HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 5
Levent AKINCI (*)
Geleyim bunun üzerinden verilmek istenen, bilhassa günümüzdeki birilerinin vermek istediği mesaja ve bizim, sürekli azgın seküler kesime yaranmak için yırtınıp duran, darvinist, cehmî, laik, neobatini türden bir kısım ilahiyatçılara ve yazarlara soracağımız soruya.
Bir insan yavrusu, doğar doğmaz bir adada, odada, ormanda veya hapiste veya kuyuda, izole edilerek kapalı bir binada vs; belki bazı durumlarda kısmen “Âlem”e açık ama beni “Âdem”den yana tecrid halinde, yani hiçbir diğer insan ile muhatab olmadan, bir diğer insandan yardım, şefkat ve destek görmeden, eğitim öğretim görmeden, canlı kanlı ve uygun modeller görmeden, hiç bir lisâna ve konuşmaya tanık olmadan, 0-13 yaş arasında, bilhassa ilk 6-7 yılında, yani bebeklik ve ilk çocukluk yılları boyunca böylece insansız yaşayarak, yıllarca bu hal üzere yetişerek neticede fıtrata münasip bir surette biri yani mükellef, yani ruh ve akıl sağlığı yerinde bir “normal insan” ve hatta “muvahhid” ve hikayedeki gibi bir de “arif-mütefekkîr-kâmil” biri olabilir mi?
Allah Teala’nın “Hususi” bir ikramı, mucizevi bir lütfu veya müsadesi olmadıkça; Adetullah da dediğimiz “Umumi” kaidelere tabiat kanunlarına göre demek gerekirse; Allahualem ki hayır!
“Hikayede öyle demiyor ama!” Diyecek şimdi okuyucu. Evet ben de biliyorum öyle demediğini. Bunlar ya mucizelerde ya da bilâteşbîh masallarda olur.
Hemen bir parantez açayım, tarih boyunca hak mucizelere sihir, hak davete ve sahih kıssalara da eskilerin masalları diyen kâfirler olduğu gibi, hurafeci bidatçi ve büyücü istidrac sahibi kâfirler de var olmuştur. Evet, mucize var ama sihir de var, kıssalar var ama uydurma masallar ve mitler de var. İkisini karıştırmıyoruz.
Bir çok toplumda benzer “Yabani Çocuk” efsanesi ve bir çok da gerçek yaşanmış hadise vardır. Yalnıız, gerçekten de yaşandığını bildiklerimizin hemen hiç birisinde hikayenin sonu Hay masalındaki ve diğer efsane ve filmlerdeki gibi bitmiyor. Çocuk, avam lisanıyla dersek sadece “gerizekalı” ve “vahşi-yabâni” olarak kalıyor.
Yani, Hay türü vakalar ancak masallarda ve filmlerde olur gerçekte görülmez. Vuku bulmuş olan varsa da bu ancak mucizattandır. “Hay” çizgi filmi yahut “Ormanın Kitabı”, “Orman Çocuğu”, “Tarkan” ve “Tarzan” gibi filmler hakikati yansıtmamakta. Bu türden başka da roman ve filmler mevcuttur. Hiç birisi de hakikatteki vakalarla örtüşmemektedir.
Bu tür durumlarda bebek ölüyor. Bir mucize eseri, yaşarsa da normal bir insan olmuyor. Olan da, eğer tam tecritte idiyse, yine aklı bilimi aciz bırakan mucizattan olur ancak. Bu manada mümkinattandır.
Böylesi bir çocuk şayet normal olsa, o ancak ve ancak, Allah’ın “umumi” rahmeti, kevni kaideleri bir yana, belki “hususi” bir lütfu ile olabilecek harikalardan yani sıradışı ve mucizevi hadiselerdendir, yani ateist ve modernist kafirlerin putu olan aklın mantığın bilimin asla açıklayamayacağı aciz kalacağı hadiselerdir. Ki biz buna iman ediyoruz zaten. Mümkinattandır.
Mucize ne demekti? Aciz bırakan. Evet, aklın idrakin ötesinde yani. Bu arada, sadece asıl mucizeleri yani Nebevî mucizeleri kastetmiyoruz burada mucizevî derken. Aklı aciz bırakan her türlü fevkalade -fevk’al-adeh- sıradışı hadiseyi kastediyoruz. Karıştırılmasın.
Kısa bir ara not düşelim, Kur’ân’da nebevî mucizeler bazen âyet, âyât, bazen hakk, furkan, beyyine, burhan, sultan lafızları ile zikredilir, halk arasında ise mucize deriz. Burada herhangi bir nebîde görülenlerden başka diğer fevkalade hadiseleri de kastederek mucize diyoruz, aklı bilimi aciz bırakan mânâsında. Dediğimiz gibi, karıştırılmasın. Âyât, keşf u keramet, sadık rüya, tevafuk, ve bilâteşbîh nazar, sihir, istidrac vs hepsi de mucizdir, aciz bırakıcıdır.
İster keramet olsun ister istidrac, ister salihte zuhur etsin ister müşrikte, bu tür tabiri caizse paranormal, parapsikolojik, metafizik bütün hadiseler insanda gayba inancı sağlar, ve bir şekilde mâneviyata yöneltir. Ama hak yola ama batıla. Ama sonuçta hepsi de mucizdir ve rasyonalizm ve pozitivizm için ve aslında bir çok izm için, geçmez bir baş ağrısıdır.
Meselâ, hiç bir tahsili olmayan hatta okuması yazması bile olmayan ve neredeyse çocuk yaşta olan ümmi bir çobanın, mecnun/meczûb şair yani bâdeli şair Bayburtlu Celali veya keza Bayburtlu Hicrani’nin bir gün aniden ve seri halde döktürdükleri deruni şiirler tıbbı psikolojiyi aciz bırakıyor. Bir apartmanın üçüncü dördüncü katından yola düşüp de burnu bile kanamayan bebeğin, veya bir kaç saatte bir emzirilmesi zorunlu olan bir bebeğin bir hafta on gün boyunca deprem enkazında mahsur kalıp sonra da sağ salim çıkartılıp tıbbı aciz bırakmasındaki gibi. İlkine dedelerimiz şahit, ikinciye babalarımız, üçüncüye de 2023 Büyük Anadolu depreminde milyonlarla birlikte bizzat kendimiz, şahit olduk. Tabipler olamaz böyle bir şey ama oldu, diyordu. Çok var böyle sıradışı ve bilimin izahta aciz kaldığı hadise. Keza, herhangi bir insan da görebiliyor nadiren de olsa; sadık rüya. Geçmişin izleriyle, korku ve arzularla, bilinç dışı materyal ile ilgisi olmaksızın, tamamen geleceğe dönük ihbar niteliği taşıyan, ve bazen aynen görüldüğü gibi vuku bulan ve aklı bilimi aciz bırakan rüyalar. Tevafuklar, hatta dipsiz bir derya olan hayaller.
Bu arada, astronomi, fizik, kimya, biyoloji üzerine ihtisas yapan nice bilim adamı var ki zaten normal dediğimiz varoluşa da mucize diyorlar. Bu da ayrı bir bakış açısı tabi ki. Evet, bu manada varoluş zaten bir mucize. Sıradışılık gerekmeden her mahluk bir mucize. Bu mânâda mucizeleri ikiye ayırabiliriz.
“Emir de halk etme de O’nundur”. (Araf 54’ten). Allah Teâlâ’nın emirleri kelâmı olan ayetleri, mahlukatı ise kevnî ayetleridir. “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki onlar bu ayetlerden yüz çevirerek geçip giderler”. (Yusuf 105).
Konudan kopmadan devam edelim. Hay masalı dinde zaten delil olmayacağı gibi, gerçekte de yaşanması mümkün müdür, mümkünse bunun izahı nedir dersek eğer.
-Hikayedeki gibi bir hadise ancak destanlarda, efsanelerde, masallarda olur. Hayali kahramanlar Hay, Basat, Tarkan, Tarzan, Mowgli gibi.
-Ha, böylesi bir hadise asla olamaz değil, bu mümkinattandır, amma mucize keramet gibi bir harikadır ve aklın bilimin asla açıklayamayacağı, mahiyetine keyfiyetine vakıf olamayacağı bir şekilde olması mümkündür. Allah dilerse hususi bir lutfuyla o çocuğu o hale getirebilir ve mahiyetini keyfiyetini bilmeyeceğimiz bir şekilde irşad da edebilir. Biz yani Ehli Sünnet Vel Cemaat Müslümanlar buna zaten iman ederiz.
Biz, değil kurdun kuşun büyüttüğü çocuğun konuşmayı öğrenmesini, bizzat kurdun kuşun hatta ağacın ve dağın taşın dile gelip konuşmasının dahi mümkün olduğuna şeksiz şüphesiz iman ederiz, nitekim ayette Hüdhüd adlı kuşun Süleyman Aleyhisselam ile konuşması, kurt mucizesi hadisinde de dile gelen kurdun risaleti tasdiki haber verilmiştir. Daha pek çok âyet ve hadis vardır. Amenna ve sadakna.
(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi










