorlar, “Adın ne?”, “Baki Aytemiz!”… “Baki sen misin?”… Bunlar bizim masanın, yani İslâmla Mücadele masasının yeni elemanları olduğundan şahsen tanışıklığımız yok. Eskilerden kimse kalmamış. “Bak şimdi buraya gelmemiş olsaydın seni almazdık!” diyerek gözaltına alındığımı tebliğ etmiş oluyorlar. Dergi bürosunda gözaltına alınan Fazıl ve ben, büronun bulunduğu hanın üçüncü katından polislerle beraber aşağıya iniyoruz. Etrafa bir bakıyorum… “Niye baktın?” diye soruyor biri. “Bayağı da kalabalık gelmişsiniz!” diyorum. O sırda yanımızda olan komiserleri, kendi aracına doğru gidiyor ve hemen telsizden yanımdaki polise talimat veriyor: “Baki’yi kelepçeleyin!” Ters kelepçelenen Baki… Allah tarafından kalplerine düşürülen korku… Hamdederim. Şubedeyiz… İlk defa Vatan’a gelmiş oluyorum. Ben, Gayrettepe işkencehanesinin son misafirlerinden biriydim, bizden sonra işkencehane Vatan’a taşındı. Polisler yol boyunca ve şubede şirinlik yapıyor adeta. Artık işkence yapılmadığından, polislerin de değiştiğinden, “Piç Mahir”in gittiğinden filân bahsediyorlar. Hatta emniyet o kadar değişmiş ki, şuracıkta sıcak su akan bir yer varmış ve orada duş almak mümkünmüş. (“Piç Mahir” meşhur, 90’lar boyunca İbdacılar ve diğer İslâmî mücadele veren grup üyelerine işkence yapmakla vazifeli bir lanetli. Bizzat Kumandan’a da işkence yapmış ve gönüldaşlar tarafından “Piç” lakabıyla onurlandırılmış ve kendisi de bu lakabı gayet tabiî bir şekilde benimsemiş ve şubeye işkenceye aldığı her gönüldaşa, “bana Piç Mahir!” derler diyerek bunu iftiharla dile getirmiş bir mahlûk…) Şöyle bir baktığımda, Gayrettepe’ye göre burası fizikî imkâlar bakımından gayet rahat. Gayrettepe’de tek bir hücreyi, o zaman MLKP’den alınan Cemil Kuyu ile paylaşmıştım. Bir kişinin ancak sığabileceği tahta bir sedir ve leş gibi bir battaniye… (Cemil Kuyu yardım ve yataklıktan alınmıştı ve onu pek ellemiyorlardı. MLKP yeni kurulmuş ve ilk eylemini Pendik-Kartal taraflarında üst geçitlerden birine bombalı pankart asarak yapmış ve böylece örgütün kuruluşunu da ilân etmişlerdi. İşte bu eylem üzerine MLKP’ye yönelik operasyon neticesi yakalananlardan biri de Cemil Kuyu idi. Cemil ağabey, beni işkenceden getirdiklerinde ısınmam için battaniyeye sarar, moralimi bozmamam için kendi tecrübelerinden anlatırdı. Biz de o zaman işkenceye Yaşar Ayaşlı’nın Adressiz Sorgular kitabını okuyarak hazırlanmıştık. Daha önce Maraş’ta da görmüş olduğum işkenceden dolayı gayet hazırlıklıydım ama insanın dost bir sesle beraber olması ayrı bir rahatlık vermiyor değil.) O günlerden Vatan’a, duş alma imkânı da olan işkencesiz bir emniyete… Derken, kulağıma insan bağırtıları gelmeye başladı… Hani işkence yoktu? Bunu, emniyette artık işkence olmadığını ikna etmeye çalışan polise söylüyorum: “İşkence yok diyorsunuz ama ya bu bağırtılar ne?”… “Ama o başka, onlar bizim canımızı yaktı!” diye cevap alıyorum. O zaman yine Bağcılar tarafında bir Hizbullah operasyonu olmuş ve operasyonda Hizbullah militanlarından olduğu gibi polislerden de ölen olmuştu. Şimdi en tepedekilerin işkenceye sıfır tolerans diye bağırdığı bir dönemde, kahraman Türk polisi, esir ettiği kişilere aslanlar gibi işkence etmekteydi. Bursa’da polis ekiplerinin bir genci yol ortasında ters kelepçeleyip yere yatırdıktan sonra işkence ettiklerini belgeleyen video kayıt haberini okuyup ilgili videoyu da seyrederken bu kadar hatıra kafamda canlanıverdi. “İşkenceye sıfır tolerans var ve polis artık işkence yapmıyor!” edebiyatı yapılıyorken, pratikte bir işkenceye şahit olduğunuzda hemen cevap hazır: “Ama…” İşte, sol haber portalının ilgili haberi aşağıda: “Bursa’da polis, 27 Mayıs 2014’te, Bursa Osmangazi Çeşmesi’nin önünde, Metro İstasyonu yanında ve Kıbrıs Şehitleri Caddesi yakınında, bir gence dakikalarca sokak ortasında işkence yaptı. İşkenceyi görüntüleyen vatandaşlar polislerin yüzlerini yakınlaştırarak çekerken, polis araçlarının plakaları da görüntülere yansıdı. Odatv’den Fethi Yılmaz’ın haberine göre; ters kelepçe takılarak yere yatırılan gence…” Ya TELEGRAM? Kumandan Mirzabeyoğlu’na yapılmaya devam edilen işkence? “İşkence ve işkenceciyle mücadele, anti-emperyalist mücadelede bir birlik noktasıdır!” demekteydi Kumandan Mirzabeyoğlu, “İşkence” adlı eserinde ve işkenceciye karşı yapılacak en güzel muameleni “kısas” olduğunu ekleyerek. İşkence ve işkencecilerle mücadelemiz devam edecek. Bu gün AKP iktidarında işkence son hızıyla devam etmekte… Zira devletin savcısı, “Telegram”a karşı tedbir alınması için yapılan başvuruya, Telegram’ın “ispatlanamaz” oluşunu ileri sürerek Mirzabeyoğlu’na yapılan Telegram işkencesi için tedbir alınamayacağını bildiren bir cevap vermişti. O halde biz de bizzat RTE’nin dahi “telegram” altında olduğunu söylemekte bir beis görmeyiz ki, vatanın ve milletin bağımsızlığı için, Telegram’a karşı çözüm getirebilecek bir siyasi iradenin iktidarı ele alması, çözülmesi gerekli en acil problem olarak kendisini dayatır. Telegram’a karşı çare bulamadığını itiraf eden bir devletin, mevcut siyasi iradenin iradesinin kendisine ait olduğu düşünülemez. Telegram’a çözüm bulamadığını itiraf eden, dolayısıyla kendisinin kontrol altında tutulduğunu, iplerinin başkalarının elinde olduğunu itiraf etmiş olan böyle bir siyasî iradeden, millî bir hamle yapmasını beklemek mümkün olabilir mi? Kumandan Mirzabeyoğlu’nun bir cümlesiyle bitirelim: “Gasbedilmiş bütün haklarımız için hedef iktidardır!” A. Baki AYTEMİZ