BARZANİSTAN KURULURKEN

BARZANİSTAN KURULURKEN A. Bâki AYTEMİZ Ortada Türkiye için beka sorunu olduğu söylenen bir gidişat var. Yani bu gidişat bizim için hayatî bir tehlike arzediyor. Kafamıza dayanmış bir tabanca bu. Kolumuzu, bacağımızı gövdemizden ayıracak bir işkence gergisi bu… Nedir bu? Güneyimizde bir Kürdistan devletinin inşaı. İkinci İsrail olacak, bölgeye hançer gibi saplanacak, İsrail’in Arz-ı Mevud politikasını gerçekleştirmense yardım edecek, Müslüman Türk’le Müslüman Arabın arasına sokulmak istenen, böylece Müslüman Türkle Müslüman Arabın fizikî olarak irtibatını koparacak olan bir ihanet yapılanması. Geçmişte nasıl ki Anadolu’nun Orta Asya ile irtibatını Ermenistan ile kestilerse bu defa Arablarla irtibatı Kürdistan ile kesecekler. Böylece 1919 şartlarındaki gibi Anadolu’ya bir Haçlı saldırısı vuku bulduğunda bu defa Anadolu’nun fizikî olarak destek alabileceği bir yer kalmamış olacak, çepeçevre kuşatılmış olacağız. Bundan sonraki adımlar malûm. Büyük İsrail için kurulması elzem olan Büyük Kürdistan gayesine ulaşmak maksadıyla, Türkiye’den toprak isteyecekler. Yani bu gerginin üzerinden kolumuzu, bacağımızı koparmak isteyecekler. Bu gergiden kurtulmak, çıkmak için, kolumuzu bacağımızı koparttırmamak için ne yapmalıyız? Bahçeli, referandumun savaş sebebi sayılmasını istedi ama AKP’den red cevabı alınca sustu. Bu tavır, kolu-bacağı parçalanmak üzere olan adamın tavrı mıdır? İki kol ve iki bacağından dört köşeden bir gergiye bağlanan ve kolu bacağı koparılmak üzere yavaş yavaş döndürülen makaralara ipler sarılırken, gerilen ve biraz sonra kopacağını bildiği vücut azalarının acısını duyan insan bu kadar vurdumduymaz davranabilir mi? İnsan can acısıyla olsun, can kaygısıyla olsun bağırıp çağırmaz, imdat çığlıkları atmaz, elinden ne geliyorsa yapmaz mı? Ne askerî müdahalede bulunabiliyoruz ne de ekonomik olarak ambargo koyabiliyoruz. Oysa Haçlı-Yahudi batı barbarlığı adına Etnik Kürtçülük yaparak “bağımsız” devlet kuracağım diyen Barzanî denilen adam, efendilerinin yardımıyla ve efendileri adına temsil hakkını ele geçirdiği bölgeyi yaşatabilmek için Türkiye’den gidecek yiyecek içeceğe, mallarını da Türkiye üzerinden satmaya muhtaç. Yani biz o Habur kapısını filân bir kapatalım, nasıl ki “FETÖ” ile iltisaklı şirketlere el konulduysa, aynı şekilde Barzanî ile alâkalı şirketlere el koyalım, bu şirketlerle Barzanî’ye yardım ve yataklık eden işbirlikçileri de hesaba çekelim… Olmaz mı? Ben de biliyorum olmaz! Çünkü bu dediklerimiz yapılacak olursa, işin ucu doğrudan doğruya en baş tepedekilere ve etrafındaki şürekâlara kadar dokunur da ondan. O zaman kimler ortaklık adı altında Barzanî tarafından maaşa bağlanmış ortaya çıkar. Yani bundan dolayıdır ki Barzanî’nin Türk milletini gergiye yatırıp işkence ile kolunu bacağını koparmasına tepki veremezler, çünkü hepsi Barzanî tarafından satın alındı çoktan. Hepsinin Barzanî ile akçeli işleri var. Ne diyor iktisat ilmi: Parayı takip et, hakikati bulursun! Barzanî’den gelecek üç kuruş uğruna vatanı Barzanî’ye çoktan peşkeş çektikleri içindir ki, sadece ve sadece kınıyorlar da gerçekten bir şey yapmıyor, yapamıyorlar. Bunun içindir ki Barzanî’yi Devlet Başkanı gibi ağırlayıp, altına kırmızı halılar sererek en baş tepede ağırlamadılar mı? İkinci İsrail olacak sözde bağımsız Kürdistan bayrağını Türk bayrağının yanına asarak taraflarını zaten belli etmişlerdi. Ve Barzanî bundan dolayı bu kadar rahat konuşabiliyor, Türkiye’ye meydan okuyup Türkiye’ye karşı savaş lâfını ağzına alabilecek kadar küstahlaşabiliyor, Kerkük’e bile göz dikiyor da bizimkiler Barzanî’ye karşı savaş lâfını ağızlarına alamıyor. İsrail’e muhtaç olan adamların, İkinci İsrail’e nasıl karşı çıkması beklenebilir ki? Muhtaç olan, acz içinde önünde diz çöktüğü ve ihtiyacını gidermesini beklediği üstün tarafın kendisine dikte ettiklerini yapmak zorunda değil midir? Muhtaç olan, muhtaçlığının gereği olarak, ihtiyacını gidermek üzere gelmesini beklediği şeyin karşılığını da vermek zorundadır elbette. Biz İbda erleri olarak bu oyuna en başından bu yana karşı çıktık ve düşmanlarla işbirlikçilerini apaçık ortaya koymaya çalıştık. Allah’a ve millete karşı, vicdanımız ve dinimize karşı olan borcumuzu ödemek adına kalemimizi bu ihanet şebekesinin emrine verip, bu yapılanları ne hoş göstermeye çalıştık ne de hainlerin hainliklerini perdeleme gayretine girdik… Bundan dolayı da saldırılara uğrayıp ve şehid ve gazilerle mücadelemizi taçlandırma şerefine de nail olmadık mı? Mücadelemiz ve kararlılığımızdan taviz yok. Vatan, Allah, din ve yaratılmışlar, “seviyorum” denilerek sevilmiş olunmaz, sahip çıkılmış olunmaz. “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek”, yaratılan üzerine yaratanın hükmüyle hükmetmekle olur. Allah’a, vatana ve dine ihanet edene hain diyemeyenler, yani Allah’ın hükmünü söylemeye dili varmayanlar, Allah’ın haine bastığı hain damgasını unutturmaya çalışan şeytanın kulları ne kadar vatanseverlik ağıtları yakarsa yaksın, hepsinin maskesi bir bir düşüyor ve düşecek. İyi ve kötünün savaşında kazanan elbette iyiler olacak!

İGOR MOLOTOV: ERDOĞAN’IN ÖNÜNDEKİ ÜÇÜNCÜ YOL

Türkiye, tabii ki – sadece Erdoğan değil. Türkiye – hem akıllı siyasetçiler, örneğin, arkadaş olduğum Ali Osman Zor gibi bağımsızlıkçı, hem de Avrupa-Atlantik lehine baskı yapan NATO yanlısı güçler, güç odakları vardır. Benim Berlin’den edindiğim son haberler NATO yanlıları için hiç de iyi değil: Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Almanya Hükümeti’ninTürkiye’ye yönelik politikasını yeniden gözden geçireceğini belirtti. Burada Türklerin AB’ye yatırımlarının ve entegrasyonun azaltılmasından bahsediyor.

“OSMANLI” YAZI 2017 (İgor MOLOTOV)

Gönüldaş İGOR MOLOTOV’un muhabiri olduğu Russian Today isimli Rus Haber ajansında yazmış olduğu ve Sputnik isimli Rus Haber ajansında da özeti yayınlanan makalesinin Türkçe çevirisinin tamamını aşağıda ilginize sunuyoruz. Geçtiğimiz haftalarda İgor Molotov Moskova’dan İstanbul’a gelerek ADIMLAR Dergisi ve Av. Güven YILMAZ ve Av. Ahmet ARSLAN’ın ev sahipliğinde üç günlük tanışma, çalışma toplantısı gerçekleştirmişti. Bu ziyareti esnasında sayın İgor MOLOTOV Rus medyasında yayınlanmak üzere CARLOS özelinde Güven YILMAZ’la, Türk-Rus ilişkileri başta olmak üzere Fikri ve siyasi mevzuların ele alındı geniş bir yelpaze içerisinde de Adımlar Dergisi Genel Yayın yönetmeni Ali Osman ZOR ile bir röportaj gerçekleştirmişti. Ziyareti sonrası kaleme aldığı intibaları hem Rus basınında hemde Türk medyasında ilgiyle karşılanan Gönüldaş MOLOTOV’un söz konusu makalesinin orijinal halinin linki yazının sonunda verilmiştir. İBDA Fikir ve Aksiyon sistemini uluslararası siyasetin merkezine taşıma hedefli çalışmalarımız inşallah tüm hızıyla devam edecek. Bu vesileyle şunu da siz değerli okuyucularımıza haber verelim ki, Gönüldaş İgor MOLOTOV ve bereber olduğu entelektüel çevrenin İBDA’yı daha iyi anlayabilmeleri için İBDA Mimarı’ın öncelikli gördüğümüz eserlerinin Rusça çevirisine başlanmış olup, ADIMLAR bu faaliyetini neticelendirdiğinde gururla sizinle paylaşacaktır.

TÜRKİYE – NATO İLİŞKİLERİ (İgorMOLOTOV)

NATO karşıtı çevrelerinde bu saldırı açık bir şekilde algılandı: Entelektüel yazar ve siyasetçi Ali Osman Zor, uçağın, ABD’nin çıkarları için çalışan ‘turuncu güçler’ tarafından düşürüldüğünü söyledi bana. ‘Suriye semalarında Türkiye vuruldu’ böyle söyledi bana. NATO mantalitesine sahip güçler tek bir vuruşla Erdoğan’ı Rusya’yla müttefik ilişkilerden koparmak istedi. Aynı bu güçler, yüzde yüz ABD yanlısı cumhurbaşkanını iktidara getirmesi gereken darbenin organizatörleriyle de işbirliği yaptı. Açık biçimde Rusya’yla jeopolitik ittifaktan yana tavır sergileyen Ali Osman Zor bana şunu söyledi ki, şimdi Rusya ve Türkiye karşıtı partiler yeniden rövanş peşinde, bunu Rusya’dan yana seçim yaptığı içinde Erdoğan’ın maruz kaldığı suçlamalar yağmurundan görüyoruz”.

SİYONİST DUVARLAR KURTULUŞA ENGEL – Ali Osman ZOR (4 Ekim 2007)

Bütün kesimlerin samimilerinin, esas düşmanın, Amerika’nın temsil ettiği emperyalizm olduğunun şuuruyla antiemperyalist bir cephe esprisi içerisinde, …

ADIMLAR MARAŞ TEMSİLCİLİĞİ’NDE AÇILIŞ PROGRAMI

Adımlar Dergisi Maraş temsilciliğinde yapılan tadilat çalışmaları akabinde tertib edilen açılış programı, Adımlar Platformu Başkanı Sayın Ali Osman Zor ve

ALİ OSMAN ZOR İLE SOHBET (2. Bölüm): CİDDİ DEVLETLERDE “KANDIRILDIM” DİYEN POLİTİKACIYI KURŞUNA DİZERLER!

ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Plâtformu Genel Başkanı sayın Ali Osman ZOR ile 19 Aralık 2015 tarihinde bir sohbet gerçekleştirdik… Video-sohbetin 2. bölümü

MÜSLÜMANLARA GÖZALTILAR VE DİLSİZ ŞEYTANLAR

Türkiye Cumhuriyeti’nde “adalet” ve “hukuk” kavramının konuşulduğu onyıllardır sistemli olarak yapılagelen kat’i bir uygulama vardır: – Gazeteler, televizyonlar, Küçük Amerika Düzeni’ne, Amerika Terör Örgütü’ne karşı tavır alanlara karşı ne zaman “İslâmcı Terör” narası atsa, hükümetler, emniyet kuvvetlerine operasyon emri verir ve masum olmasına bakılmadan Müslümanların evleri uzun namlulu silahlarla basılarak, insanlar gözaltına alınır. Bu gözaltına alınmaların neticesini bir yüzdeye vursanız, %1’inin dahi tutuklanmadığını görürsünüz. Peki o şirret medyada, gözaltına alınan %99’un evlerinin basılmasındaki adalet ve hukuksuzluğu söz konusu edip, soran var mı? Elbette yok! Hükümetin “yandaş”ında da, güya karşısında duran sahte “düşman”ında da, ortak olan İslâm’a ve müslümanlara düşman zehirli bir dil! Sabah, Habertürk, Vatan, Hürriyet ortak başlık atmışlar: “PENDİK’TE IŞİD KAMPI KURMUŞLAR!” “Amerika’nın Sesi” internet sitesi dahi bu kadar aşağılık bir şekilde hüküm verici bir dil kullanmaya cesaret edememiş ve “İstanbul’da IŞİD Operasyonu” başlığını atmış. Kraldan çok kralcılık, Yalancılık, iftira, gammazcılık, zulmü alkışlamak, bu tamamı ahlâksız medyanın müttefik oldukları İslâm Düşmanı dilin unsurları. Söylemde Müslüman görünüp, “mümin kardeşlik hukuku”na hiç esmeyen “İslâmcı medya” ve “İslâmcı Camiâ” da bu dilin “sessiz ortak”ı. Güya karşı oldukları Amerika’nın yaptığı IŞİD canavarlaştırmasına ayak uydurarak veya “paralel örgüt” paravanı etrafında sürdürülen operasyonlarla gözaltına alınan binlerce masum müslümanın hakları ile ilgili bir hassasiyet var mı? “IŞİD’i seviyorsa evleri basılsın!” “Gülen’i seviyorlarsa, evleri basılsın!” Amerika’nın Esas Düşman tayin ettiği IŞİD’e sempati duymak veya Fetullah Gülen’e sempati duymak gerçek bir hukuk anlayışı altında suç değildir ki! Hamaset edebiyatı yapmayı bırakıp, Amerika Terör Örgütü’ne karşı daha iyi mücâdele et de, sana sempati duysunlar! Asıl sorumlu olarak Siyasî İktidar mevkiînde değilmişsin gibi icraatlarını başkalarının üzerine atma kolaycılığına kalkma da, Gülen yerine seni sevsinler! Binlerce masum müslümanı, IŞİD’in Amerika’ya ve bölgedeki işbirlikçilere karşı yaptığı bir eylemi “facebook’ta beğendiği” için gözaltına aldıran ve polis eşi, savcı babası, dersanesinde öğretmen kardeşi olduğu için Gülen cemmatine mensup Müslüman hanımların adliye önlerinde Kur’ân okumalarına aşağılık bir dille saldıran, aynı “İslâmcılar”dır! Bu “İslâmcılar”, 28 Şubat’ta bile görülmemiş çapta müslümanlara karşı yapılan toplu gözaltıları, hukuksuzlukları aslında yaşamadılar!.. Bunlar, 90’larda İbdacıların evlerine yapılan hukuksuz saldırılarda da aynı dili kullanıyorlardı. “İBDA-C Terör Örgütü üyesidir kesin. Haber yapmayalım. Konuşmayalım.” “28 Şubat mağdurları”nı oynayan bu “İslâmcı tipi” aslında hiçbir zaman İslâm düşmanları tarafından bir tehlike olarak görülmemiş ve gerçekten “mağdur” edilmemişlerdir… Onun için 21 senedir zindanlarda tutulan Müslümanlar, halâ zindanlarda! Amerika ve işbirlikçi hükümetleri karşısında mücâdele veren İbdacılar ve diğer Müslümanlara karşı yapılan saldırıların, onun için hesabını sormak bir yana, mevzu dahi etmezler. Hemen üzerinde çocukların okuduğu Kur’ân Kursu bulunan Adımlar Dergisi’nin bulunduğu binâ topyekûn tahrip olur ve Ünsal Zor şehid olur… Sırf başta Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere, 28 Şubat’ın gayrı hukukî uygulamalarıyla tutuklanan Müslümanların salıverilmeleri için Bolu F Tipi Cezaevi’ne gittiği gerekçesiyle Müslümanlar hakkında onyıllarca ceza istenen davalar açılır… Ve aşağıda okuyacağınız gibi, son 13 yılda onbinleri bulan hukuksuz uygulamalar olur; “İslâmcılar”, bunları Hükümetin Penceresi’nden görür ve susar! 14 yaşında çocukların 28 Şubat döneminde tutuklanmasını kendi aşağılık politikaları dahilinde, kendi “ortak mağduriyet”leri gibi pazarlayan hükümet ve çevreleri, bugün, 9 yaşındaki “muhacir”/sahipsiz müslüman çocukların silahlar altında gözaltına alınmasını dile getirmezler! Susan, Dilsiz Şeytandır! Aşağıda, bugün söz konusu İşgâlci medyanın (Sahte İslâmcısı-Sahte Düşmanı) başlıklarına konu olan haber üzerine Adalet Platformu’nun kamuoyuna yaptığı açıklamayı sizlerle paylaşıyoruz. Son bir not olarak kaydetmek gerekir ki, söz konusu hukuksuzlukları dert edinen Adalet Platformu’ndan Adem Çevik bey’den öğrendiğimize göre GÖZALTINA ALINAN ÇOCUKLARIN TAMAMI SERBEST BIRAKILMIŞTIR!!! Hükümet ve çevrelerinin “muhacir kardeşlerimiz” edebiyatı yaparken, kardeşlerimiz ve evlâtlarına revâ gördükleri muameleye lânet! ADIMLAR Dergisi ADALET Platformu’nun açıklaması: TÜRKİSTANLI ÇOCUKLARA TERÖRİST MUAMELESİ Türkistanl mülteci çocuklar terör suçlamasıyla gözaltına alındı. Dün gece İstanbul’da 17 faklı adrese yapılan operasyonunda, mülteci çocukların eğitim ve öğretim gördüğü bir derneğe baskın düzenlendi. Baskında, Muhacir Mülteci okulunda kalan çocuklar gözaltına alındılar. Türkiye’de 25 Temmuz’da başlayan IŞİD operasyonları hâlen devam ediyor. Bu operasyonlarda binlerce kişi IŞİD üyesi olduğu gerekçesi ile gözaltına alındı. Ancak bu kişilerden çok azı tutuklandı. Gözaltına alınanların çoğunluğunu IŞİD ile hiç bir ilişkisi olmayan kişiler oluşturuyor. IŞİD üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan isimler arasında IŞİD karşıtı duruşu ile tanınan kişilerin de olduğu ifâde ediliyor. Son olarak dün gece (18 Ekim 2015) Pendik’te “IŞİD operasyonu” düzenlendi. Eş zamanlı baskın düzenlenen mekânlardan 3 tanesini Pendik’te yaşayan Türkistanlı mültecilere ait okullar oluşturuyor. IŞİD ile bağlantısı bulunmayan okullarda çoğunluğu 18 yaşının altında olan mülteci çocuklar Kur’an ezberi yapıyor ve İslâmî ilimler tahsil ediyorlardı. Baskında gözaltına alınan 30’a yakın çocuk, Pendik ve Maltepe’de bulunan karakollara götürüldüler. Uluslararası Adalet Platformu Başkanı Âdem Çevik olayla alakalı, “Türkistanlı çocuklara terörist muamelesi yapılmasını doğru bulmuyoruz. Bizim yakından ilgilendiğimiz muhacir çocukların eğitim aldığı bu mekânlar; dün gece kapısı kırılarak özel harekât polisleri tarafından basıldı. Basılan bu 3 muhacir okuluna daha önce polisler defalarca gelmişler ve kendi gözleriyle bizzat görmüşlerdi buralarda çocukların eğitim aldığını.” Dün, önder şurasına katılan Millî Eğitim müsteşarına muhacirlerin eğitim problemini anlatan Türkistan Birliği Başkanı Âdem Çevik “bugün de Önder şurasına katılacak Başbakan Davutoğlu’na çocukların serbest bırakılması ve Türkistanlı muhacirlerin problemlerinin başta ikâmet meselesi olmak üzere çözülmesi konusunu görüşmeye çalışacağız” ifâdelerini kullandı. Muhacirler Platformu sözcüsü Muhammed Ali Akman ise, “Nasıl bir ülkede yaşıyoruz ki 9 yaşında çocuklar IŞİD üyesi olmak suçundan gözaltına alınıyor. Hiç bir suçu olmayan bu çocuklar bir ân önce serbest bırakılmalı. Eğer gözaltı süreleri bugün sona ermezse yarın tüm duyarlı Müslümanlar ile çocukların tutulduğu karakolun önünde toplanarak basın açıklaması yapacağız.” açıklamasında bulundu. Hükümetin uzun yıllardır çözemediği mülteci politikaları yüzünden binlerce Türkistanlı mülteci aile Türkiye’de kaçak olarak yaşamaktalar. Oturum izinleri olmadığı için bu mülteci ailelerin çocukları, Türkiye’de resmi okullara alınmıyorlar. Mülteci aileler de bulundukları bölgelerde Türkiye vatandaşlarının da desteğiyle eğitim mekânları açarak çocuklarının eğitimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Dün gece Pendik’te IŞİD operasyonundan gözaltına alınan çoğunluğu Özbekistanlı mülteci çocuklardan bazıları: – Musab (14 yaşında) – İsmail (12 yaşında) – Musa (9 yaşında) – Abdulaziz (15 yaşında) – Abdullah (22 yaşında) – Abdulhalik (12 yaşında) – Abdurahman (19 yaşında) – Abdurahman (14 yaşında) – Ali (17 yaşında) – Asliddin (16 yaşında) – Ayatullah (22 yaşında) – İlyas (22 yaşında) – Usameddin (17 yaşında) – Fazliddin (17 yaşında) – Osman (22 yaşında) – Muhammad Ali (16 yaşında) – Hüseyin (20 yaşında)

BARZANİCİLİĞİ “AŞAMAMAK” DERKEN…

Sayın Ali Osman ZOR’un “Barzaniciliği Aşamayan Sahtekârlar” başlıklı yazısı, sanırım hepimizin malumu. Bu yazı, dikkatle okunup, dikkat çekilen hususlar üzerinde biraz kafa yorulursa, hâlihazırdaki hükümetin Ortadoğu politikalarını eleştirdiği gibi, Türkiye … Read More