TELEGRAMCILARIN ANASI ÖLDÜ
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Muazzez İlmiye Çığ, 110 yaşında hayatını kaybetti.
Kardeşi Turan İtil’le birlikte kurdukları HZİ Vakfı bünyesinde, emperyalizme hizmet ettiler. 12 Eylül cuntası ile işbirliği içinde suçlu-terörist gördükleri insanların üzerinde, beyin kontrol deneyleri yaptılar.
Buraya döneceğiz ama M.İ. Çığ, kamuoyunda daha çok “Sümerolog” olarak bilindi. Dünyada her şey Sümerle başlamıştı, Sümerler de Türk’tü… İslâmî ritüeller de -namaz, oruç vs.- Sümer’den aparılmış şeylerdi.
Onun dünya izâhı işte bu kadar basit ve sığ…
Oysa ilk insan, ilk Peygamberdir ve medeniyet tarihi de Peygamberler tarihinin salkım saçak görüntüsünden ibarettir ki, Sümerlerin oruç, namaz gibi ibadet ritüellerini biliyor olması da kendi dönemlerindeki Peygamberin vahyi ile ilgili olduğundan, Allah Resûlü bunları Sümerlerden almış değil, zaten devam edegelen bir geleneğin bir parçası olarak, Sümerlerin de İlâhî vahye muhatap olduğunun delildir.
Evet, tekrar başa dönelim, “Telegram” işkencesine…
Kumandan’a uygulanan şekliyle Telegram, teknolojik cihaz destekli, ideolojik yönlendirme, biçimlendirme gayeli bir projedir. Teknolojik alet vasıtasıyla yapılan işkence, hedefe tesir etmek maksadıyla kullanılan vasıtalardan biridir.
HZİ Vakfı bünyesinde yapılanlar, Telegram’la aynı gayeye, insan beynini kontrol edilmesine hizmet eden şeyler olması bakımından, M.İ. Çığ’ı, Telegramcıların anası olarak vasıflamakta beis görmedik.
Ama ucuzcu da değiliz.
“Kahrolsun işkenceciler” ya da M. İ. Çığ ve benzerlerinin “Kemalist” görünmesinden istifade, “kahrolsun Kemalistler!” deyip işin içinden sıyrılmayı, dava haysiyetine sığdıramayız.
Zira Kumandan katledilirken, Telegramcılar AKP iktidarının kanatları altında icrayı sanat eylemekteydiler. Kumandan Mirzabeyoğlu, Kemalistler, şunlar veya bunlar eliyle değil, İmânsız İslâmcılık rejimi eliyle katledildi. Kumandan katledilirken iktidarda AKP vardı ve ülkede olup biten her şeyin mesûlü de kendileridir haliyle…
Kumandan, Yeni Şafak’ta sansürlenen röportajında, “bütün iktidarlar bize düşman!” demekteydi. Yani, geçmişte gözaltına alındı, falancalar işkence etti, filancalar şunu yaptı, feşmekanca bunu yaptı… İyi de O işler orada bitmedi, orada kalmadı ki. AKP iktidarında da bunlar devam etti. Yeni Şafak’ın sansürü gibi, AKP’yi Kumandan’a yapılan işkence ve suikastten temize çıkarma gayreti de en az ona yapılan işkence kadar adi ve şerefsizce.
Kumandan’a yapılan işkencelerde tüm Batı işbirlikçilerinin, ABD köpeklerinin, Fetullahçıların, Kemalistlerin, şunların-bunların payı olduğu kadar, en az onlar hatta daha fazlası olarak kendi devirlerinde katledilmesi münasebetiyle AKP’nin de mesuliyeti vardır.
M.İ. Çığ zaten işi bitmiş, artık zamanını doldurmuş birisiydi. Esas meselemiz devam edegelen zulümle mücadele. M.İ. Çığ da burada bu mücadeleye dair bir vesile. Telegramcılardan açıkça hesap sorulana kadar, zulüm devam ediyor demektir ki, zulüm devam ediyorsa zalimler de hüküm sürüyor demektir.
Bizi, esas olarak, ölen ve İlâhî huzurda hesaba çekilme vakti gelen zalimler değil, ölmeden önce bizim hesaba çekmemiz gereken zalimler ilgilendirmekte. Mücadele de budur.










