ŞEHİDLERİMİZ İÇİN BULUŞTUK 27 Mart 2016 Saat: 13:00

27 Mart 2016 / Saat: 13:00 ŞEHİDLERİMİZ İÇİN BULUŞTUK 25 Mart 2015 Çarşamba günü dergimize düzenlenen bombalı saldırıda şehîd olan gönüldaşımız Ünsal ZOR başta olmak üzere şehidlerimiz için, saldırının yıldönümünde ADIMLAR Dergisi bürosunda buluştuk. Bir çok gönüldaş ve dostumuzun katıldığı buluşma sırasında ADIMLAR Platformu Sözcüsü sayın Cem Türkbiner, şehid Ünsal Zor ile ilgili hissiyatını ifâde eden bir konuşma yaptı. Yazarlarımızdan sayın Hakan Yaman’ın da Şehidlik Şuuru etrafında “Ünsal Zor ile Başbaşa” etrafında yaptığı konuşmanın ardından Tekirdağ’dan gelen gönüldaşımız sayın Adnan Demir ve eylemlerimizde bize destek olan sayın Muharrem Şaşkın da, Ünsal Zor ve şehadetinin üzerlerindeki tesirini ifâde eden kısa birer konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından Ünsal Zor ve şehîd eşi Nuray Zor hakkında hazırlanan 1 saatlik bir belgeselin gösterimi yapıldı. İki bölüm hâlinde yayınlanan belgeselde namaz için verilen aranın ardından, Ünsal Zor ile birlikte zindanlarda direniş gerçekleştiren ilklerden olan hafız gönüldaşımız Mehmet Zengin Kur’ân tilaveti gerçekleştirdi. Okunan Kur’ân-ı Kerim’in ardından, belgeselin ikinci bölümü izlendi. Katılımcıları duygulandıran bu video gösterimin ardından ADIMLAR Platformu Genel Başkanı sayın Ali Osman Zor da, ADIMLAR Dergisi’ne düzenlenen saldırı ve şehidimiz ile ilgili kısa bir konuşma yaparak, katılımcılara teşekkür etti. Çeşitli ikramların yapıldığı toplantı sonrasında katılımcılar kendi aralarında verimli sohbet halkaları kurarak geç saatlere kadar sohbetlerini sürdürdüler. Gerek yapılan konuşmalar, gerekse gösterimi yapılan belgeselin görüntülü kaydını sitemizden yayınlayacağız. ADIMLAR Haber

SAFLARI MÜŞTEREKLİKLER BELİRLER

Daha öncesi bir yana, 90’lı yıllardan bu yana ve hâlen, Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika ve Balkanlar’da Müslüman kanı döken ve dökmeye devam eden batılı işgalcilerin, geniş kitlelerde “İslami terör” şartlı refleksini … Read More

ŞEHÎDİMİZ ÜNSAL ZOR’UN KALEMİNDEN: MEKTUPLARI NE ÇABUK UNUTTUK?!

Ünsal Zor’un, şehîd olurken hangi hissiyat içinde olduğunu da gösteren bu yazısı, halâ “Müslümanlık” tesellisi altında ömür tüketen gafillere ibret olsun.

ALİ OSMAN ZOR İLE SOHBET: AKP-İSRAİL-BARZANİ İŞBİRLİĞİ VE BOP İTTİFAKI

ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Plâtformu Genel Başkanı sayın Ali Osman ZOR ile 19 Aralık 2015 tarihinde bir sohbet gerçekleştirdik… Video-sohbetin 1. bölümü

ALİ OSMAN ZOR İLE SOHBET (2. Bölüm): CİDDİ DEVLETLERDE “KANDIRILDIM” DİYEN POLİTİKACIYI KURŞUNA DİZERLER!

ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Plâtformu Genel Başkanı sayın Ali Osman ZOR ile 19 Aralık 2015 tarihinde bir sohbet gerçekleştirdik… Video-sohbetin 2. bölümü

ÜSTADIN MURADI TAYYİP ERDOĞAN DEĞİL, SALİH MİRZABEYOĞLU’DUR!

ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Plâtformu’nun kamuoyuna duyurulan istişare toplantısı bugün gerçekleşti. Genel Başkanımız Sayın Ali Osman ZOR’un başkanlığında yapılan toplantıya Nazif KESKİN ağabeyimiz ve İstanbul’un bir çok bölgesinden gönüldaşlarımız da katıldı. ADIMLAR Dergisi’ne düzenlenen bombalı saldırı hakkında geçtiğimiz hafta medyada yer alan haberlerin değerlendirilmesiyle başlayan toplantının ana gündem maddesi, iki gün önce Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen “Necip Fazıl Ödülleri”ydi. “Necip Fazıl Ödülleri” adı altında yapılan, baştan sona Tayyip Erdoğan’ı “Necip Fazıl’ın muradı” diye yutturmak için düzenlenen programın, İBDA Bünyesi’ne açık bir saldırı olduğu etrafında yapılan değerlendirmelere konu olan toplantı akşam saatlerine kadar sürdü. Yapılan saldırının İBDA’ya nisbet iddiasında olan kişiler tarafından da hissedilemediğinin gözlemlendiğini vurgulayan Ali Osman Zor, bunun sebebinin, İBDA Mücadele Tarihi’nin bilinmemesinden, bildiğini farzedenlerin de hissetme melekelerini kaybettiklerinden saldırıya karşı ya sessiz yada olması gereken tavırdan uzak pasif “kınayıcı”lıklarda aramak gerektiğini ifâde ettiği. İBDA Mimarı’nın etrafına çöreklenmiş bu aymazlık sebebiyle, Üstad Necip Fazıl’ın, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu tarafından “keramet çapında” denerek başa aldığı Tarih Muhasebesi’ni, tutup, arkasında Irak, Libya, Filistin, Afganistan, Haçlı işbirlikçiliği gibi suçlar olan BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bağlamanın adı olan bu toplantıyı, Ilımlı İslâm’ın, başından beri “Büyük Doğu” şemsiyesi altında toplama davranışı olarak görüldüğü ifâde edildi. 2015 yılının bir nevî “finâlini yapmak” şeklinde “tüy dikme” davranışı olarak görülen bu saldırının, Anadolu coğrafyası ve İslâm Milleti nazarında Erdoğan iktidarının, içinde bulunduğu sıkışmışlığın zirvesine varması sonrasında, Bölücü-işbirlikçi-yağmacı Barzani’yi “Sünni” edebiyatı etrafında meşrulaştırırken(!), “İslâm Âlemi’nin Lideri” olarak pazarlanan bir “Mehdi Erdoğan” ilânı şeklinde olduğu kaydedildi. Sibel Eraslan’ın ödül konuşmasında, “Üstad’ın muradı sayın cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’dı” cümlesine vurgu yapan Genel Başkanımız Ali Osman Zor, “Üstadın bir tek muradı vardır, o da Kumandan Mirzabeyoğludur!” dedikten sonra “Yürüyen Büyük Doğu Salih Mirzabeyoğlu’dur ve ondan başka da Büyük Doğucu tanımıyoruz!” sözleriyle, hakkını vermek arzusuyla adımlar atacağımız duruşumuzu ortaya koydu. Sayın Nazif Keskin’in, Büyük Doğu-İBDA Mücadele Tarihi’nden misâllerle gündeme getirdiği, Üstad’ın “İhanet Vesikası” şeklinde hainler olarak damgaladığı Rasim Özdenören gibilerin, Üstad Necip Fazıl ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’na olan haset ve kinlerinin kaynakları hakkında konuşması, dikkatimizi teksif ettiğimiz Mücâdele Geleneğinin anlaşılabilmesi açısından açıcı oldu. Hanım gönüldaşlarımızın da katılıp değerlendirmeleriyle zenginleştirdiği toplantının görüntülü kaydını sitemizde paylaşacağız. Neticede, bu saldırıyı gördük, aldık, kabul ettik ve ADIMLAR olarak karşılığını vermeye devam edeceğiz! “Allah hainleri sevmez!” Hainleri sevmemek, bizim için bir ibadet gibidir! “O, tuzak kuranların en hayırlısıdır!” Ve son bir Hadîs: “Kim kimin karaltısını (kalabalığını) arttırıyorsa o ondandır!” ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Plâtformu

CARLOS: RUS JETİNİN DÜŞÜRÜLMESİ PAHALIYA PATLAYACAK

Çakal Carlos (Salim Muhammed) Esselâmü aleyküm. Nasılsınız? (Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.) İyiyim, teşekkür ederim. Sizi bekliyorum. (Önce Carlos gülüyor; peşinden, Av. Ahmed Arslan’la birlikte 7 Aralık 2015 Pazartesi günü Carlos’u Paris’te kaldığı Poissy cezaevinde ziyaret edecek olan Av. Yılmaz gülüyor.) Bugün Baran geldi postayla. Fatih Turplu’nun da bir yazısı var dergide. O yazıda kullanılan ve Brezilyalı bir karikatüristin, Carlos Latuff’un çizdiği bir karikatür dikkatimi çekti. Çok hoş bir karikatür bu: Bir yanda Fransa haritası, diğer yanda da Suriye haritası var karikatürde. Fransa Cumhurbaşkanı Françoise Hollande, Suriye üzerine benzin döküyor. Buna karşılık IŞİD yâni “İslâm Devleti” de siyah bir hayâlet olarak havada ilerliyor ve elindeki bıçağı Fransa’nın ortasına saplıyor. Çok basit bir mesaj gibi görünüyor belki ama herşey söyleniyor aslında bu karikatürde. Fransızlar Suriye’yi ateşe veriyor, Suriyeliler de mukabil bir vuruşla misilleme yapıyor. Bu kadar basit. Çok üzücü ama olan budur. Halklara, hattâ kendi halklarına ihanet etmektedirler emperyalistler. Neyse… Bana vereceğiniz bir haber var mı? (Av. Yılmaz, yeni bir haber olmadığını söylüyor.) Gelecek haftasonu ne yapıyorsunuz peki? (Av. Yılmaz, o saatlerde Paris yolunda uçakta olacakları için, gelecek haftasonu Carlos’un telefonla aramamasını rica ediyor; nasıl olsa Pazartesi günü yüz yüze görüşeceklerini ekliyor.) İnşallah. Tamamdır. Bana soracağınız herhangi bir soru var mı? (Av. Yılmaz, sorusu olmadığını ancak Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerini bombalarken Türk hava sahasını ihlâl ettiği gerekçesiyle Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16 savaş uçağı tarafından 24 Kasım 2015 günü Suriye sınırında düşürülen Su-24 tipi Rus savaş uçağıyla ilgili olarak konuşabileceğini söylüyor Carlos’a.) Evet, evet. Ben de tam bu konu hakkında konuşmak istiyordum zaten. Biliyorsunuz, Amerikalarla Ruslar, doğrudan irtibat kurabilmek için bir âcil durum telefon hattı tesis ettiler aralarında. Böylece bir tarafın uçaklarından biri Suriye üzerinde uçarken, diğer taraf bundan haberdar edilebilecek ve bu sayede bir hava muharebesi gerçekleşmeyecek. Putin de zaten bu yüzden, “düşürülen uçağın uçuşundan Amerikalıları haberdar ettik” demiştir. Türkler ve Ruslar arasında da böyle bir âcil durum hattı tesis edilmişti aynı şekilde. Her ne olursa olsun, Türkiye tarafından yapılan şey, yâni bu Rus uçağının düşürülmesi, Türk tarafından kaynaklanan bir provokasyondur. Bu bakımdan, mesele şudur: Bu işin arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve adamları mı vardır, yoksa bir başkası mı? Bunun neticesi de yanlış olmuştur. Çünkü aynı düşmana karşı mücadele ediyor olmalıydılar; kendi aralarında değil. Diğer yandan, benim duygularımı, bizim duygularımızı biliyorsunuz: İzzet İbrahim el-Durî ile beraberiz biz. Bunu da inkâr etmiyorum. İzzet İbrahim el-Durî ile beraberim ben ve kendisini destekliyorum. 1975’den bu yana da hep böyle oldum ve bu dürüst insanı destekledim. Dün de öyleydi, bugün de öyle; iyi bir insandır o. Gerçek bir müslüman, gerçek bir Baasçı, gerçek bir Arab sosyalisti, milletlerarası kalbi olan bir insan. Bunu da isbatlıyor zaten. Öbür taraftan, dünyanın bu bölgesinde yaşanmakta olan bazı şeyler, meselâ bazen 3-4 bin yıllık antik eserlerin tahrib edilmesi, kabul edilemez. Suudî sızmasından, Vahhabî sızmasından kaynaklanan provokasyonlardır bunlar; ayrı mesele… Şimdi yaşanan hâdiseye gelince; berbat bir şeydir bu ve Türk Hava Kuvvetleri bu yaptığından pişmanlık duyacaktır. Ruslar, bir Türk uçağını vurmayacaklardır veya bir uçağa bomba falan yerleştirmeyeceklerdir asla. Böyle bir şey hiçbir zaman olmayacak ama şu olacaktır; ki olmaya da başlamıştır zaten, bundan eminim ve elimi Kur’an’a basarak söyleyebilirim: Ruslar, -yerden havaya atılan- taşınabilir modern hava savunma roketleriyle silâhlandıracaklardır PKK’yi. Ve, Türk savaş uçakları Kuzey Kürdistan’daki, Irak Kürdistanı’ndaki PKK üslerini bombalamaya gittiğinde, o Türk uçakları vurulup düşürülecektir. Bunları söylemek çok üzücü. Azınlıktaki Sabetaycıları falan saymazsak, Türk ordusunu düşman olarak, İslâm düşmanı olarak görmüyoruz çünkü biz. Ne var ki, sözkonusu uçağın düşürülmesi şeklinde ortaya çıkan ve hem Batı etkisi hem de kötü tavsiye altında gönüldaş Erdoğan tarafından uygulanan bu Türk karşıtı politikanın neticesi işte bu olacaktır. (Carlos, Suriye rejiminin bittiğini, artık bu şekilde devam edemeyeceğini ve Beşşar el-Esad’ın bile zamanında “bu rejim değişmeli” dediğini, babası Hafız el-Esad’ın ölümünden sonra devlet başkanlığının kendisine miras kaldığını ve bu bakımdan sistemin hiç de demokratik olmadığını, ancak sonuçta seçilmiş bir devlet başkanının başta olduğunu, daha önce de birçok kez dile getirdiği bu tesbitleri bilvesile hatırlatmak istediğini ifade ediyor. Ancak Beşşar el-Esad’ın o sözünde duramadığını ve özellikle Alevilerin etkili olduğu yeni neslin para kazanmak isteyip yolsuzluğa saptığını, Beşşar el-Esad’ın da bu yüzden rejimi değiştiremediğini, bu yozlaşmış sistemin bu şekilde devam ettiğini, işte bu yapının bugün ülkeyi kendi kendisini yıkma noktasına getirdiğini vurguluyor.) Rusların Suriye’ye müdahale ettiği bugün bilmek gerekir ki, Ruslar iyi savaşçıdırlar, öyle Amerikalılar veya Batılılar gibi uzaktan ülke dışından da müdahale etmezler. Şayet bir savaşa giriyorlarsa “bizzat” savaşa giriyorlar demektir. Yerde askerlerinin olmadığını söylüyorlar ama özel kuvvetleriyle sahadadırlar aslında onlar. Ruslar sahadadır, çünkü çok iyi bir durumda değil şu ân Suriye ordusu. Zayıfladılar ve tüm ülkeyi kontrol edemeyip, topraklarının üçte ikisini terkettiler. Ülkenin doğusundaki veya kuzeydoğusundaki stratejik yerler, Ürdün sınırına kadar uzanan sahil bölgesi dışında, durum budur. Beşşar el-Esad’ın iktidara geldiği ve bir rejim değişikliğinin sözkonusu olduğu demde, Cumhurbaşkanı Erdoğan Beşşar el-Esad’a babası gibi yaklaşıyor, güzel tavsiyelerde bulunuyordu. Ne zaman ki Erdoğan rejim değişikliği çerçevesinde birtakım doğru tavsiyeler yaptı Beşşar el-Esad’a, işte o zaman Beşşar bunları yapmadı; istemediğinden değil, dünyanın bu bölgesini yiyip bitiren kanserden dolayı yapamadı. Sonuç olarak, Sykes-Picot Anlaşması sonrasında Türkiye ile Osmanlı imparatorluğundaki Arab topraklarının sun’i bölünüşü, şu ân yaşamakta olduğumuz çatışmaları doğurdu. Türkiye’de ikili bir politika oynanıyor şimdi. Elbette diplomaside ikili oynamanız gerekir bazen; bir şey söylerseniz ama aslında başka bir şey yapmak istersiniz. Bu “nifak” değil, “diplomasi”dir ve milletlerarası siyasette işler böyle yürür zaten. Ne var ki mesele, bundan elde edilen sonuçlardır ve Türk halkı çok büyük bir bedel ödemeye başlamıştır şimdiden. Ankara’da ve diğer bölgelerde gerçekleşen saldırılar, İslâm Devletinin işi değildir; yoksa ilân ederlerdi bunu. Ardında ne olduğunu bilmiyoruz ama her türlü manipülasyonun yapıldığı bir süreç sözkonusu; belki de Suudîler vardır bunların arkasında, bilmiyorum. Ne olursa olsun, bunlar kötü, hem de çok kötü. Tamam, Ankara’dan günden güne yükselen bir politik tepki gelecektir; bu normaldir. Fakat sonuç, gerçek suçluların mahkeme önüne çıkartılması değil, masumların veya Kürt milliyetçilerinin, özellikle elde silâh mücadele edenlerin bedel ödemesi veya hesaba çekilmesi olacaktır. Ki, sözkonusu Kürt milliyetçileri, Türk anayasasına göre gerçekleştirilen kanunî seçimlerde bazı sonuçlar elde ettiler, malûm. İşler her gün öyle bir noktaya gidiyor ki, neticesi bir karmaşa olacaktır. Türk Hava Kuvvetleri, sırf o uçağı düşürmesinin bir sonucu olarak felç olacaktır, hiçbir işe yaramayacaktır. Bana sorarsanız, Türk hükümetinin bir Rus uçağını düşürmesinde hiçbir çıkarı yoktur. Sınırda Türk hava sahasına girmiş olsa bile böyledir; aptalcadır çünkü uçağı düşürerek buna mukabele etmek. İsyancılar Türkiye içerisinde değil ki; kimsenin Türkiye’ye bir saldırı düzenleyeceği de yok bu yüzden. Suriye içerisindeki isyancıları vuruyor Ruslar. Velhâsıl, Türkiye’nin Rus uçağını vurmasının berbat sonuçları olacaktır, berbat sonuçlar… Fikrimi sorarsanız, Rus hükümetine sunulmuş bir hediyedir bu aynı zamanda. Sonucu da düşmanca bir karşı karşıya gelme olacaktır. (Carlos, Vladimir Putin’in, Stalin’den sonra Rusya’nın en popüler ve en güçlü lideri olduğunu vurguluyor.) Unutmamamız gereken bir başka şey de, Rusya’nın, üstelik hukuken, yeniden bir hıristiyan ülke olduğudur. Moskova yeniden “Üçüncü Roma” olmuştur. Diğer ikisi ise ortadan kaybolmuştur. İtalya’daki Roma’dan, turistler için para ödenip girilecek ve fotoğraflanacak kalıntılar kalmıştır geriye sadece. İkinci Roma olarak Bizans’a gelince; Osmanlı imparatorluğunun tarihi başşehri olmuştur. Kaldı ki, şu ânda başşehir olarak Ankara geçse de, Türkiye’nin asıl başşehri İstanbul’dur. Hernekadar “saray” Ankara’da olsa bile, İstanbul’dur başşehir. Evet, Moskova yeniden “Üçüncu Roma”dır artık; bunu da ilân ettiler zaten. Ve yine unutmayınız ki, hıristiyanlarla müslümanlar hiç de dost değildirler birbirine. Müslümanlar, tarihî olarak, hıristiyanlara, hattâ yahudilere çok yakın davranmış; “Kitab Ehli” görerek onları korumuştur bile. Hıristiyanlar ise en başından beri stratejik bakımdan bir tehlike olarak görmüştür müslümanları. Tüm hıristiyan toprakları müslüman olmuştur çünkü. (Carlos, ilk sufiler arasında müslüman olmuş hıristiyan rahiblerin bulunduğunu ve ilk tarikatleri kuranlar arasında bunların da yer aldığını hatırlatıyor, bunun unutulmamasını istiyor.) Şimdiyse, -ekonomik bakımdan dünyanın ikinci askerî gücü olsa da- askerî anlamda en güçlü ordusu olan Rusları müslümanlara karşı verilen bir savaşa sokuyorsunuz. Bu çok ama çok hassas bir mevzu ve bir Rus savaş uçağının vurulmasıyla provoke edilmiştir şu ân; o aptalca provokasyonla bu noktaya gelinmiştir. Acaba Sabetaycılar mı var bunun arkasında diye düşünüyorum hattâ. O kadar uzağa gitmeden, belki de Gülenciler vardır arkasında. Belki CIA, belki de İsrail. Türk Hava Kuvvetleri’ni eğitenlerin veya eğitilenlerin bir kısmının siyonist olduğunu unutmamalıyız. Yoksa niçin vurulsun ki bir Rus savaş uçağı? Suriye’yi terkettiğim 1991’den bugüne PKK’dan kimseyi görmedim, onlardan bir haber alıyor da değilim ama sonucu PKK’nın silâhlandırılması olacaktır bu provokasyonun. Berbat sonuçları olacaktır. Bazen hiç de gerçekçi olmayan politik pozisyonları olsa bile, Kürtlerin millî ve tarihî haklarının tanınması talebleri yerindedir. Türkiye’nin dağılmasına taraftar değilim elbette. Her etnik gruba bir devlet veya cumhuriyet kurma hakkı tanımak tüm ülkenin parçalanması sonucunu doğuracaktır ki, bu da ne gerçekçidir ne de bölge halkları dâhil herhangi bir kimsenin yararına. Ancak aynı şekilde, PKK’nın habire bombalanması da kesinlikle çözüm getirici değildir. Asla teslim olmayacaklar, bombalandıkça daha da güçleneceklerdir. Böyle devam ettiği takdirde, Türkiye’den daha fazla Kürt genç katılacaktır çünkü PKK’ya. Bunun gibi, Fransa gibi emperyalistlerin tepkilerine baktığımızda, onların politikalarının da çözüm getirici olmadığı ortada. Fransa eskiden bile daha güçlü müdahale edeceğini söylüyor şimdi Suriye’ye. (Carlos, Rusların müdahalesini destekleyen ve Suriye ordusuyla işbirliği yapılmasını savunan Fransız yetkililerin bulunduğunu vurguluyor ve durumun bir ay öncesine göre değiştiğini ekliyor.) Evet, durum değişiyor ama kim ödeyecek acaba bunun bedelini? Elbette dünyanın o kısmında yaşayan halklar. Sadece bu da değil. İslâm Devleti, Suriye ve Irak’ta savaşmış ama çok da tecrübeli olmayan militanlarını kendilerini fedâ etmek üzere Avrupa’ya gönderiyor. Burası önemli; “kendilerini fedâ etmek üzere”… Öldürmek ve ölmek üzere geliyorlar. Vurdukları sembolik hedeflerde ise, maalesef yanlış zamanda yanlış yerde olan insanlar ölüyor çoğunlukla. Daha önceki bir analizime dayanarak ifâde etmem gerekirse, ABD’de, Fransa’da veya başka bir yerdeki nükleer santrallere saldıracaklardır bundan sonra. Müslümanlara ve peygamberine saldırmaktan başka bir şey bilmeyen Fransız “Charlie Hebdo” dergisine yönelik saldırıdan sonra iş buraya gelip dayandı. Charlie Hebdo’cular bir risk aldı ve bunu hayatlarıyla ödediler, malûm. O gün bunlarla dayanışma içerisinde olduklarını göstermek için dünyanın neredeyse yarısının devlet başkanları Paris’e gelmiş ve Paris caddelerinde arzı endam etmişti. Şimdiyse, ülkesindeki bazı aşırı sağcı hareketlere yönelik bir seçim hesabı dolayısıyla gelen İngiltere başbakanını saymazsak, neredeyse 200 kişinin öldüğü bu yeni Paris saldırılarından sonra, bir Allah’ın kulu bile gelemiyor Fransa’yla dayanışmaya. Daha mantıklı değil mi tam şimdi gelmeleri? Tabiî, artık son derece tehlikeli Paris’e gelmek! Diğer taraftan, tüm dünyaya 200 yıldır kirleten sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerin devlet başkanları, bir toplantı (İklim Zirvesi) gerçekleştirmek üzere Paris’e gelecek önümüzdeki günlerde. Güvenlik gerekçesiyle tüm Paris’i felç edecekler şimdi. Oysa, kendisini davası için fedâ etmeye hazır genç bir kadını veya adamı, yâni hakiki bir mücahidi engelleyebilecek hiçbir güç yoktur. Ve, müslümanların davası, haklı olan davadır. Mücahidlerin belli taktik ve operasyonel kararlarını veya faaliyetlerini eleştirebilirsiniz. Neden olmasın? Kimse mükemmel değildir, onlar da öyle. Fakat müslümanların tarihî haklarını savunmak ve kendilerini vuranları vurmak, tartışılmazdır. Brezilyalı karikatürist Latuff’un çizdiği de -ki o kadar komik olmasa da- yaşanan gerçekliğin tâ kendisidir ve bunu da müslümanlar başlatmamış, Fransız halkı da başlatmamış, bu suçları yıllar yıllar boyu insanoğluna karşı işleyen emperyalistler ve siyonistler başlatmıştır. İşte Vietnam’da, işte Filistin’de işlenen suçlar… Gönüldaş Erdoğan’a belli bir sempatim var, ilginç bir insan, faziletleri olan bir insan, birşeyler inşâ eden bir insan, mütevazi bir aileden gelen bir insan, karakter sahibi bir insan, ikiyüzlü olmayan bir insan, çok becerikli bir siyasetçi ve şimdi ikili bir oyun oynayarak problemleri çözmeye çalışıyor, burası açık ve bu da bir şeref onun için; ne var ki, büyük stratejik hatalar yapıyor. Sonucu da çoğunluğu müslüman yüzbinlerce masum insanın bu hatalar yüzünden ölümü olacaktır. Allahü Ekber. (Carlos, mûtad konuşması bittikten sonra da bir süre devam ediyor ve “Kumandan Mirzabeyoğlu’nu benim adıma sımsıkı kucaklayın; o Nakşibendî liderimizi, siyasî liderimizi düşünüyorum.” diyor ve gülümseyerek Av. Yılmaz’Ia vedalaşıyor.) 28 Kasım 2015 Kaynak: Baran dergisi

RUS UÇAĞININ DÜŞÜRÜLMESİ VE 91’DEN BERİ İNCİRLİK’İN KULLANDIRILMASI

ADIMLAR Dergisi olarak, “sosyal medya gerçekliği” içerisinde ifâde edilen bir takım hakikatleri, kaybolup gitmesine izin vermemek adına, internet sitemizde yayınlamaktayız. Okunmaya değer gördüğümüz müsbet yazı ve yorumları, tek veya birçok değerlendirmeleri paylaşarak, yazarlarının “sosyal medya”daki ismiyle dikkatlerinize sunuyoruz. Bu çerçevede, sayın Serhat OĞUZ’un, Rus Uçağının düşürülmesi sonrasında yaptığı değerlendirmeleri… ADIMLAR Dergisi Bir hadise karşısında yapılan değerlendirme gayretinde veya bir problemin çözümünde umumi olarak hemencecik ilk akla geliverenin yanlış olabileceği artık genel bilgi haline gelmiştir. Hele hele karşılıklı düşmanca ilişkilerde yapılan hamlelerde, hamle sahibinin hamleyi yaparken karşı tarafın ilk akla geleni yapabileceğini düşünmemesi mümkün değil. BİR HAMLE KARŞI TARAFI İSTENİLEN BİR HAREKETE ZORLAMAK İÇİN YAPILIR. Savaşta hamleler düşünmeden spor olsun diye yapılmaz. Bir sebebe bağlı olarak, karşı tarafı bir şeye zorlamak için yapılır. “Provakasyon” da bir hamledir; ama “provakosyon” yapabilmek için onun şartlarının olması gerekir. Şartlar oluşmadan provakatif eylemler yapılamaz, çünkü “provakosyon”nun mantığına aykırı olur. Rus Uçağının vurulmasından sonra, Rus siyasetinden yapılan iki açıklama dikkatimi çekti. İlki Rusya devlet Başkan’ı Putin’e ait. PUTİN: “Türkiye bizi sırtımızdan hançerledi”. İkincisi bir Rus senatöre ait: “Uçağımızın düşürülmesi uluslar arası bir PROVAKASYON’DUR.” İnsan dostu veya anlaşma yatığı halde anlaşmaya uymayıp kendisine zarar veren BİRİ için Putin’in kullandığı cümleyi kullanabilir. “Provakasyon” olarak değerlendirilmesi ise, Rus siyasetinin böyle bir eylem için ortamı müsait gördüğü anlamına gelir. O zaman önümüzdeki günler “PAKET MİSİLLEMELERE” ve “arkadan hançerlemelere” gebe demektir. Vurulan Rus uçağı; NATO’yu toplantıya çağıran ise AKP.. Bu da başka bir gariplik. Birden nedense 2003’ü, o zamanki dış işleri bakanı YAŞAR YAKIŞ’ın Nato’yu Türkiye’ye çağırmasını hatırladım. Ha bu arada. 1Kasım gecesinden beri Amerika ve AKP uçakları Rakka’yı ve Irak içlerini bombalarken, Paris taarruzundan sonra Fransız uçakları da bu koroya katılarak “an itibariyle” katliam yapıyorlar. Yani 91’den beri yaptıklarına “İNCİRLİĞİ” kullanarak ara vermeden devam ediyorlar. (25-11-2015) ** Niyet ve maksat sorgulaması yapmadan “HAMLE”nin bizatihi kendisinin ceset görüntüsüne üstün ve müsbet olduğunu tespit etmek lazım. Rus uçağının niçin ve hangi maksatla düşürülmüş olduğundan ziyade, bu “hamle” ile TSK’nın ceset görüntüsünden kurtulma gayreti millet adına müsbettir. Hadisenin siyasi değerlendirmesi ise, BÜYÜK FOTOĞRAF göz önünde tutularak yapılmalı. Hislerimizi aklımızın emrine vermek istiyorsak tabi.. Bu açıdan bakıldığında 25 yıldır devam eden ve hedefi Kürtçülük üzerinden Anadolu’yu parçalamak olan “Amerikan işgalini gözden kaçırıcı” her siyasi gelişmeye dikkat etmek gerekir. “Şartların Türkiye’ye dayattığı alması gereken “tavır” nedir?” sorusuna doğru cevap verdikten sonra hadiseyi daha sağlıklı değerlendirebiliriz. Batı’nın “esas politikaları” açısından hadiseler değerlendirilmek isteniyorsa Rusya’nın da zahiren dahi olsa kabul ettiği Amerika’nın “Ortak düşman Işid” politikası göz ardı edilmemeli. Bu göz ardı edildiğinde hamleleri doğruya en yakın şekilde değerlendirmek güçleşebilir. Çünkü şuan tüm batı gücü “bu politika” doğrultusunda Coğrafyamızda toplanıyorlar. Şimdilik Anadolu’da savaş psikolojisine girmiş ve kendini ona göre konumlandırmaya çalışan CİDDİ DOSTLARLA PAYLAŞACAKLARIM BU KADAR. (24-11-2015) Kaynak:

SINIRDA RUS UÇAĞI DÜŞÜRÜLDÜ

Suriye sınırında bu sabah sınır ihlali yaptığı ifâde edilen bir Rus savaş uçağı Türk jetleri tarafından düşürüldü. Görüntülü kayıtlarının da yayınlandığı hâdisede, pilotların paraşütle atlayarak kurtuldukları görülüyor. Konuyla ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri’nden yapılan basın açıklaması şöyle: 24 Kasım 2015 tarihinde saat 09.20 civarında Hatay Yayladağı bölgesinde Türk Hava Sahasını ihlal eden milliyeti bilinmeyen bir uçak defalarca (beş dakika içerisinde 10 kez) ikaz edilmesine rağmen Türk Hava Sahasını ihlal etmiştir. Söz konusu uçağa angajman kuralları çerçevesinde 24 Kasım 2015 saat 09.24’te bölgede hava devriye görevinde bulunan iki adet F-16 uçağımız tarafından müdahalede bulunulmuştur. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. TSK’nın “milliyeti bilinmeyen” kaydını düştüğü bu açıklamanın ardından Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından verilen bilgilere göre, uçağın Rus yapımı SU-24 tipi bir uçak olduğu kaydedildi. Bu açıklamaların ardından Rusya’dan da bir açıklama geldi. Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye sınırında bugün Türkiye tarafından angajman kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülen uçağın “kesinlikle Suriye sınırlarında olduğunu” duyurdu. Rusya Savunma Bakanlığı’nan yapılan açıklamada Suriye’de Rus Sukhoi SU-24 uçağının düştüğünü, uçağın muhtemelen karadan ateş edilerek düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada, pilotların ikisinin de kendilerini uçak düşmeden önce fırlatmayı başardıklarını; ancak şu anki akıbetlerinin bilinmediğini, uçağın da vurulduğunda 6 bin metre yükseklikte olduğu kaydedildi.

NE DEDİYSEK O: BU SAVAŞ PARİS’İ DE VURACAK!

Sayın Ali Osman Zor, İşgâlci Batı Gücü’nün topraklarımızda izledikleri işgal, soykırım ve sömürge politikaları karşısında, 5 Kasım 2014 tarihinde Alman DerSpiegel Dergisine verdiği röportajda, “Bu savaş Paris’i de vuracak!” demişti. Ali Osman Zor’un bu röportajından bir süre sonra Dergi büromuz bombalanmış ve Ali Osman Zor’un kardeşi Ünsal Zor şehîd olmuştu. ADIMLAR olarak, Paris’te gerçekleşen ve bundan sonra gerçekleşebilecek olan bütün saldırıları bize düzenlenen saldırının birer intikamı olarak görüyoruz! ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Platformu Genel Başkanı sayın Ali Osman Zor’un söz konusu röportajının ilgili kısmını alâkalarınıza sunuyoruz: ADIMLAR Dergisi (…..) Der Spiegel: İslâm Devleti’nin bu mücadelesinde uyguladığı yöntemler oldukça vahşi. Siz kullandığı bu yöntemleri destekliyor musunuz? Ali Osman ZOR: Ben Amerika’nın kullandığı yöntemleri desteklemiyorum! Der Spiegel: Peki, İslâm Devleti’nin uyguladığı yöntemleri? Ali Osman ZOR: Ortada bir savaş var. İslâm Devleti de savaşıyor, Amerika da savaşıyor. 91 savaşından sonra uygulanan Birleşmiş milletler ambargosuyla Irak’a klor verilmedi. Ve temizlenemeyen pis suları içerek bir milyon çocuk öldü, bebek öldü Irak’ta! 2003 İşgâli’nden sonra Ebu Gureyb cezaevlerinde işkenceye, tecavüze uğrayanlar… Der Spiegel: Ben Amerika’nın yaptığı işkencelerden değil, şu ân IŞİD’in insanların kafasını kesmesinden, şu ân yaptıklarıyla ilgili görüşlerinizi merak ediyorum ben. Ali Osman ZOR: Ben de diyorum ki, Amerika’nın veya Avrupa’nın, diyelim ki Almanya’nın Irak’a sattığı zehirli gazları bilmeden, bunları hesap etmeden IŞİD’i değerlendiremeyiz! Yani ilk önce siz Avrupalı olarak bunlara karşı çıkacaksınız ki, ondan sonra IŞİD’i oturup, konuşalım. Benim anlatmaya çalıştığım, IŞİD, bütün bu yapılanların arkasından gelmiş bir harekettir. Ve burada,şu sahtekârlığı yapmamak lazım: Ortada bir savaş var ama, bu savaşta, bizim bölgemize ait bir İslâmcı veya değil, işgâle karşı savaşan bir örgüt söz konusu olduğunda onların yaptıkları “katliam”, “terör”, “vahşet”, fakat Batı gücü söz konusu olduğunda ise onun yaptığı “savaş”!Batı, Heredot’tan beri bunu yapıyor: Kendisine biri saldırdığı zaman “Barbarlar!” saldırmış oluyor -bugün “teröristler!” oluyor onlar tabiî-, kendisi birilerine saldırdığı zaman da “Barbarların üzerine gitmiş” oluyor. İşte o “barbar” ve “teröristler”in yaptığı herşey bugün “vahşet”, “katliam”, “terör”. Biz bu hinliği kabul etmiyoruz!.. “IŞİD’in yöntemleri” dediğiniz, savaş yöntemleridir. Batı, niye Ebu Gureyb’de ayağa kalkmadı da iki tâne gazetecinin kafası kesilince ayağa kalktı? WASHİNGTON BOMBALANMALIYDI Der Spiegel: Bu doğru değil. Ebu Gureyb ile ilgili Batı’da itirazlar oldu. Ali Osman ZOR: “Oldu” da, bize ne faydası oldu? Bölgeye ne faydası oldu? Ebu Gureyb’e ne faydası oldu?!. 1991 yılında Amerika, Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgâl ettiğinden dolayı, Birleşmiş Milletler’de karar çıkartarak Irak’a saldırdı. Burada gerekçe ne idi? “Irak’ın Birleşmiş milletler üyesi olan Kuveyt’e saldırması”ydı. Ve Birleşmiş Milletler de harekete geçerek, kendi üyesi olan bir ülkeye yapılan saldırıya karşı Irak’a saldırdı. 2003’te ise, Amerika Irak’a hiçbir gerekçe olmadan saldırdı! Ve Birleşmiş milletler bu saldırıya “olur” vermedi. Yasadışı saldırdığına göre Amerika, aynı 91’de Saddam’ın Kuveyt’e saldırması gibi, o zaman, Birleşmiş Milletler’in bir araya gelip, karar çıkartıp; Birleşmiş Milletler üyesi olan Irak’a Amerika’nın yasadışı saldırısından dolayı Washington’u bombalaması gerekmez miydi? Bunların hiçbiri yapılmadı. Ve 2003 Yasadışı Saldırısı hâlen devam ediyor. Der Spiegel: Bu mesajı aldım! Ali Osman ZOR: Son olarak da başka bir mesajım daha var size: Biz, sizi bölgemizde istemiyoruz artık! Siz derken, Batı gücünün… Bizim evimize karışmanızı istemiyoruz. Kendimizi nasıl yöneteceğimizi söylemenizden bıktık artık! Yani Amerika’nın ve onun yerli ve yabancı işbirlikçilerinin artık evimizden defolup gitmesini istiyoruz! Biz, kendi aramızdaki sorunları, kendimiz hâllederiz. Bizim aramızda sorun çıkmasının sebebi, Batı Gücü’nün gelip buraya karışması, bizim evimize karışması. Batı bunu anlamadı! Bizim “git!” dememizi anlamadı. Onun için IŞİD gibi örgütler çıktı şimdi. Size garanti veririm, IŞİD gibi örgütler İslâm Coğrafyasının her tarafında çıkacak Batı’ya karşı! Çünkü buradaki halklar, milletler; Türk, Kürt, Arap, Fars farketmez, sizi istemiyor! “Evimizden gidin, elinizi çekin!” Artık Batı’nın, bizim bu isteğimizi anlaması lâzım. Yoksa bu savaş Hamburg’u, Londra’yı, hattâ Washington’u, Paris’i de vuracak bu savaş. Yani siz zannediyor musunuz, bizim şehirlerimiz yıkılırken sizin şehirleriniz sağlam kalacak?!. Sizin şehirleriniz de yıkılacak!Aynı Londra’da, İspanya’da olduğu gibi… Anlatabildim herhâlde?.. Bunu engellemenin tek yolu, bizim evimize karışmayacaksınız artık. Yani bu kadar basit bir şeyi anlaması lâzım Batı’nın. Röportajın tamamı için: